Selahattin Demirtaş: İlk sandıkla tarihe gömülecekler

İktidarın her şeyi teslim alma görüntüsü verdiğini ancak “ilk sandıkta tarihe gömüleceklerini” söyleyen Demirtaş, “AKP çürümüş bir partidir. Cumhuriyet tarihinin en fazla suça bulaşmış siyasi anlayışından korkmayın. Bir arada, eşit ve barış içinde yaşamı sağlayacağız” dedi.

24 Aralık 2019 Salı, 02:00

3 yılı aşkın süredir tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. “Biz siyasi rehineyiz” diyen Demirtaş, bunun nedenini “Milletvekilleri, onlarca belediye başkanı, binlerce HDP yöneticisi ve üyesi, AKP’nin siyasette çöküşünü önlemek amacıyla hapiste tutuluyor” sözleriyle açıkladı. Demirtaş, son tutukluluk incelemesinde neden tahliye talep etmediği sorusuna “Son kararı veren Erdoğan’dır. Ben de Erdoğan’dan tahliye isteyecek değilim” karşılığını verdi. Gelecek Partisi’ni kuran Ahmet Davutoğlu’nun “geçmiş yıllar nedeniyle samimi bir özür ve özeleştiri” vermesi gerektiğini ifade eden Demirtaş, “AKP bitmiş, tükenmiş bir partidir. Bence tüm muhalefet bir araya gelerek, gelecekte ülkenin nasıl toparlanacağını, yaraların nasıl sarılacağını tartışıp ortak bir demokrasi programıyla toplumun karşısına çıkmalıdır” dedi. 

- Savunmalarınızda sık sık “siyasi rehineyim” diyorsunuz? Bunu açar mısınız? Sizi hangi irade, neden cezaevinde tutuyor? 

Evet, biz siyasi rehineyiz. Milletvekilleri, onlarca belediye başkanı, binlerce HDP yöneticisi ve üyesi, AKP’nin siyasette çöküşünü önlemek amacıyla hapiste tutuluyor. AKP-MHP ittifakı “devletin bekası” yalanının arkasına sığınarak tüm muhalefeti ezmenin planlarını yapıp, adım adım hayata geçirdi.

Bizi içeri attıranlar, devlete el koyarak Anayasayı askıya almış olan AKP-MHP ittifakıdır. Erdoğan bunu meydanlarda, canlı yayınlarda söylemekten çekinmiyor bile. AKP-MHP ittifakının ortaklaştığı nokta, her türlü toplumsal farklılığı yok etmek için yürütülen ırkçı ve milliyetçi politikalardır. Dili, inancı, kimliği, yönelimi, yaşam tarzını, düşünceyi ve daha birçok şeyi tekleştirmeye çalışıyorlar. HDP gibi ağırlığı Kürtlerden oluşan, bununla birlikte tüm farklılıkların birlikte olduğu, demokratik bir çizgiyi bu nedenle bir tehlike olarak görüyorlar. AKP iktidarını sarsan ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde geleceğin en güçlü umudunu ortaya koyan HDP’ye yönelik sistematik saldırının sonucunda biz de hapse konulduk. Yoksa yasa ihlali anlamında tek bir suçumuz bile yoktur. AKP-MHP’nin yargıdaki uzantıları tarafından siyasi rehine olarak tutuluyoruz. Bunu Türkiye toplumunun tamamı biliyor ama korku imparatorluğunun etkisi nedeniyle herkes söyleyemiyor. O korku imparatorluğu da yıkıldı, yıkılacak. Her şeyin cesurca konuşulacağı zamanlara çok az kaldı. 

"ERDOĞAN’DAN TAHLİYE İSTEYECEK DEĞİLİM"

- Son tutukluluk incelemenizde “Tahliye talep etmiyorum” dediniz. Bunun gerekçesini açıklar mısınız? 

Bizim sözde tutukluluk kararlarımızı hakimler vermiyor ki onlardan tahliye isteyelim. Son kararı veren Erdoğan’dır. Ben de Erdoğan’dan tahliye isteyecek değilim, ben tahliyemi halktan talep ediyorum. Günü geldiğinde halk, tüm siyasi rehinelerin özgürlüğüne karar verecek. Bunun için halk, kendi özgürlüğünün peşinden daha çok koşmalı ve mücadele etmeli. Biz de bu mücadelenin bir parçasıyız. Zaten demokrasi ve özgürlük ile AKP-Erdoğan zihniyeti bir arada ve aynı anda var olamaz. Biri varsa diğeri yoktur. Demokrasi ve özgürlük için AKP iktidarının gitmesi gerekir. Bizim rehineliğimiz ise AKP’yi güçlendirmiyor, daha da zayıflatıyor. Herkes dışarıdan, biz içeriden mücadele ederek, demokrasiyi mutlaka kazanacağız. 

