Kapat
A+ A-

Ümit Özdağ: AKP'den aldığımız oy CHP'den aldığımızın 3 katı

İYİ Parti kurucusu Ümit Özdağ, Meral Akşener ve İYİ Parti'nin oy oranının istikrarlı olarak arttığını, CHP'den İYİ Parti'ye geçen oyun 3 katının AKP'den geçtiğini söyledi.
Yayınlanma tarihi: 11 Haziran 2018 Pazartesi, 14:39

[Haber görseli]İYİ Parti kurucusu ve Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, Cumhuriyet.com.tr'ye yaptığı özel açıklamada, Meral Akşener ve İYİ Parti'nin oy oranının istikrarlı olarak arttığını, CHP'den İYİ Parti'ye geçen oyun 3 katının AKP'den geçtiğini söyledi.

Özdağ, seçimlerin ardından Cumhur ittifakının Meclis'te çoğunluğu kaybedeceğini söyleyen Özdağ "Parlamenter sisteme dönmeyi ilk önce AKP isteyecek" dedi.

Özdağ'ın cumhuriyet.com.tr'ye yaptığı açıklamalar şöyle:

Daha önce G.Antep'ten milletvekilliği yaptınız. Antepspor Başkanı'nın Meral Akşener hakkındaki sözlerini nasıl değerlendirirsiniz? 

Hiç yakışmıyor ve bu hareketler Gaziantep ve Gaziantepspor'u temsil etmiyor. Gaziantep kulüp başkanı Twitter'da 470 kişi tarafından takip edilen bir zat. Bu tweeti atması üzerine kendi taraftarı ve Meral hanıma sempati duymayan taraftarlar tarafından da çok sert bir şekilde eleştirildi. Hemen hemen kendisini destekleyen kimse yok. Ben yapması gerekeni yapmayıp takımı başarısızlığa götüren bir kişinin üstüne vazife olmayan bu konuda hem de terbiyesiz ve ahlaksız bir üslupla konuşmasını çok ağır şekilde kınıyorum. Daha fazlasını söylemek istemiyorum. Çünkü konuşursam çok ağır şeyler söyleyeceğim. Yine, Belediye Başkanı Gaziantep'i temsil etme durumunda değil. Yapılan doğru bir iş değil. Demokrasinin özüne aykırı. Ben Gaziantep belediye başkanına sormak istiyorum: Yarın Sayın Akşener Gzaiantep'e cumhurbaşkanı olarak geldiğinde ne yapacak? Çok ayıp oldu sayın başkan. Size yakışanı yaptınız aslında, beni de çok şaşırtmadınız. Çünkü referandum döneminde ben Gaziantep milletvekili olarak, şehirde konuşacak bir salon bulamadım. Gaziantep milletvekiline bir salon vermedi. Demokrasiyle uzaktan yakından alakası olan bir şahıs değildir.

Hem kulüp hem belediye başkanın bu tavrı dikkate alındığında, Gaziantep'te özellikle partinize karşı bir tavır alınmasının sizce bir sebebi var mı?

AKP iktidarı için İYİ Parti korkulu rüya. Bu nedenle, bu tür tepkilerin gelmesi şaşırtıcı değil. Gaziantep'te İYİ Parti çok iyi bir eğilim yakalamış durumda. Zaten Gaziantep'in o sıcağında ve bir ramazan günü mitinge gelen 35-40 bin insan, orada partimize nasıl bir destek olduğunu ortaya koyuyor.

 Genel kampanyaya değinecek olursak. Meral hanım sık sık kendisinin ikinci tura kalacağını söylüyor. Kampanya ile ilgili elinizde bir saha çalışması var mı? Bir akademisyen olarak hem de siyasetçi deneyiminizle sahada durum nedir?

