“Müzik kutsal bir tören”

Kuzey müziğinin en başarılı isimlerinden biri Eivor. Henüz 17 yaşında başladığı müzik kariyerinde, eski kuzey mitleri ile endüstriyel sesleri bir araya getirdiği şarkıları ve birbiriyle bağlantılı konseptte ürettiği sanatsal yaklaşımı içeren albümleriyle tüm dünyada büyük ilgi görüyor.

11 Mart 2020 Çarşamba, 11:30

Türkiye’de de büyük bir hayran kitlesi olan Faroe Adalı sanatçı ile 12 Mart’ta Zorlu PSM’deki konseri öncesi oldukça samimi bir söyleşi yaptık.

.Müzikteki ilk ilham kaynağınızın anneniz olduğunu öğrendim. Çocukluğunuzda evde şarkı söylerken size nasıl hissettirirdi?

Ona ve şarkı söyleyişine her zaman hayrandım. Hala da hayranım. Onda son derece doğal olarak ortaya çıkan bir durumdu ve her durumda şarkı söylemeye başlayabilirdi. Bulaşık yıkarken veya bir sohbetin ortasında. Şarkı söylemenin keyfini hayatıma katan kişi kesinlikle oydu.

.Kökenlerinize son derece bağlı bir müzisyen ve sanatçısınız. Kökleriniz müzikal yaklaşımınızı nasıl etkiledi?

Bence kökenleriyle bağlantı kurmak isteyen her sanatçı, ruhunun derinliklerine kadar inmeli. Burası sanatınızın ortaya çıktığı yer oluyor. Bana gelirsek, daha çok küçükken kültürel köklerim hakkında büyük bir merakım vardı ve genç kuşaklar tarafından artık anımsanmayan eski ilahileri ve yerel halk türkülerini öğrenmek istiyordum. Böylece, büyük büyük babamın kardeşiyle birlikte küçük bir müzik mekanı açtık. Ben, o ve iki arkadaşı hafta sonları bir araya gelirdik ve birlikte eski şarkıları söylerdik. Ben 16 yaşındaydım, onların hepsi ise 70’in üzerindeydi ve harika bir deneyimdi. Her anını çok sevdim. Sonradan bu deneyimleri müziğime ekledim ve bence yaptığınız, dokunduğunuz ve gördüğünüz her şey sonunda sizin ve yaratımlarınızın bir parçanız haline geliyor.

.İlk albümünüz de hemen bir yıl sonra 17 yaşınızdayken çıktı. Neden müzik kariyerinize bu kadar erken başlamayı tercih ettiniz?

İşler bir şekilde doğal olarak gelişti. Çok fazla şarkı yazmıştım, bir grubum vardı ve ortalığa atılmaya hazırdım. Küçük bir kız olduğum günlerden beri müzisyen olma hayalim vardı ve okulu bitirdiğimde fazlasıyla sabırsızdım. Daha fazla bekleyemezdim ve hayatımda müzik dışındaki her şeyin tamamen zaman kaybı olduğunu düşünüyordum.

.İlk başta böylesi bir başarı bekliyor muydunuz?

Pek beklemiyordum. Genç olmakla ilgili en iyi şey, çok fazla şeyi dert etmiyorsunuz, sadece yapmanız gerekeni yapıyorsunuz.Hayalim ünlü ya da başarılı olmak değildi, işini iyi yapan müzisyen/söz yazarı olmaktı. Bu kadar erken başlamamın bir sebebi de çok uzun bir yolculuğa çıkıyor olmamdı ve öğrenecek çok şeyim vardı. Yol boyunca da birlikte çaldığım insanlardan öğrenebileceğim her şeyi adeta emdim. Çok iyi öğretmenlerle karşılaştım ve bazıları öğretmen olduklarının farkında bile değildi. Pardon, sanırım kısa ve basit cevabı olan bu soruya çok uzun cevap verdim ve konuyu değiştirdim. Değil mi?

.Belki biraz, ama hiç sorun değil. Yine kariyer basamaklarınıza dönersek, Trollabundin minimal bir yapı ile yüksek duygusal etkileşim yaratma anlamında mükemmel bir şarkıydı. Davulunuz, Orta Asya ve kuzey şamanik kültürlerinde kullanılan kutsal enstrümanları andırıyordu. Peki kutsal bilgi ile aşinalığınız var mı, yoksa işin müzik kısmında mısınız?

Dediğiniz anlamda kutsiyet törenleriyle çok haşır neşir değilim, ama müziğin kendisi de bir kutsal tören olabilir. Bence kutsallık, şamanizm, müzik ve ruhanilik arasında çok ince bir çizgi var. Müzik derin duygularımızla bağlantı kurmak için çok önemli bir araç. Davulum ise benim için kutsal bir enstrüman ve gitarlarım ile diğer enstrümanlarım için de bu böyle. Onlara çok değer veriyorum ve özellikle uzun süre çaldıktan sonra onlarla bağlantı kurmuş gibi hissediyorum. 

.Son iki albümünüz “Bridges” ve “SLOR” birbirlerine atıfta bulunan çalışmalardı. Yaratım sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Çok heyecanlı ve ilginç bir süreçti. Daha önce yaptığım hiç bir şeye benzemiyordu. İki yıl boyunca şarkıları yazdım ve sonra kocamla birlikte albümleri birlikte ürettik. Kullandığımız seslerin çoğu doğada kaydedilmişti. “Bridges” benim için havanın sesiydi ve bu yüzden gökyüzünün seslerini kaydettik. “SLØR” ise daha çok suyun sesiydi ve her iki albümde de bu hisleri yakalamak istedim. Bu albümlerin sesleri, özellikle de “SLØR” organik seslerle endüstriyel sesleri bir dansı gibiydi.

.Müzik endüstrisinde nadir olan kadın şarkıcı/söz yazarlarından birisi olarak şarkı yazımına yaklaşımınız nasıl?

Şarkı yazmayı hep sevdim ve her zaman sevmeye de devam edeceğim. Yoksa delirir ve depresyona girerim. Garip bir uğraş. Sanki, her zaman bulutların arasında bir yerlerde gizlenen o mükemmel şarkıyı arıyorsunuz, ama ulaşmak mümkün değil. Yine de ölene kadar denemeye devam ediyorsunuz. Sanırım şarkı yazmaya yaklaşımım bu şekilde. 

.Türkiye’deki ilk performansınız alışılmışın dışında, İstanbul’da değil, Ankara’daydı. Daha önce İstanbul’da bulundunuz mu? Türkiye’de sizi çok seven bir hayran kitleniz olduğunu siz de biliyorsunuzdur. Sizi neden bu kadar sevdiklerini merak ettiniz mi?

İstanbul’da daha önce hiç bulunmadım ve burada çalacağım için çok heyecanlıyım. Ankara’da seyirci gerçekten aklımı kaybettirmişti. Neredeyse ağlayacaktım. Beni neden bu kadar sevdiğinizi bilmiyorum., ama bu sevgiye çok değer veriyorum ve size kat daha fazla sevgi gönderiyorum.