3- AİHM kararı öncesi tahliye edilip, Ankara’da açılan son dakika bir soruşturmadan tutuklandınız. Bu sürece ilişkin ne söylemek istersiniz? 

Siyasi kumpas dediğimiz tam da budur işte. Yargı şu anda AKP’nin elinde pespaye bir haldedir. AKP’nin hukuk komisyonu gibi çalışan mahkemeler adalet dağıtabilir mi? Üç yıl önce AKP il yöneticisi olan bir avukat alelacele hakim yapıldı ve bu sözde hakim Sebahat Tuncel’i “yargılayarak” ona skandal bir ceza verdi. Şimdi biz buna yargılama mı diyeceğiz? AKP yöneticilerinin cübbe giyip hakim ve savcı kürsüsüne oturmaları, onları bağımsız yargı mensubu mu yapar? Bizden, buna inanıp saygı duymamızı bekliyorlar. Tüm toplum da bu rezaleti kabul etsin istiyorlar. Herkes bilmelidir ki, şu anda yargı diye bir kurum yoktur, her şey tek bir kişiye bağlıdır. Dolayısıyla böyle bir düzende hiç kimse güvende değildir. Şunu da belirtmeliyim ki, bu duruma karşı sesini yükseltmeyen herkes, istemeden de olsa bu adaletsizliğin suç ortağı olur. Bu nedenle sesimizi cesurca yükseltmeli ve bu adaletsiz, eşitsiz, haksız düzene artık bir son vermeliyiz.

- Siyasi gündem son dönemde hareketlendi. Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’ni kurdu. Yeni partiye nasıl bakıyorsunuz? 

Yakın geçmişin mimarı oldukları için kendilerini yakinen tanıyoruz elbette. Program ve siyasi çizgileri bir yana, Davutoğlu’nun “dinleme” diye bir yeteneği yok. Sadece konuşur. Dinliyor gibi göründüğünde de içinden konuşmaya devam eder. Böylesi bir “stratejik dehanın” yapması gereken en anlamlı şey, geçmiş yıllar nedeniyle samimi bir özür ve özeleştiridir. Bunu yapmadan siyasette yol alabileceğini öngörmüyorum.  

"BABACANLARIN NE YAPACAKLARINI BİZ DE DİKKATLE İZLİYORUZ"

- Ali Babacan’ın da parti kurmaya hazırlandığı bir ortamda iktidar partisini nasıl bir gelecek bekliyor? İktidar partisi bölünür mü?

AKP zaten bölünüp paramparça olmuş durumda, daha ne kadar bölünecek? Babacan ve çevresi, partilerini kurup programlarını açıklamadan bir şey söylemek istemem. Ancak şu bir gerçek ki, muhafazakar siyasi çizginin AKP’den boşalacak yerini doldurmaya en yakın hareket olarak onlar görünüyor. Umarım siyasal dinci, mezhepçi ve milliyetçi sapmalara fazla da meyletmeden asgari demokratik çizgiyi esas alırlar. Çünkü Türkiye’nin demokratik ilkelerde buluşmaya acilen ihtiyacı var. Her siyasi akım buna katkı sunduğu oranda anlamlı ve kalıcı bir iş yapmış olacaktır. Babacanların ne yapacaklarını biz de dikkatle izliyoruz. 

‘SOL BLOK BÜYÜMELİ’

Fakat şunu da samimiyetle belirtmeliyim ki, toplumun yegane kurtuluş umudu sol demokratik çizgidedir. Asıl büyütülmesi ve iktidara taşınması gereken sol bloktur. Bu konuda sol ve demokrasi güçlerinin de daha cesur, açık, şeffaf olması ve ilkeli ittifaklardan kaçınmaması gerekir. Önümüzdeki aylarda bu konuyu daha somut adımlarla güçlendirmek, solun temel ve tarihi sorumluluğudur. AKP içinden çıkanlar, demokrasinin önünün açılmasında rol oynayabilirler ama tek başlarına hiçbir sorunu kalıcı olarak çözemezler. AKP sonrası iktidarda, HDP dahil, sol güçler de mutlaka olmalıdır. En makul olanı ise bu yıkım döneminin ağır tahribatlarını giderecek iki üç yıllık bir “demokrasiye geçiş koalisyonu hükümeti” kurmak olacaktır.

- Siz, erken seçim olabileceğini düşünüyor musunuz? 

