Anlatım sanatının incelikleri...

Cannes Film Festivali’nden notlar

Mehmet Basutçu / Cannes
24 Mayıs 2019 Cuma, 13:18

 

Bu yıl festivali sadece iki sıfatla tanımlamak gerekirse, romantik ve politik demek herhalde yerinde olacaktır. Toplumsal ve siyasal konulara el atan “vatandaş sinema” diye adlandırabileceğimiz çerçevesi geniş türün tedirginlik yaratan sağlam örneklerinden bunalanlar, “sinema herşeyden önce öykü anlatma sanatıdır, mizansen becerisidir” demekte son derece haklıydılar. Özlemledikleri türden filmleri bulmakta da gecikmediler. İzleyicisini duygu sömürüsü yapmadan heyecanlandıran, anlatım dilleri klasik ya da yenilikçi, şiirsel ya da yalın, metaforlar gerisinde alabildiğine gerçekçi ya da iğneleyici olabilen birçok Altın Palmiye adayı, içtenlikle uzun uzun alkışlandı.

Katıksız bir tutkunun alevleri…

Cumartesi gecesi açıklanacak ödül listesinde yer alacağını rahatlıkla öngörebileceğimiz Fransız kadın yönetmen Céline Sciamma, “Portrait de la jeune fille en feu” (Ateş Alan Genç Kadın Portresi) ile,18. Yüzyıl Fransa’sına davet ediyor izleyicisini. Deniz kıyısına yakın güzel bir malikânede alevlenen eşcinsel tutkuyu, duyarlı gözlerle izliyor; son derece pürüzsüz duru anlatımıyla da, alabildiğine sıcak kılmayı başarıyor. Konağın iyi terbiye almış genç ve güzel kızı, ailenin seçtiği damatla evlendirilmeden önce portresini yapması için misafir edilen genç ressam kadına günlerce poz verirken, aralarında giderek derinleşen bir yakınlık doğar... Bu ilişkinin yasak ve olanaksız bir aşka dönüşürken artan iç alevini incelikli yorumlarıyla daha da yakıcı kılmayı başaran Adele Haenel ile Néomie Merlant’ın, yönetmenleri Céline Sciamma ile birlikte ödül almaları, herhalde gönülden alkışlanacaktır…

Altın Palmiye Asya’da kalabilir…

Geçen yıl, Hirokazu Kore-eda’nın filmi “Aile Sırları” ile Japonya’ya giden Altın Palmiye, bu yıl da Asya’da kalabilir! Güney Kore sinemasının sivrilen adı Bong Joon-ho (1969), bugüne dek gerçekleştirdiği yedi filmin en iyisi olan “Parazitler”le Cannes’da çoğunluğun gönlünü hemen fethetti. Bol katmanlı özgün senaryosu, temiz ve özenli görüntüleriyle günümüz Kore’sinden farklı yaşam kesitleri sunarken, incelikli kara mizahla renklenen olağanüstü bir toplumsal mozaik çizen ”Parazitler”, yaratıcı sinemasının, türden türe olağanüstü bir akıcılıkla atlamayı başaran pırıltılı örneklerinden biri. Bong Joon-ho, sıradan bir dolandırıcılık öyküsünü hoş bir peri masalı gibi anlatırken, aniden keskin virajlar alıp, çok farklı bir korku filmine dönüştürmeyi başarıyor Sonra yine kara güldürüye atlayıveriyor. Üstelik, bol fantezi yüklü bu muzip dramaturji içinde, toplumsal, politik hatta felsefi göndermelerde bulunmak lüksünü de kendine tanıyarak…

Bir bodrum katında marjinal yaşam süren yoksul ailenin işsiz güçsüz tembel fertleri, aslında fırsat kollayan son derece kurnaz ve tehlikeli dolandırıcılardır; bir o kadar da rahat, şen şakrak insanlardır. Yeni stratejiler üretmekte de ustadırlar… Bong Joon-ho filmindeki karakterleri çok sevmektedir aslında; dikkatle izler onları, şevkatle kucaklar…

Günümüzün gelişmiş zengin ülkelerinde sosyal adalet kalmadığına, gelir çatalı durmadan açıldığına, sokaktaki insanın ayakta kalması giderek zorlaştığına göre, küçük dolandırıcılar büyük dolandırıcılara neden özenmesinler ki?