 Anketler ve propaganda çalışmaları ile paralel olarak yürütüyoruz. Sürekli anketler yapıyoruz ve sahayı bu anketle anlamaya çalışıyoruz. Propaganda çalışmalarının da iki bölümü var. Birincisi, sayın genel başkanın başkanlık kampanyası, ikincisi de benim Propaganda ve Stratejisinden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak yaptığımız çalışmalar. İkisi bir biriyle eklemli ve genel başkanın aynı zamanda parti genel başkanı olması işimizi kolaylaştırıyor. Kampanyamız iyi yürüyor. Kampanyamızı engelleyen bazı durumlar tabii ki var. Modern toplumlarda iletişimin büyük bir bölümü görsel veriler üzerinden gerçekleşiyor. Televizyonlarda yer almanız lazım. Bu konuda bize yönelik çok ağır bir baskı var ve televizyonlarda olmamamız için Erdoğan özel bir çaba sarf ediyor. Sadece Muharrem 
İnce'nin televizyon kullanımında nispeten daha rahat olduğunu görüyoruz. Bu baskıya rağmen, biz de bu baskıyı aşacak yöntemler geliştiriyoruz. Bunların başında da halkla bire bir iletişimde olmak geliyor. Biz artık son kavşağa girildiğini görüyoruz. Bunun da biri 20 gün, biri 10 gün olmak üzere iki aşaması var. Her ikisi için de İstanbul başta olmak üzere bütün illerde yeni yeni atılımlar planlıyoruz. Hepsiyle birlikte bir anda sokağa çıkacağız.

 Beyannamenin dışında mı?

Beyanname değil, yeni propaganda teknikleri anlamında yeni sürprizler yapacağız.

 Meclis artimetiği de kritik. 24 Haziran'da sizin Meclis için öngördüğünüz bir koltuk sayısı var mı?

Bu aşamada bu rakamları vermek yanıltıcı olur. Çünkü çok sayıda kararsız seçmen var ve AKP’den beklediğimiz oy segmenti içindeki erime de devam ediyor.

 "İYİ Parti Orta Anadolu'da ve Doğu Anadolu'da MHP'den, kıyılarda ve batıya geldikçe CHP'den oy alır ama akpden çok oy alamaz" gibi bir eleştiri vardı. Sizin gördüğünüz tablo ne?

AKP'den aldığımız oy CHPden aldığımız oyun üç katı. CHP’den aldığımız oylarda kongreden sonra bir artış oldu. Muharrem İnce'nin adaylığının açıklanmasından sonra CHP bir atağa geçti ama bu atağın son 3 günde yavaşladığını, durduğunu görüyoruz. CHP’den gelen oyun bir bölümü CHP’ye geri döndü. Ama üst üste CHP'den gelen lider ve program açıklamalarından sonra CHP’ye gidenlerden de MHP’ye gidenlerden de geri dönüşler başladı.

Meral Akşener'le Recep Tayyip Erdoğan ikinci tura kalırlarsa, Akşener'in Kürt oylarını alamayacağı iddiaları hakkında ne diyorsunuz?

Yüzde 53'e yüzde 47 bizim gördüğümüz. Meral Akşener bu durumda yüzde 53 oy alırş. Güneydoğu Anadolu'ya yapılan tüm ziyaretlerde görülen de insanlar nasıl Edirne'de, İzmir'de anayasa yoksa Diyarbakır'da, Van'da da anayasa ve hukuk devletinin olamamasından yakınıyorlar. Yani, HDP'ye yakın seçmende dahi talepler etnisite merkezli değil. Hukuk devleti ve anayasa merkezli talepler. Bu nedende, Güneydoğu Anadolu'da Meral Akşener AKP dahil bütün siyasi partilerden oy alarak ezici bir üstünlük kuracak.

"EKONOMİK KRİZ DEĞİL ÇÖKÜŞ YAŞANIYOR"

