‘Anayasamızda sansür yok’

Türkiye’deki yayıncılık sektörüne baktığında ne gördüğünü soruyorum Armen Martirosyan’a. Tabii konu hemen sansüre geliyor. “Bizim anayasamızda sansür diye bir şey yoktur. Bugüne kadar beni bir kitabı yayımlamayayım diye engellemeye çalışan olmadı. Ama iktidar öyle bir ortam yarattı ki insanların yüzde 40’ı ya kitap alabilecek ya da okuyabilecek durumda değil. Yani Ermenistan’da iktidar konuşanı engellemedi ama dinleyenin kulağı yok” diyor Martirosyan.
Yayınlanma tarihi: 1 Mart 2017 Çarşamba, 18:08


[Haber görseli]

Ermenistan’la Türkiye uzun yıllardır komşu olan iki ülke. Ülkelerin kapalı sınırları olabilir ama edebiyatın yok. Aslında insanların da öyle... Geçen hafta Ermenistanlı yayıncılarla Türkiyeli yayıncılar, telif ajanları, çevirmenler ve sivil toplum örgütü temsilcileri İstanbul’da buluştu. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Ermenistan-Türkiye Normalleşme Süreci Destek Programı kapsamında düzenlediği bir projeydi bu. Buluşma Antares Yayın Grubu işbirliğiyle düzenlendi. Antares’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Armen Martirosyan da İstanbul’daydı. Eğitim dilinin Rusça olduğu Sovyet döneminde okula gitmiş, anadili Ermeniceyi sonradan kendisi öğrenmiş biri, Martirosyan. Kendine yayıncılık sektöründe kariyer yapmayı seçmiş. Aynı zamanda Ermenistan’ın ilk edebiyat ajansı olan 1st Edebiyat Ajansı’nın da kurucusu. Ermenistan’da yayıncılığı büyütmek için edebiyat fonu da kurduklarını, devletin ve bu fonun Ermeniceden yabancı dillere çevrilen eserlere destek sağladığını anlatıyor. Ve Doğu Ermenicesinde Türkçedeki “kitap yayımlandı” sözüne karşılık gelecek şekilde “luys tesnel” (kitap gün ışığına çıktı) ifadesini kullandıklarını: “Ermenistan’da 1998’den bu yana karanlık bir iktidar var. Her yayıncı bir kitap yayımladığı zaman aslında biraz ışık yayımlamış oluyor. Yaptığımız şey edebiyat aracılığıyla insanların beyninde devrim yapmak.”

‘Dinleyenin kulağı yok’

Türkiye’deki yayıncılık sektörüne baktığında ne gördüğünü soruyorum Armen Martirosyan’a. Tabii konu hemen sansüre geliyor. “Bizim anayasamızda sansür diye bir şey yoktur. Bugüne kadar beni bir kitabı yayımlamayayım diye engellemeye çalışan olmadı. Ama iktidar öyle bir ortam yarattı ki insanların yüzde 40’ı ya kitap alabilecek ya da okuyabilecek durumda değil. Yani Ermenistan’da iktidar konuşanı engellemedi ama dinleyenin kulağı yok” diyor Martirosyan. Türkiye’de toplumun sözünü aktararak iktidara karşı çıkma riskini alan yayınevlerine hayranlıkla baktığını da ekliyor. 1991’de Ermenistan’ın bağımsız bir devlet olmasıyla bir pazar oluşmuş. 2002’den itibaren devletin ve diğer kurumların maddi desteğinin artmasıyla özellikle çeviri eserlerin sayısı hızla artmış. Peki, Ermenistan’daki kitap sektörünün en önemli problemleri neler? Armen Martirosyan’ın yanıtı şöyle:

“30’lu yıllarda bizim çok güzel bir tercüme okulumuz vardı. Ama maalesef Sovyet bunu yok etti. Öyle bir sistem kurdular ki sadece Rusçadan Ermeniceye çeviriler yapılmaya başlandı. O yok edilmiş okulu biz yeniden inşa etmek zorundayız. Zorlukların en önemlilerinden biri bu. Ermenistan’da kitap sektörünün çok ciddi sorunları var. Dağıtım şirketleri, kitapçılar... Sovyetler’den sonra hepsi yok edilmiş durumdaydı. Hepsini yayıncıların kendisi kurmak zorundaydı. Bugün he
men hemen hepsi az çok kurulmuş durumda. Bizim 2 milyonluk Ermenistan’da sizin 80 milyonluk ülkenizdeki yayınlarla kıyaslanabilecek yayınlarımız var artık. Kişiye düşen kitap sayısı konusunda da Türkiye’den ve Rusya’dan önde olduğumuzu söyleyebilirim.”

‘Japoncadan çeviri için 12 sene bekledik’

Ermenistan’ın en büyük yayınevlerinden biri olan Antares Yayın Grubu bugün 17 dilden çeviri yapıyor. Martirosyan yayınlarının böylece 25’ten fazla kültürü kapsadığını söylüyor. Bu sayede de dillerinin farklı kültürlerden gelen yeni kelimelerle zenginleştiğini ve Ermenistan’daki genç neslin farklı kültürlerin değer sistemleriyle tanışarak daha hoşgörülü olmaya başladığını. Anlattığına göre, asla eserin orijinal dilinden başka bir dilden çeviri yapmıyorlar. Hatta Japoncadan direkt çeviri yapabilmek için 12 sene beklemiş, çevirmen yetiştirmişler. Böylece artık Japon edebiyatından çeviriler de yayımlayabiliyorlar. Türkçeden Elif Şafak, Orhan Pamuk, Vedat Türkali, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi pek çok yazarın kitaplarını Ermenistan’daki okurla buluşturmuşlar. Hayalleri genç yazarlarının gelecekte Nobel ödülü alacak standartta eserler yazabilmesi. Ödülü almışlar, almamışlar hiç önemli değil.

Aileler çocuklarının Ermenice öğrenmesini istemiyor

Bugün Türkiye’deki Ermenilerin yayınlarına ulaşıp ulaşamayacaklarını sorduğumda ise şunları söylüyor Armen Martirosyan: “Bu insanlar çok uzun zamandır Ermenice idrak etmeyi bıraktılar. Ama bu Rusya’da, ABD’de, Avrupa’da yaşayan milyonlarca Ermeni için de öyle. Batı ve Doğu Ermenicesi arasındaki fark Azeri Türkçesiyle Türkiye Türkçesi arasındaki fark gibi. Dolayısıyla bu dil farkı sorunu değil, dil bilme sorunudur.” Türkiye’de yaşayan Ermenilerin anadili sorunu üzerine görüşüne başvurduğumuz Agos gazetesi Ermenice sayfalar editörü Pakrat Estukyan ise, “Türkiye’de 60 bin Ermeni yaşıyor. Herhalde bunun 4’te 1’i ancak Ermenice okuyabilir. Onlar da pek Ermenice okumuyor. Aileler Ermeni okullarına gönderdikleri çocuklarının ikinci ders olarak Ermeni
ce almaları yerine, İngilizce öğrenmelerini tercih etmeye başladılar. Çünkü iş ararken Ermenicenin faydası olmayacağını düşünüyorlar” diyor. Estukyan’a göre, “Kürt özgürlük hareketi Türkiye’de yaşayan diğer halklara da ilham veriyor. Kürtler anadili vurgusu yaptıkça Lazlar veya Çerkesler de eskiden bir dilleri olduğunu, ama bugün bunun unutulduğunu fark ediyorlar ve bu çok önemli bir şey...”

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Elif Şafak, Orhan Pamuk