Haziran 2023 öncesinde yapılacak her seçimin adı erken seçimdir. 

- Siyasi denklem, 2023 seçimlerinde Erdoğan’ın kaybı ile sonuçlanır mı? 

Türkiye’nin artık AKP sonrasına hazırlanmayı ciddiyetle tartışması lazım. AKP bitmiş, tükenmiş bir partidir. Bence tüm muhalefet bir araya gelerek, gelecekte ülkenin nasıl toparlanacağını, yaraların nasıl sarılacağını tartışıp ortak bir demokrasi programıyla toplumun karşısına çıkmalıdır. AKP’nin zulme varan politikalarına karşı etkili bir şekilde mücadele etmek ve aynı zamanda yarınlara dair umudu somutlaştırmak için bu elzemdir. Ben HDP yönetimi adına konuşmuyorum ama şahsi fikrim, ayrımsız tüm muhalefet güçlerinin, asgari demokratik ilkeler etrafında ortak bir “demokrasiye geçiş programı” çıkarmak için aynı masada toplanma erdemini göstermeleri gerektiği yönündedir. Toplum, AKP sonrasında kolektif siyasi akıl ve iş birliğiyle hareket etmezse yaralarını saramaz. Aksine, yaralar daha çok kanar. Yaralar sarıldıktan, asgari demokratik koşullar oluşturulduktan sonra siyasi rekabet ve mücadele herkes için hak ve sorumluluktur zaten. Dolayısıyla AKP ile mücadelede, sonrasını da öngören uzun vadeli bir program dahilinde hareket etmek gerekir. 

- Üç yıldır cezaevindesiniz. Oradan gördüğünüz kadarıyla Türkiye nereye gidiyor?

Hükümet; yargıyı, Parlamentoyu, medyayı, bürokrasiyi, üniversiteleri, iş dünyasını, sosyal yaşamı ve bütün nefes alanlarını teslim almış görüntüsü var. Ve öyle bir hava yaratıyorlar ki, sanki bin yıl daha böyle devam edecek. Bakın, tüm samimiyetimle söylüyorum; AKP bitmiş, tükenmiş, çürümüş bir partidir. Bağırıp çağırıp, tehdit edip korkutmaya çalışarak bu durumlarının fark edilmesini önlemeye çalışıyorlar sadece. Cumhuriyet tarihinin en fazla suça, günaha, vebale bulaşmış siyasi anlayışından korkmayın. Bizler 82 milyon yurttaşız. El ele versek bir defacık birleşsek bile iktidarlarını sarsarız. Konuşmaktan, eleştirmekten, protesto etmekten, yazmaktan, örgütlenmekten korkmayın. Neyse bedeli ödemekten de çekinmeyin, az kaldı çünkü. Özgürlüğün de demokrasinin de şafağındayız. İlk sandıkla tarihe gömülecekler, merak etmeyin. Bir arada, barış içinde, özgür ve eşit yaşamı mutlaka sağlayacağız.

- Son dönemde kadın cinayetleri arttı. Ceren Özdemir katledildi. Bu cinayetler nasıl durdurulur?

Kadının cinsiyet kimliği, eşitliği ve özgürlüğü meselesi her şeyden önce kapsamlı, derin ve tarihsel yanı da olan bilinç, bilgi ve zihniyet değişikliğini gerektirir. Saban ve tarım toplumuna geçişten bu yana her aşamada köleleştirilip sömürge gibi “kullanılan” kadın kimliği özgürleşmeden ne kadın cinayetleri biter ne kadına yönelen şiddet ne de taciz ve tecavüz. Eğitimin her kademesinde, medyanın dilinde, sanatta, edebiyatta, siyasette, ekonomide ve bürokraside toplumsal zihniyet devrimine ihtiyaç var. Bunu yapacak olan da AKP değil elbette. Biziz. Hepimiz. Sen, ben, o, yani halk. Öncü güç ise sol anlayış olmalı. Sağ düşünce, hele de siyasal dincilikle birleşmişse kadın onlar için sadece metadır. Bu konuda da çözüm, eko sosyalizm ve eko feminizm gibi akımların radikal demokratik programlarını iktidara taşıyıp uygulamaktır. Dışarıdaki herkese yürek dolusu selamlarımızı gönderiyoruz. Umutlu, cesur ve neşeli olsunlar. Ellerindeki tüm imkanlarla demokratik, meşru mücadelelerini büyütsünler. Mücadele moral işidir. Herkes moralini yükseltsin, karamsarlığa gerek yok. Pırıl pırıl, güneşli günler yakındır.