Seçimden sonra gelen partinin ekonomik anlamda bir enkaz devralacağı dile getiriliyor. Siz ekonomi konusunda kendi partiniz adına seçmene güven verebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Türkiye bir ekonomik kriz değil, bir ekonomik çöküş yaşıyor. 16 seneden beri sürdürülen yanlış politikalar sonucunda özellikle de 2011'den sonra başlayan ekonomideki durgunlaşma tam anlamıyla bir çöküşe doğru gidiyor. Türkiye'de üretimden koparılmış, sanayisizleşen bir üke ve dış borç merkezli bir kalkınma modeli gerçekleştirildi. Şimdi bu çöküyor. Bu çöküş o kadar belirgin ki, Ekonomiden Sorumlu Bakan İngilize attığı tweette farklı şeyler söylemek zorunda kalıyor. Bunu batı ülkelerinden birinde yapsaydı, aynı saatte istifa ettirilirdi. Türkiye'de bu mesele bile yapılmadı. Doğru bir enkaz da değil bir moloza devralacağız. Sadece ekonomi alanında da değil; bütün Türkiye'de 1913 şartlarında bir Türkiye devralacağız. Ama bizim devralmamızla Erdoğan'ın devam etmesi arasında büyük farklar var. Biz devraldığımız takdirde OHAL'i kaldığarağız, parlamenter demokrasiye geçiş süreci başlatacağız, hukuğun üstünlüğünü vurgulayacağız. Erdoğan devraldığı takdirde Türkiye’de otoriter devlet anlayışı ağır basacak, baskıcı yapılanma artacak, OHAL artarak devam edecek hatta belki bir ekonomik sıkı yönetime dönüşecek. Bizim devralmamızla birlikte piyasalara güven artacak, hukuka güven artacak, dünya piyasalarından daha uygun şartlarda daha uygun kredi alabileceğiz. Erdoğan'ın devam etmesi halinde ise bunların tam tersi olacak. Özetle tek akıllıca çözüm,İYİ Parti'nin ekonominin yönetimine geçmesi. Bizim ekonomiyi yönetebilecek çok iyi kadrolarımız var ve biz reel sektörcü bir partiyiz. Yani imalat ve sanayi merkezli, Türkiyenin tekrar üretime geçmesini savunan bir partiyiz. Ekonomik modelimiz de bunun üzerine kurulu. Göreceksiniz bir yandan tasarruf, israfa son verme aynı zamanda da üretime geçme modelini birbine eklemlenmiş bir şekilde uygulayacağız.

Erdoğan, kendisi dışındaki adayların yatırımları durduracaklarını söylüyor.

 Biz yatırımları durdurmayacağız. Anlamlı, yeni yatırımlar yapacağız. Bugün Erdoğan'ın yaşadığı ve israfın görselleştirilmiş ifadesi olan Saray'ı bilim merkezine çevireceğiz. Erdoğan bir yazlık saray yapıyor 300 odalı ve bu sarayın etrafında jandarma kuş uçurmuyor. Halka göstermekten korkuyorlar. Demokratik bir ülkede böyle bir şey olabilir mi? Göreceksiniz biz o yazlık sarayın da planlamasını yaptık. Orayı sadece şehit aileleri, gaziler ve gazi yakınları için otel haline çevireceğiz.

Bugün hangi iktidar gelirse gelsin çok kötü tablo ile karşılaşacak. "AKP bir dönem daha gelse ve ülkeyi iflas ettirdikleri toplum tarafından tamamen alaşılsa, kendileri batırdı kendileri düzeltsin"  yaklaşımındaki seçmen için ne dersiniz?

 Türkiye'yi bu duruma getiren anlayış ülkeyi bu durumdan çıkaramaz, daha da kötüye götürür. Kambiyo rejimini değiştirmeyi planlıyorlar. Maaşlarda kısıntı yapmayı planlıyorlar. Başka türlü işin içinden çıkamayacaklarınq inanıyorlar. Çünkü hukuk devletine inanmıyorlar, baskıcı yönetim karaterlerini oluşturuyor.

Mehmet Şimşek "Biz talebe dayalı büyüme modelini değiştireceğiz" dedi. Ne diyorsunuz?

Buna ancak "günaydın" diyebilirim. Çünkü biraz geç oldu. Artık "günaydın" deme zamanı değil, güneş batıyor. Bunun yerine İYİ Parti'nin güneşi doğacak.

16 yılda hane halkı borcu yaklaşık 25 kat arttı. Büyüme de aslında biraz bu borçlanmaya dayalı tüketimle sağlandı. Ancak Erdoğan ve AKP hükümeti 'vatandaş ayağını yorganına göre uzatmıyor' diyor. 

