Murat Ayneli: ‘Aslolan hayattır!’

74. Yunus Nadi Ödülleri’nde fotoğraf dalında 21 yapıtın yarıştığı; İsa Çelik, Coşkun Aral, Garbis Özatay, İbrahim Yıldız ve Dr. Ersin Turan’dan oluşan Seçici Kurul tarafından belirlenen “Fotoğraf” dalındaki ödülün sahibi Murat Ayneli ile fotoğrafın öyküsünü ve fotoğraf anlayışını konuştuk.

12 Mart 2020 Perşembe, 15:36

74. Yunus Nadi Ödülleri’nde fotoğraf dalında 21 yapıtın yarıştığı; İsa Çelik, Coşkun Aral, Garbis Özatay, İbrahim Yıldız ve Dr. Ersin Turan’dan oluşan Seçici Kurul tarafından belirlenen “Fotoğraf” dalındaki ödülün sahibi Murat Ayneli oldu. Sanatçı; 13 Haziran 2015 tarihinde Şanlıurfa Akçakale sınır kapısının karşısındaki Telabyad’tan; çevre kasaba ve köylerde bulunan çoğu kadın, çocuk ve yaşlıdan oluşan insanların sınıra sığındıkları ve ardından “Umuda Göç”ünün başladıkları sırada çektiği bir fotoğrafıyla değer görüldü. Ayneli’ye fotoğrafın öyküsünü sorduk ve fotoğraf anlayışını konuştuk.

- 2015’te Suriye sınırında savaştan kaçan mültecilerin dramına bizzat tanık olan sanatçılardan birisiniz. Yunus Nadi Fotoğraf Ödülü’nü kazandığınız fotoğrafınız da yine o anlarda çektiğiniz bir kare. O fotoğrafın acı öyküsünü ve kahramanlarını anlatır mısınız?

- 2019 yılı olmasına rağmen Suriye’deki iç savaşın izleri hala canlılığını korumakta ve masumların hayatlarına mal olmakta, insanlık onurunu ayaklar altına almaktadır. Fotoğraf, 13 Haziran 2015 tarihinde Uluslararası Koalisyon Güçleri ile IŞİD çetelerinin Şanlıurfa Akçakale sınır kapısının karşısında bulunan Telabyat’ta sıkışması sonucu; çevre kasaba ve köylerde bulunan insanların sınıra sığındıkları ve daha sonra günlerce sıcak havada aç, susuz bekleyen; çoğu kadın, çocuk ve yaşlıdan oluşan insanların “Umuda Göç”ünün başladığı sırada çekilmiştir.

FOTOĞRAF, HAYATIN KALBİNE AÇILAN PENCERE’

- Fotoğrafta hayata hangi farkındalıklar ve içeriklerde yoğunlaşmayı tercih ediyorsunuz? Fotoğraf sanatının bu bağlamdaki önemini, belgesel gücünü anlatır mısınız?

- “Aslolan hayattır” olgusu çalışmalarımda her zaman var olduğu ve var olacağı için fotoğraf sanatının sosyolojik sorumluluğunun ön planda olması; benim için yaşam döngüsünü ve yaşadığım şehri Şanlıurfa’yı belgeleme ve bu belgeleri gelecek kuşaklara aktarma adına kilit noktadadır.

İzlediğimiz belge fotoğraflarında; sıradanlığımızdan kurtularak başka hayatlara kilometrelerce öteden dokunabileceğimizi; insan olmamızın gerekliliği olan duygularımızı tüm gerçekliğiyle önümüze sermesinin etkisini hemen hissederiz. Bizi duvarlarımızdan kurtarıp, özünde hiç de yabancı olmadığımız zenginliklerimize ulaştıran bilinçli ve olumlu duruşumuzun mesajlarını belgesel fotoğrafa bağlıyorum. Kısacası benim için belge fotoğrafı, hayatın tam da kalbine açılan penceredir.

MUAZZAM BİR ÖDÜL!

- Yunus Nadi Ödülü’ne ilişkin duygularınız nelerdir?

- Şüphesiz fotoğraf alanında her ödül olumlu pekiştireçtir ve getirisi ise önemli kilometre taşlarını bu yolda dizmek için bir adımdır. Fotoğraf hayatımda birçok defa ulusal ve uluslararası ödülüm oldu. Ama bu sefer ki başka; “Yunus Nadi Ödülü”… Yunus Nadi Ödülü Türkiye’de sanat ve edebiyatın Nobel’i olarak kabul edilir. Daha önce bu ödülü yine fotoğraf dalında almış olan Vahap Akşen ustamızla bir sohbetimiz sırasında latife ederek, “Senin hep gururla anlattığın Yunus Nadi Ödülünü alıp seni geçeceğim” derdim. Ödülü ben de gururla aldım ama üstadımıza saygılarımı iletiyorum onu geçmek zaten imkânsız. Yunus Nadi Ödülü, Türkiye’de belirli amaçlara hizmet eden kurum ve kuruluşların düzenlediği bir yarışma gibi kabul edilmediği için; saygınlığını ve prestijini hiç kaybetmeden devam ettiren bu güzel geleneğin, bu muazzam ödülünü almaya hak kazanmak gerçekten benim için tarifini kelimelere sığdıramadığım büyük mutluluk ve gurur kaynağı.