Son cihat çağrısı ve Ayastefanos’ta ilk Türk filmi

Osmanlı Devleti için bir utanç, Ruslar için bir zafer anıtı olan “Ayastefanos Rus Abidesi” I. Dünya Savaşı’nın başladığı dönemde, 14 kasım 1914’te yıkılmıştır.

Bülent Kerimoğlu
14 Kasım 2019 Perşembe, 00:01

Osmanlı Devleti’nde Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının ikinci yılında o zamanki adıyla bilinen Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878) büyük bir yenilgi ile sonuçlanmış ve çok ağır şartlarda bir barış antlaşmasına mecbur edilmiştir. İlk kez batıdan ve doğudan Anadolu’ya kitlesel göç hareketlerinin yaşandığı 93 Harbi, Osmanlı Devleti için çok ağır insan ve toprak kaybına sebebiyet vermiş, ağır tazminat şartlarına zorlanmıştır. Bu tazminat şartlarından biri de eski adıyla Ayastefanos şimdiki ismiyle Yeşilköy’de ölen Rus askerleri için beş yıl süren uzun bir çalışma sonrasında kilise görünümlü bir zafer anıtının yapılmasıdır. Osmanlı Devleti için bir utanç, Ruslar için bir zafer anıtı olan “Ayastefanos Rus Abidesi” I. Dünya Savaşı’nın başladığı dönemde,14 Kasım 1914’te yıkılmıştır.

Ayastefanos’taki Rus abidesi, kaybedilen Osmanlı topraklarının ve Osmanlı itibarının geri kazanılacağı düşüncesi ve heyecanı ile yıkılmıştır.

Ayastefanos’taki abidenin yıkıldığı gün, Osmanlı Devleti milli ve dini şuuru güçlendirmek ve toplumu savaş seferberliğine psikolojik olarak hazırlamak amacıyla Fatih Camii’nin avlusunda halifenin buyruğu, şeyhülislamın fetvası ile cihad-ı ekber ilan etmiş, tüm Müslümanların kanıyla, canıyla, malıyla kutsal göreve katılması istenmiştir. Osmanlı Devleti sınırları içinde ve dışında, Afrika’nın batısından Hindistan’a kadar tüm Müslümanları savaşa çağıran son cihat ilan edilmiştir. Müslüman dünyasında bir seferberlik olacağı düşüncesi, cihat çağrısına katılmanın tüm Müslümanlar için farz olduğu daha savaşın başında iflas etmiştir. 14 Kasım 1914’te ilan edilen kutsal görev çağrısı Müslüman toplumlarda karşılık bulması bir yana; Mekke Şerifi Hüseyin’in İngiliz altınları ile Osmanlı Devleti’ne karşı düşmanla işbirliği yapmasını, Osmanlı askerlerini arkadan hançerlemesini bile önlemeye yetmemiştir. İşte bu cihat çağrısının etkisi ile milli ve dini bir dava haline getirilen Ayastefanos’taki Rus abidesinin yıkılması; kaybedilen Osmanlı topraklarının ve Osmanlı itibarının geri kazanılacağı düşüncesi ve heyecanı ile yıkılmıştır. I. Dünya Savaşı başladığında iktidarda bulunan İttihat-Terakki Hükümeti’nin örtülü desteği ve basının güçlü çağrısı ile toplanan halk miting havasında, Ayastefanos anıtını dinamitleyerek üç günde ortadan kaldırmıştır. 

“Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’’ isimli belgesel film, ilk Türk filmi olarak kabul edilmiştir.

Savaş tazminatı olarak yaptırılan Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin yıkılışının filme çekilmesiyle başlayan sinema tarihimiz, Türkiye’de ilk kez kamerayı kullanan Fuat Uzkınay sayesinde olmuştur. Fuat Uzkınay’ın 14 Kasım 1914 yılında çektiği “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’’ isimli belgesel film, ilk Türk filmi olarak kabul edilmiştir. Türk Sinema tarihinin ilk filmi olarak kabul edilen bu belgesel film ne yazık ki arşivlerde bulunmamaktadır. Sinema tarihimizi başlatan Uzkınay; aynı zamanda sinemanın okullara girmesine ve ülke genelinde yaygınlaşmasına da önayak olmuştur.  

‘TÜRK SİNEMASI BAKIRKÖY’DE DOĞDU, BAKIRKÖY’DE YAŞIYOR’

Film sektörü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir yere sahiptir. Sinema geniş halk kitlelerini etkileyen kuvvetli bir propaganda aracıdır. “Öğreten, güldüren, düşündüren, ağlatan, korkutan… Kısacası hayatımızın içinde ne varsa tüm duygularımızı beyaz perdeye aktaran nice filmler, o filmlerden nice replikler hafızamızda yer edinmiş, bizi derinden etkilemiştir. Sinemanın günümüzdeki öneminin bilinciyle, sinema tarihimizin Bakırköy’de başlamasının ve kentimizden birçok değerli sanatçının yetişmiş olmasının sorumluluğu ile 2014 yılında “Türk Sineması Bakırköy’de doğdu, Bakırköy’de yaşıyor’’ anma etkinliği düzenledik. Sinemanın 100. Yıl anma gecesini Tarık Akan, Türkan Şoray, Göksel Arsoy, Gülsen Tuncer, Eşref Kolçak, Gülriz Sururi, Cihat Tamer, Nuri Alço ve Üstün Asutay... gibi Türk sinema tarihimizin önemli isimlerinin katılımıyla gerçekleştirmiştik. Katılan birçok sinema ve sanat emekçisinin anlatımıyla Türk sinemasının dünden bugüne gelişimini konuşmuş, fikir alışverişinde bulunmuştuk. Geride kalan beş yılda sözünü verdiğimiz birçok hedefi gerçekleştirdiğimiz gibi bu konudaki kararlılığımızı devam ettirmekteyiz. İşgal altında bulunan bir belediye mülkiyetini sanatçılar parkı olarak düzenledik ve Bakırköy’den ebediyete uğurladığımız sanatçılarımızın heykelleri ile taçlandırdık. Ayrıca Bakırköy’de sanatçılarımızın saygın hatıralarını cadde, sokak, park ve kültür merkezlerine vererek vefa örneği gösterdik. Bunun yanı sıra radyo televizyon sinema öğrencilerine her yıl düzenli burs veriyor, ücretsiz kültür sanat kursları düzenliyor, amatör kültür sanat gruplarına destek olmaya devam ediyoruz.

İstanbul’un kültür sanat başkenti olma iddiası ile devam etmektedir.

Sonuç olarak sinema tarihimizde önemli bir konuma sahip olan Bakırköy “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin “Yıkılışı ilk başladığı sinema yolculuğuna, zengin etnik ve dini kültürel kimliği, adeta bir sanatçı fabrikası gören işlevi, kültür sanat atölyeleri ve salonları ile İstanbul’un kültür sanat başkenti olma iddiası ile devam etmektedir.