Kadın şairin başkaldırısı

Altıdan Sonra Tiyatro’nun sahnelediği ‘Nihayet Makamı’ şiddet dolu eril bir dünyada kadın dayanışmasını gündeme getiriyor.

14 Nisan 2019 Pazar, 23:05

Günümüzde tarihsel oyunlara eğilim bir kaçışı mı gündeme getiriyor, yoksa tarih aracılığıyla bugünle hesaplaşmayı mı? Bir dönem resmi tarih ideolojisinin ışığında yazılan oyunlar bugün yerini insanın varoluşuna özgü temel kavramların tartışıldığı bir alana bırakıyor. Bu süreçte alternatif bir tarih anlayışı bağlamında ötekileştirilenlerin, kadınların, sanatçıların, azınlıkların öyküleri ön planda. İlk Ermeni feministlerden Zabel Yaseyan’ın öyküsü (Boğaziçi), Ermeni sanatçı Mari Nivart’ın yaşamından esinlenen “Unutulan”(Yersiz Kumpanya) ve şair Nigar’ın yaşamına gönderme yapan Burçak Çöllü’nün yazdığı ve müziklerini hazırladığı “Nihayet Makamı” (Altıdan Sonra Tiyatro) son dönemde etkilenerek izlediğim oyunlardan bazıları.

Gerçek bir yaşamöyküsüne dayanan bu oyunların ortak yanı politik dalgalanmaların özel yaşamı nasıl etkilediğini göstermesi. “Zabel”de politik şiddet ve baskılara karşı bir mücadele gösterilirken, “Unutulan”da Mari Nivart’ın yaşamından esinlenerek paçavra gibi bir kenara atılan Ermeni kadın oyuncuların çaresizliği gündeme geliyor, “Nihayet Makamı”nda ise işgal altındaki Kurtuluş Savaşı’nda korku içinde yurtdışına kaçmak isteyen şair Şehvar ile hizmetçisi Sabriye arasındaki imkânsız aşk sergileniyor. Belki de “Nihayet Makamı”nı diğerlerinden farklı kılan şiddet dolu eril bir dünyaya karşı kadın dayanışmasının ve sanatın gücünü gündeme getirmesi.

Aşk, sevgi, sadakat, müzik, ölüm izlekleri büyüleyici bir müziğin ön planda olduğu bütüncül bir sahne yorumu ve oyunculukla iç içe gelişiyor. İlişkilerdeki kopukluk ve çatışmalar düş ve gerçeğin, hayaller ve karabasanların birbirine karıştığı iç daraltıcı kapalı bir mekânda (dekor: Y.Sertdemir) geçerken farklı dünyaların kadınları ortak bir noktada buluşuyorlar. Gösterilen korku ve ölümün kol gezdiği bir çöküş dünyası. Aslında iç ve dış çatışmaların yaşandığı bu hüzünlü ortamda buluşma hiç de kolay olmuyor. Şehvar hem kendini sanatına adıyor hem de “kadından şair çıkmaz” görüşünün baskın olduğu ve kadının eve kilitlendiği erkek dünyasında kadın şair olmanın dışlanmışlığını yaşıyor, hem bu zihniyete başkaldırıyor hem de onu terk etmiş olan eşinin hâlâ onu kurtarmasını bekliyor, hem yaşadığı ülkeye ve kökenlerine bağlı hem de gitmek hayalleriyle oyalanıyor, hem onu gönülden seven sadık hizmetçisinden kopamıyor hem de onun sınıfından olanları “ayak takımı” gibi sözlerle aşağılayabiliyor, hem yaşama bağlı hem de son günlerini yaşıyor. Efendisinin şiirlerini gizlice besteleyen Sabriye ise ona ölesiye bağlı. Oyun insan ruhunun gizemli yanlarını çıkaran psikolojik bir oyun mu, yoksa batı-doğu, efendi-uşak, erkek-kadın, hayal-gerçek, yaşam-ölüm kutuplaşmasını farklı açılardan irdeleyen bir parabol mu? Duygusal anlar ilkine gönderme yapsa da öykünün karşıtlıkların çatışmasından oluşan model karakteri de düşünselliğini vurguluyor. Bu yönüyle hem duygulandırıcı hem de düşündürücü. Sevgi, aşk ve sanatın her tür kutuplaşmayı aşan büyüleyici anlar oluşturabileceği iletisi ise idealist bir ütopyaya işaret ediyor.

Kolektif bir yaratıcılık
Sanırım oyunun tam olarak alımlanması hem model karakterini görmemize hem de bu iç daraltıcı dünyanın sınırlarını aşan ütopik anları yaşayabilmemize bağlı. Tek bir yönde sözgelimi sadece iki kadının aşkı ya da müziğin gücü gibi duygusal anlarda odaklaştığımızda oyun kolaylıkla bir müzik perisinin çökmekte olan konakta hayalet gibi dolaştığı (Dolunay Pircioğlu) bir melodrama dönüşebiliyor.

Oyunculuğun ön planda olduğu bu oyunda Gülhan Kadi ve Ayşegül Uraz ikilisi çok başarılılar. Özellikle A.Uraz hem inişleri çıkışlarıyla Sabriye rolünü hem de dış dünyanın habercilerini, zerzevatçıyı, dedikoducu komşuyu, karısını aldatan Necip beyi rolden role girerek etkileyici bir biçimde oynuyor. Sonuçta oyunculuktan müziğe ve sahne tasarımına değin bu oyuna emeği geçen herkesin kolektif bir yaratıcılıkta buluştuğu bu oyun izleyicisinden hem duygusal hem de düşünsel açıdan çok şey bekleyen değerli bir çalışma.