Kapat
A+ A-

“Kırk Yedi'liler” kırk yaşında

2014'te kırk yaşına basan Kırk Yedi'liler, Füruzan'ın pek çok öyküsündeki dil titizliğiyle ince ince örülen; zaman atlamaları, bilinç akımı gibi modernist yöntemlerle derinleştirilen, birey-toplum etkileşiminin başarıyla dillendirildiği, özgün ve çarpıcı bir roman. Kitabı, Hülya Soyşekerci değerlendirdi.
Yayınlanma tarihi: 23 Mayıs 2014 Cuma, 16:08

[Haber görseli]Senfonik bir roman

Füruzan bence edebiyatımızın yaşayan en incelikli kalemlerinden biri. İnsan hikâyelerini, dönemin toplumsal ilişkileri üzerinden psikolojik derinlikle ve inanılmaz bir ayrıntı ustalığıyla dile getirdiği eserleriyle dilimizi taçlandıran, edebiyatımıza yüksek değer kazandıran Füruzan’ın Kırk Yedi'liler romanı da 2014’te kırkıncı yılına ulaştı.

Kırk Yedi'liler ile 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü alan yazar, aynı yıl bir söyleşisinde, roman ve dil bağlamında kısaca şunları söyler: “Romanı yazmaya giriştiğimde konuyu uyarıcı, canlı kılabilmek için gerekli saydığım sözcükleri aradım. Yerli yerinde kullanmaya özen gösterdim. Romana boyut katabilmek için arayışlarım, didinmelerim oldu. Dil, bu boyut koyabilme çabamda biçimle birlikte iç içeydi. Hayatın insanla değişkenlik kazanan uzantısını, rastlantısal olmayan zaman bütünlüğünü her an duydum” (Milliyet Sanat, 3 Ekim 1975, s. 152).

TRAVMATİK BİR ZAMAN

Kırk Yedi'liler, yazarın pek çok öyküsündeki dil titizliğiyle ince ince örülen; zaman atlamaları, bilinç akımı gibi modernist yöntemlerle derinleştirilen, birey-toplum etkileşiminin başarıyla dillendirildiği, özgün ve çarpıcı bir roman. Füruzan’ın, canlı, içten, sıcak anlatımı; ülkemizin zorlu bir toplumsal kırılma dönemini, bireyler ve kuşaklar üzerinden, roman gerçekliği içinde dile getirmede etkin bir rol oynuyor ve yazarı ustalığa taşıyor.

Kırkyedili’ler’de, esnek bir anlatım tarzını benimseyen Füruzan, olayların akışı ve kişilerin durumlarına göre, bazen birinci kişi anlatımını; çoğu zaman da üçüncü kişi anlatımını yeğliyor. Romanında bunu dikkatle ve işlevsel biçimde uygulamaya dikkat ediyor; roman kişilerinin iç dünyasını, zihnini saydamlaştırmak ve oradaki gerçekleri okura doğrudan göstermek için de yer yer birinci kişi (benöyküsel) anlatımı kullanıyor. Bu romanda, özellikle çağrışımlar, kişilerin zihninden geçerek, zaman- mekân atlamalarıyla hızla ileri geri sarılan olay kesitleri ve geçmişin muhasebesi önemli bir yer kaplıyor.

Kırk Yedi'liler’de, 12 Mart’ta gözaltına alındığı sırada zorlu ve insanlık dışı işkencelerden geçen ve sonrasında yeniden hayata tutunan Emine’nin, bu travmatik zamanın yanı sıra geçmişe, çocukluğuna; 1950'lerin ve 1960’ların Türkiyesi'nden görünümler, anılar ve yaşantılara açılmasına tanık oluyor; onun zihinsel çağrışımları üzerinden, farklı zaman ve mekânlarda yaşananları yüreğimizin içinde hissediyoruz.

Emine, çocukluğunun Erzurumu'na uzanıyor; özellikle Emine’nin çok sevdiği Leylim Nine'de, Anadolu insanının iç güzelliğini; onun Anadolu diliyle anlattığı düşleri ve masallarını buluyoruz. Romanda yer yer italik yazılmış satırlarda, tutanak tarzında oluşturulmuş anlatımlar yer alıyor. Resmi bir dille yazılan bu kısa biyografiler, anlatılanların sadece Emine’nin değil, bir kuşağın hikâyesi olduğunu daha net görmemizi sağlıyor.

Kırk Yedi'liler ilk yayımlandığında (1974), devrimci gençlerden yoğun ilgi gördü, 12 Mart trajedisi, bu romanda dile getirilen tanıklıklar üzerinden okunup yorumlandı. Bir bakıma, hayatın roman gerçeğiyle buluştuğu, sayfalarda ince çizgilerle ifade edildiği bir roman Kırk Yedi'liler. Toplumsal mücadele tarihimizde “68 Kuşağı” olarak yer alan gençlerin önemli bir kısmı 1947 doğumlu olduğu için yazar, romanına bu adı vermiş, bütün bir 68 kuşağını 1947 doğumlu kahramanı Emine’nin kişiliğinde simgeleştirmiş ve somutlaştırmış.

DİNAMİK BİR KARAKTER: EMİNE

Emine, bir kuşağı simgelemek gibi ağır bir yükü omuzlamasına rağmen inandırıcı, derinlikli ve canlı bir kişilik sergiler. O, bütün bir kuşağı, davranış, dünya görüşü ve yaşama tarzı açısından temsil ettiği gibi aynı zamanda kendine özgü bir kişilik olarak da hayat kazanır. Bu durum, yazarın, toplumsallık içinde var olan ama kendi bireyselliğini de yaşayan karakterler yaratmaya özen göstermesinden; karakterlerin, romanda tarihsel dönemi içselleştirirken aynı zamanda kendine özgü, bağımsız bir var oluş sergilemesine önem vermesinden kaynaklandığı kanısındayım. O nedenle Emine, diyalektik bir yazınsal bakışla yaratılmış dinamik bir karakter bence.

12 Mart dönemi romanları arasında gösterilen Kırk Yedi'liler, sadece bu dönemi değil, 1950’ler ve 1960’lar Türkiyesi'ni, değişen toplumu ve bu değişimin arkaplanındaki toplumsal dinamiklerindeki, insan hikâyelerini çok sayıda karakter üzerinden dillendirerek sezgi, ilgi ve kavrayışımıza sunar. Türkiye toplumunun bu dönemlerine, tarihsel bir süreç algısıyla bakmamızı sağlar. Füruzan, toplumsal tarihi, bireylerin yaşantıları üzerinden yorumlama ve dillendirmede usta bir yazar bana göre. Kırk Yedi'liler’i okurken yazarın, Türkiye toplumunun Mütareke yılları ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki değişimine, bireyler üzerinden bakan “Haraç” ve “Gül Mevsimidir” adlı öykülerini anımsadım. Füruzan’ın eserlerinde bireysel tarihlerle toplumsal tarihin iç içe geçip bir arada akmasından doğan yazınsal zenginlik, her zaman ilgi odağımda oldu.

ROMANIN KARAKTERLERİ

Emine, geçmişi anımsarken biz de onunla birlikte 1950’lere uzanırız. Erzurum’da görev yapan bir öğretmen karı kocanın (Nüveyre Hanım’la Selahattin Bey’in) üç çocuğundan biridir Emine. Ailenin ilk çocuğu Seçil, çok güzel ve duygusal bir kızdır. Küçük kardeşlerinin adı Kubilay’dır. Kubilay, pek dikkati çekmeyen, kendi dünyasında bir çocuktur; en küçük olduğu için ailenin ilgi odağındadır. Emine’yi, ailedekiler “ortanca” diye çağırırlar çoğu kez.
Emine, adını babaannesinden almıştır; adıyla ve duruşuyla, yaşama bakışıyla diğer kardeşlerinden ayrılan; vicdanı derinlikli, hak ve adalete dikkat eden bir kişiliktir. Adı da halka yakın bir addır; Emine, evlerindeki hizmetçi (besleme) kız Kiraz’a, onun babaannesi Leylim Nine'ye, onların çevresindeki birçok halk insanına yüksekten bakmayan bir yaklaşım içinde. Çok kitap okuması, hayatı ve olayları düşünüp sorgulamasına zemin oluşturur. Emine’de toplumsal eşitlik duygusu çok gelişmiş ve daima mağdurdan yana olmayı seçmiştir. Bu seçim, hem kibirli, soğuk, köylüleri hor gören İstanbullu annesine tepkisinden hem de okuyup düşünmesinden, hayata daha geniş bir ufuktan bakmasından kaynaklanır. Emine’nin sosyoloji tahsili yapıyor olması da bence simgesel bir anlam taşır. Toplumsal adalet arayışı, üniversite yıllarında Emine’yi sosyalist düşünceye yönlendirecektir.

Kitaptaki en olumsuz karakter, Emine’nin annesi Nüveyre Hanım’dır. Cumhuriyet idealleriyle yetiştiğini ve onları benimsediğini söyleyen ama ne yazık ki bu idealleri içselleştiremeyen; köylüleri hor gören, inanılmaz bir ikiyüzlü ahlak anlayışının temsilcisi olan Nüveyre Hanım, henüz 17 yaşındaki genç ve güzel kızı Seçil’i bir an önce zengin ve yüksek mevki sahibi biriyle evlendirmek istemektedir. Aşka, sevgiye karşı çıkan, Sennur Sezer’in vurguladığı gibi daima “devlet, düzen, ahlak” sözcükleriyle konuşan ve sevgisiz bir zırh içine kendini kapatan Nüveyre Hanım, anne olarak da yeterince şefkatli sayılmaz.

Nüveyre Hanım, bir aşk meselesi yüzünden Erzurum’a gelip kendini tamamen öğretmenliğe adayan İclal adlı genç öğretmeni, çevredeki dedikoducu kadınlarla ağız birliği ederek yerden yere vurur. Konuştuklarında mantık bulunmaz; “İclal, eğer iyi bir ailenin kızı olsaydı öğretmen olmazdı” diyecek kadar akıl dışılığa savrulmuştur. Kocası ve çocukları, evde Nüveyre Hanım’ın tahakkümü altındadır; ondan çekinir ve onunla tartışmak yerine sessizliğe bürünür.

Nüveyre Hanım, evde her işe koşan Kiraz’ı ve ninesi Leylim’i hakir görür; onların şahsında bütün köylüleri, eğitimsiz ve kaba bulur. Halkçılığı ilke edinen Cumhuriyet aydınlarından biri olması gerekirken bunu tamamen unutarak anlamsız, kibirli bir seçkinciliği kendine ilke edinir. Bu noktada, Füruzan’ın kimi öykülerinde, zengin evlerinde her işe koşup hizmet eden ve bunun karşılığını aşağılanma, küçümsenme olarak alan yoksul, öksüz, kimsesiz besleme kızları anımsarız. Füruzan’ın temel meselelerinden biri toplumsal elitizm ve yoksulluk çelişkisi. Yazar, öykülerinde Osmanlı elitlerine ne kadar karşı ise Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkan yeni elitizme de o kadar karşı. Asıl gidilmesi gereken yer Anadolu; Anadolu’nun güzel ve temiz insanlarına ışık götürülmesi, onlara eğitim kazandırılması gerekirken aydınların çoğunun yolunu seçkincilikte kaybetmeleri, ideallerini kaybetmeleri demektir. Önce insanları, sonra yoksulları ve giderek Anadolu halkını seven; acıları, kederleri ve yaşayan sözlü kültürü ile Anadolu’nun kaynaklarına küçük yaşta Leylim Nine'den dinlediği masallarla ulaşmaya başlayan Emine, yüzyıllarca mazlum ve mağdur olmuş, aşağılanmış yoksul halka sevgiyle bakar.

Emine’nin ablası Seçil bir lise son sınıf öğrencisiyken baştan beri evli olduğunu gizlemeyen Ertegün üsteğmene âşık olur; katı, gelenekçi bir insan olan annesi, Seçil’in bu aşkı yaşamasına karşı çıkar; Seçil’in sevdiği adam da bir süre sonra çevrenin baskılarına boyun eğmek zorunda kalır. Seçil, Nüveyre Hanım tarafından, İstanbul’a, anneannesinin yanına gönderilir. Yüreğinde kırık bir aşk hikâyesiyle yapayalnız kalan Seçil, daha sonra İzmir sosyetesinden çok zengin bir avukatla evlenecektir; tam annesinin istediği bir evliliktir bu. Ancak iç dünyasındaki o yoğun karmaşayı asla bitiremeyen Seçil, bir süre sonra sahte parıltılar ve maskelerle dolu çevresinden sıkılacak ve intiharı seçecektir.

Bütün bu olaylar Emine’nin de aşkın, sevginin ne olduğunu sorgulamasını sağlar. Üniversite yıllarında öğrenci hareketi içinde tanıştığı Haydar’la aralarında önce güzel bir dostluk, sonra güçlü bir aşk doğar. Bu aşkın temelinde insan sevgisinin bulunması, her iki tarafın eşit ve dengeli bir konumda olmaları farklı ve nitelikli bir sevginin kapılarını açacaktır onlara. Sezer Ateş Ayvaz’ın belirttiği gibi burada kadın-erkek ilişkisini eşitlikçi bir yaklaşımla işler Füruzan. Pek çok 12 Mart romanında ve siyasi romanda kadın edilgendir; ona toplumsal bilinç, çoğu zaman erkeğin aşkı ile kazandırılır. Bir bakıma erkek, kadına bilinç taşıyandır; o nedenle eşitliksiz bir durum söz konusudur. Kırk Yedi'liler’de ise bu durum aşılmış; eşitlik; toplumsal bilinç düzeyinde de gerçekleştirilmiştir.

KIRILMA NOKTASINDAN GEÇMİŞE YOLCULUK YAPMAK

Kırk Yedi'liler, sadece 12 Mart ve 68 kuşağı üzerinden değil, başka bakış açıları ve inceleme konuları yönünden de ele alınabilecek nitelikte, çok katmanlı bir metindir aynı zamanda. Romana, politik, sosyolojik, tarihsel, feminist, psikanalitik okumalara açık, çoğul anlamlı bir roman olduğu için çoksesli, “senfonik bir metin” de diyebiliriz.

Pek çok farklı anlatım tekniklerinin uygulandığı Kırk Yedi'liler iç içe geçen, birbirinde süren insan hikâyeleri ile her sayfada biraz daha zenginleşen bir roman. Kitabın yazarının, öncelikle çok iyi bir öykücü olduğunu kanıtlıyor bütün bu insan hikâyeleri. Ülkemizden insan manzaraları, çok sayıda canlı roman kişisi ve portreler geçididir bu unutulmaz roman.

Kırk Yedi'liler’de bir kırılma noktasından geçmişe yolculuk yapılarak tarihsel, sosyal, bireysel perspektiften eski yılların muhasebesi gerçekleştiriliyor. Zamansal kesitler, Emine’nin yaşadıklarının önemli bir kısmını görmemizi sağlıyor; büyük bir ülke mozaiğini de bu zamansal kesitlerde yaşananları bütünleştirerek görebiliyor ve toplumsal farkındalığa ulaşabiliyoruz. Böylece, tarihsel zaman ve sosyal zaman katmanlarını kişisel hayatlar üzerinden okuyor, bireylerde yaşayan, somutlaşan zamanı derinden hissedebiliyoruz.

68’liler, Cumhuriyet’in ilk isyancı kuşağı olarak hayalleri ve hüsranlarıyla toplumsal tarih sayfaları arasında soluk almaya devam edecek. Füruzan’ın derin ve incelikli bir bakışla bu devrimci ve idealist kuşağı dillendirdiği Kırk Yedi'liler de bence edebiyat tarihi sayfalarında onurlu, saygın, unutulmaz harfleriyle daima var olacak ve asla unutulmayacak.

Kırk Yedili'ler 40 Yaşında / Füruzan / Yapı Kredi Yayınları / 524 s. 

 

Cumhuriyet İMECESİ