AKP bence kendi seçmenini kendi suçundan dolayı böyle bir duruma düştüğüne inandırmış durumda değil. Bu bir bireysel ekonomik kötüleşme değil, bu ülkenin ekonomik çöküntüsü ve bu sistemi insanlara dayatan, yıllardan beri dış borç ve iç tüketimle kalkınmayı bir model olarak ortaya getiren AKP'dir. Bu nedenle vatandaş kendi ekonomik çöküşünün, ülkedeki ekonomik çöküşün bir parçası olduğunu anlamış durumda. Ama yüzde 21-22 civarında bir grup esir seçmen var. Ne olursa olsun alkışlıyor ve o seçmen görüşünü değiştirmeyecek.

 Esir seçmende medyanın rolü var mı?

Bir bölümü antidemokratik medya yapılanmasıyla, bir bölümü de bir takım ideolojik nedenlerle kendine izahlar buluyor.

"İLKOKUL BİLGİSİ VE LİSE HEYECANI İLE DIŞ POLİTİKA OLMAZ"

Dış politika son yıllarda iç politikaya da paralel sürdürülüdüğü için oldukça önemli. Başta Suriye meselesi olmak üzere İYİ Parti'nin dış politika öncelikleri nedir?

Biz Suriye politikasını kökten değiştireceğiz. Suriye politikası öngörüsüz bir politikadır. Türkiye’nin yaşadığı sorunların önemli bir bölümü Suriye politikasından kaynaklanmaktadır. İlkokul bilgisi ve lise heyecanlıyla gerçekleştirilen bir politikadır. Biz bunun yerine bütün dış politikada Türkiye'nin milli çıkarlarını ön plana koyan ve akılcı bir politik tercihi geliştireceğiz. Özellikle Suriye'de Beşar Esad ile görüşmelere başlayacağız. Türkiye'ye gelmiş ve Türkiye'nin şu ana kadar 35 milyar dolardan fazla harcama yapmış olduğu, Türkiye'yi dünyada GSMH’den en fazla insani yardım yapan ülke konumuna getirmiş olan ve Türkiye'nin artık ekonomik olarak kaldırması mümkün olmayan sığınmacı yükünden Türkiyeyi hızla kurtaracağız. Biz Suriyelilere Türkiye'de vatandaşlık vermeyi düşünmüyoruz. Onlara Suriye'ye geri dönebilecekleri bir vatan vaad eden bir politik çerçeveyi takip ediyoruz. Bunu hızla gerçekleştireceğiz. Biz bunu söyleyince, "vay siz eli kanlı katil Esad'la mı görüşseksiniz?" diyorlar. Abdullah Öcalan'ın elleri çok mu temizdi? Siz başkasıyla mı görüştünüz? Biz Türkiye'nin milli çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapacağız. Suriye'de demokrasinin olabilmesi için önce bir Suriye olması lazım. AKP Esad'ı devirmeye kalkmasaydı, orada ABD kontrolünde bir PKK bölgesi olmazdı.

 Sığınmacı konusu AKP tabanında da tepki çekiyor.

Bilgi Üniversitesi'nin yapmış olduğu araştırmaya göre, AKP tabanının da yüzde 86'sı Suriyelilerin geri dönmesini istiyor.

AKP kendi tabanını Suriye politikasına ikna edebildi mi?

AKP tabanı Suriye politikasında da kesinlikle ikna olmuş değil. Fakat Erdoğan, Suriye konusunda herhangi bir şey söyleyeni hemen bastırıyor. Biz '3 milyon Suriyeli gitsin 3 buçuk milyon turist gelsin' diyoruz.

"400 YILLIK BİR EKSEN DEĞİŞİYOR"

Dış politikada sürekli eksen kayması tartışmaları yaşanıyor. Avrasyacılık tartışmaları, Rusya, Çin, İran ve NATO ile ilişkiler konusunda İYİ Parti'nin dış politika öncelikleri nedir?

Dünyanın ekseni değişiyor. Yani Atlantik ağırlıklı dünyadan Pasifik ağırlıklı bir dünyaya geçiliyor. Bu son 400 yılın ekseninin değişmesidir. ABD filosu 2. Dünya Savaşı'dan sonra yüzde 50 yüzde 50 Atlantik ve Pasifik arasında bölünmüşken, ilk defa bir kaç sene önce yüzde 55 Pasifik'e kaydı. Dünya ekonomisinin merkezi artık bir tarafta kıta Avrupası öbür tarafta ABD’nin batı yakası değil, bir tarafta Çin, Kore, Japonya, diğer tarafta ABD’nin doğusu haline geldi. Chinamerika diye bir kavram ortaya çıktı. Yani Çin'le Amerikan ekonomilerinin birleşmesi. Bu gerçekleşirken bir başka konsept de Çin ile Amerika'nın yeni dünya liderliği için çatışmasına dayanan bir düze. Bütün bunlar olurken ve Asya kıtasının önemi artarken, Türkiye de bu dinamikleri görüp Pasifik'teki ekonomik gelişmeye gözünü kapaması mümkün olamaz. Yani Türkiye'nin Hindistan'da yükselen ekonomiye, yani dünyanın güçlü ekonomileri arasında girmesine etkisiz kalması düşünülemez. Ama bugün etkisiz. Türkiye'nin Yeni Delhi büyükelçiliğinde 5 tane diplomatı var.1 milyar 200 milyonluk nüfusa sahip dev bir ekonomide! Alman elçiliğine bakıldığında 50 kişi yoksa ben hiç bir şey bilmiyorum. Doğrusu Türkiye’nin Çin'le, Hindistan'la, Japonya'yla çok daha yoğun ekonomik ilişkiler içerisinde olması lazım. Keza, Avrasya merkezinde, yani Türk dünyası dediğimiz alanda Hazar çevresinde büyük bir ekonomik potansiyel var. Özellikle Doğu Asya petrol merkezi. Bu coğrafyaya büyük bir ilgili göstermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ama öte yandan Türkiye'nin yer almış olduğu ittifaklar var. Bu ittifaklar içinde biz milli menfaatlerimizin en sert şekilde savunulması gerektiğine inanıyoruz ve bugün savunulmadığını düşünüyoruz. Öyle ki izlenen yanlış politikalardan dolayı NATO üyesi ülkeler Türkiye’nin milli ve yaşamsal menfaatlerini tehdit edici adımlar atabiliyorlar. Biz böyle bir adım atılmasına izin vermeyiz. Ama biz dış politiyı kahvehanelerde de yapmayız. Biz dış politikayı büyükelçilerle, Dışişleri Bakanlığı'nda masa etrafında toplanarak yaparız. Türkiye’nin taleplerini ortaya koyarız. Hayati taleplerimizden vazgeçmeyiz. Tartışma konusu yapmayız ve onların gerçekleşmemesi durumunda can acıtıcı adımlar atarız. Bu konuda çok kararlıyız. Dış politikada gerçekçiliği savunuyoruz.

 AB ile ilişkiler?

Avrupa Birliği bizi kapısının önünde çok bekletti. Bugün gelinen noktada Türk halkı AB’den psikolojik olarak bıkmış durumda. Tam üyelik hedefine inanmıyor. AKP de AB üzerinden Türk halkına çok yalan söyledi. Avrupa Birliği’ni o da istemiyor. Ama AKP hükümeti bir taraftan da halkı oyalamak için AB’ye çok fazla tavizler verdi. Biz AB ile tekrar masaya oturulması gerektiğine ve Türkiye’nin AB içindeki geleceğini doğru bir zeminde tanımlamamız ve şekillendirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Ancak AB’nin de Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu inancındayız. Bakın son Suriye krizi bile Türkiye’nin AB için ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Türkiye, Suriye’den gelen göç dalgasını jeopolitik olarak kesmeseydi bugün AB’de bir çok hükümet yerinde kalamazdı.

 İhracatın büyük kısmı Avrupa Birliği'ne yapılıyor. Bu durumda Türkiye’nin dış ticaret ağırlığını yukarıda bahsettiğimiz ülkelere kaydırmadan siyasi bir tercih yapabilmesi mümkün mü? Böyle bir siyasi tercih blöfünü yapmak dünya için ne kadar gerçekçi?

 Gerçekçiliği hiç yok. Gerçek şu ki, bu gerçeği Avrupa biliyor. İşin kötüsü Moskova da biliyor. Mesele Türkiye’nin küresel çapta inandırıcılığını ve güvenilirliğini yitirmiş olmasıdır.

 Rusya'dan S-400 füzelerinin alınması doğru bir karar mı?

 S-400 konusu tek başına ele alınabilecek bir konu değil. TSK’yı FETÖ’nün eline bırakacaksınız, TSK’nın kadro yapısını tasfiye edeceksiniz, büyük bir atağa geçmiş olan Türk deniz kuvvetlerinde bütün kurmay kadrolarını hapishaneye atacaksınız ve bu işten anlamayan FETÖcüleri işin başına getireceksiniz, Türk Hava Kuvvetlerinde pilot sayısını adeta bir savaşta katlediyormuş şekilde yok edeceksiniz ve savaş uçaklarınızın önemli bir bölümünü savaş durumunda ayağa kalkamayacak duruma getireceksiniz, ondan sonra S-400 alıp Türkiye'nin güvenliğini sağlayacaksınız. Size gülerler.

"FETÖ İLE STRATEJİK MÜCADELE VERİLMİYOR"

Partinize ve Akşener'e yönelik FETÖ suçlamalarına yanıtınız ne olur?

Ben bu partinin ilk iki kurucusundan birisiyim. Ben Ergenekon'da zanlı olmuşum, FETÖ ile ideolojik mücadeleyi Ergenekon, Balyoz sürecinin en keskin döneminde veren insanlardan biriyim. FETÖ’nün TSK içerisindeki yapılanmasını, ‘Kendi Ülkesinde Kuşatılan Ordu’ adlı kitabımda, daha FETÖ ile AKP arasındaki bağlar kopmamışken orataya koymuşum ve FETÖ’yü son bin senedeki en büyük iç tehdit olarak tanımlayan bir siyasetçi ve akademisyenim. Ve bu arada İYİ Parti'yi FETÖ'cülükle suçlayan AKP de, FETÖ ile iç içe bu devletin alt yapısını tahrip etmede birlikte çalışmışlar. Ondan sonra bize FETÖ'cü diyorlar. Hadi canım siz de.

 FETÖ ile mücadele başlığı altında yapılan uygulamalar. KHK'ler, yapılan ihraçlar... Bu uygulamalarda mağduriyet yaratıldığını düşünüyor musunuz? Bu mağduriyetin giderilmesine dair sizin izleyeceğiniz siyaset nedir?

 FETÖ ile gerçek stratejik bir mücadele yapılmıyor. FETÖ ile stratejik bir mücadele yapılması demek, fikri bi zemine oturtulması demek. Bu mücadelenin fikri bir zemini yok. Olan şey bir devlet politikası değil, Erdoğan’ın şahsi intikam duygularının tatmin edilmesidir. Biz bunun karşısında ortaya FETÖ ile uzun vadeli bir stratejik mücadele planlaması koyduk ve bunu yayınladık bu iktidardan çok farklı olarak. Tabii ki bu intikam sürecinde, Bank Asya’da yönetim kurulu üyesi olanı ödüllendirip, Bank Asya’dan kredi alanı cezalandırırsanız veya lojmanının karşısında olduğu için o bankadan maaşını çeken hakimi eşi ile birlikte hapse atarsanız burada tabii ki mağduriyet vardır. FETÖ ile mücadele edilmelidir ama mağduriyet yaratılmadan mücadele edilmelidir. Bu mümkündür ama startejik bir planlama çerçevesinde olursa mümkündür. Yoksa Erdoğan’ın intikam öperasyonuysa mümkün değildir.

"PARALAMENTER SİSTEME DÖNÜŞÜ İLK SAVUNAN AKP OLACAK"

Parlamenter siteme dönüş konusunda önceliğiniz nedir, partinizin bir yol haritası var mı?

Biz bu konuda halka söz verdik. Böyle bir güç hiç kimseye emanet edilemez. Türkiye parlamenter demokrasiye hızla dönmeli. Bu da mecliste yapılacak bir uzlaşmayla, referanduma gerek bırakmadan bir anayasa ile gerçekleştirilmesi mümkündür. Göreceksiniz, seçim sonrasında iktidarı kaybedince parlamenter sisteme dönülmesini ilk savunan AKP olacak.

 Yani tam bir güçler ayrılıyla donatılmış başkanlık sistemini de kabul etmeyeceksiniz

 Hayır. Başkanlık sistemi Türkiye’de siyasal kültüre uygun değil.

 

 

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler