A+ A-

Harun Candan'dan 'Yarım Ay'

Harun Candan, “Hayalname” ve “Yağmur Dinecek, Kimse Bilmeyecek”ten sonra üçüncü romanı “Yarım Ay”la çıkageldi. Candan’la yeni romanını konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 01 Aralık 2017 Cuma, 21:58

[Haber görseli]‘Ayın hem aydınlık hem de karanlık tarafı
  
- Ay neden yarım?
Hikâyenin karanlık ve bilinmez bir tarafı var. Yarım kalan aşk var sonra. Hikâyenin kendi de yarım kalıyor bana sorarsanız. Bitmiyor ama bunu açarsam okumayanlara ayıp etmiş olurum.

- Kitabın kahramını Selene kimdir ya da nedir?

- Selene teğet geçip yitirmek, sonra da peşine düşmektir; arayıştır. Selene’nin madde hâlini değil, manasını arıyor Can. Gerçi okuyucular farklı anlamlar da yükleyebilir. “Bu böyledir” gibi bir tavırda olmamaya çalışırım genelde.

- Bu bir “aşkın peşinden gitme” kitabı mı, yoksa cinayet kitabı mı? Sizin her kitabınızda “erkek aşkı” fazlasıyla yer alıyor, ki pek alışıldık bir durum değil...

- “Arayış” kavramı benim aklıma daha çok yatıyor. Aşk ve ölümün yan yana gelmeyeceği hususunda Yunus Emre asırlar önce noktayı koymuş: “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.” Tam da bu yüzden aşkı cinsiyete hapsetmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü oradaki “hayvan” denilen insan bedendir. Erkek ya da kadın, bedenlerimiz ölür. Aşk iki beden arasında değil, iki gönül arasındadır. Aşkın cinsiyeti olmaz. Tercih konusunda bilinçli olduğumu söyleyemem. Hikâyeyi içinde aşk da olsun diye kurmuyorum.
 
“HER ŞEY ESMADAN İBARETTİR”

- Önceki iki kitabınızda kahramanların isimleri yoktu ama bunda isimli cisimli Can, Ahmet ve Selene var. Ne değişti?

- İlk kitabım Hayalname’de bir katilin ağzından dinliyoruz hikâyeyi; ismini vermemesi, okuyucudan dahi gizlemesi bu yüzden. İkinci kitabım Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek’teki ada, dünya hayatını temsil ediyordu. Orada başkarakter müfettiş üzerinden “insanı” anlatmaya çalıştım, bu yüzden anonim kaldı. Yarım Ay’da da işler farklı değil aslında. Can’ı karakterin özel isminden ziyade varlığın özü olarak düşünüp koydum. İsimleri önemsiyorum. Her şey esmadan ibarettir. Bir de bir yol ayrımına gitmeliydim yoksa bu karakterlerin isimsiz olması hâli bir üsluba dönüşecekti ister istemez.

- Kitabın kahramanı Can, akıllı mı yoksa paranoyak mı karar veremiyorsunuz, sizce?

- Bence kendi iradesini, kendi iradesiyle, Arif Bey’in iradesine teslim etmesi lazım. Arif Bey’in anlattığı menkıbelerde ipuçları var. Epigraflardan birinin “Aç gözünü âşık!” olması da bununla ilgili. Hem sonra, dünyanın en akıllı insanı olsa ne olur? Elindeki kova ne kadarsa denizden o kadar su çekebilir. Şüpheci olmasındansa akıllı olmasını yeğlerim tabii.

- Önceki iki kitabınız için “İkisi de çizginin karanlık tarafında kalan kitaplar,” yorumu yapmıştınız. Yarım Ay’ı nereye koyarsınız?

- Yarım Ay çizginin tam üstünde. Ayın hem aydınlık, hem de karanlık tarafı. İkisine de ait. Bu mümkün mü peki, bir şey hem aydınlık hem de karanlık olur mu? Oluyor, işte gökyüzündeki yarım ay… İleride nasip olursa aydınlık tarafta kalan kitaplar da yazmayı planlıyorum. Hep böyle karamsar hikâyeler anlatacak değilim.
 
“İNSAN HEP DAHA FAZLASINI İSTER”

- Bir önceki kitabınız Yağmur Dinecek, Kimse Bilmeyecek’te kahramanları bir adaya hapsedip oradan çıkarmamıştınız. Fena hâlde sıkışmışlık hissi yaşanıyordu, bu sefer neden sürekli bir yolda olma ve yeni yerlere gitme hâlini tercih ettiniz?

- O ada dünya hayatını sembolize ediyordu. Tehlikelerle doluydu. Sıkışıklık hissiyatı da bu yüzdendi; ait olunan esas yer burası değil çünkü. Yarım Ay elbette başka bir hikâye… Yeni yerlere gitme hâli bundan sonraki kitaplarımda daha çok olacak. Uzak yerleri, başka hayatları, keşfedilmeyi bekleyen binlerce hikâyeyi merak ediyorum. Siz etmez misiniz? Zaten hayatın kendisi başlı başına bir yolculuk değil midir?

- Yine daha önceki kitaplara göre bu kitapta daha fazla felsefe, tarih, arkeoloji ve mitoloji yer alıyor. Bunların hepsini birleştirmek üstüne bir de cinayet eklemek, fazlasıyla riskli değil miydi “cinayet hikayesi”ni anlatırken?

- Riskliydi sanırım fakat bazen risk almak gerekiyor. Tabii dikkatli bir göz lazım ki editörüm Aslı Güneş bu konuda çok iyi. Bunların haricinde katmanlı hikâyeler, karmaşık kurgular, iç içe girmiş öyküler, yazmaktan önce okuyucu olarak da benim daha çok hoşuma gidiyor. Fikir aşamasındaki yeni kitabımda işleri daha da karışık hâle getirmeyi deneyebilirim.

- Önceki kitaplarınıza kıyasla bu kitapta sadece cinayet değil, korku öğeleri de yoğun; mezarlıklar, surlar, karanlık kuytu köşeler...

- Can, Selene için endişe ediyor, korkuyor. Ondan habersiz geçen her gün korkusu büyüyor. Başka birinin gözünden olsa surları, mezarlıkları farklı görecektik. Ölmüş bir yakını üzerinden hüznü verebilirdik pekâlâ. Ama hayır, Can korkuyor. Baktığı her yerde korkuyu görmeye başlıyor. Böyle değil midir? Evde yalnızken ürpersek tıkırtılar duymaya başlarız.
 
“HANGİ SEBEP BİR KATİLİ HAKLI ÇIKARABİLİR?”

- “Bir cinayet işlemek için her zaman sebebe ihtiyaç yoktu,” diyorsunuz. O zaman bu cinayetler neden işleniyor?

- İnsan davranışlarını önceden kestirebilmek güç. Sanatla cinayet arasında bir bağ olabilir mi? Olabilirmiş, bunu da yeni öğrendim. Gidip söz gelimi resim yapsa sorun kalmayacak belki ama cinayet işlemeyi tercih ediyor. Hem de bunu estetik bir taklitçilikle yapıyor. Bir de şu var. Hangi sebep bir katili haklı çıkarabilir? İnsanlara kendini nasıl ifade eder? Onları nasıl ikna eder? Neyse, soruya soruyla cevap vermiş olmayalım.

- Peki sizin kitaptaki neden işleniyor?

- Bir tatminsizlik söz konusu. Her gün gökten önlerine inen kudret helvası ve bıldırcın eti bir süre sonra İsrailoğullarını tatmin etmemişti. İnsan hep daha fazlasını ister. Maddi olarak sınırsız güce sahip olsanız mesela, aynı kişi mi olurdunuz?

- İnsan zevk için cinayet işler mi?

İşler. İnsandan her kötülük beklenir. Yasaklar nefsin sevdiği şeylerdir. Cinayet de nefsi besleyebilir pekâlâ. Ama yine insan, melekten de üstün oluyor gayretiyle. İnsan var, insan var.

- Katile bakınca şeytan değil, melek görme ihtimalimiz nedir gerçekte?

- Mümkün. “Melek gibi biriydi, nasıl yaptı inanamadık,” diye okuyoruz gazetelerde. İnsanın başına her şey gelebilir. Buzun üstünde yürüyoruz. Zaten şeytan, çirkin şeyi güzel gösterir. Ama görmesini bilenler, şeytanla meleği ayırabilirler pek tabii.
 
Yarım Ay / Harun Candan / Doğan Kitap / 352 s. 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer