Sola hazır giyim yakışmaz

Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Türkiye’nin 20’nci yüzyılın ikinci dilimindeki beyni ve hafızası. Ecevit’in Göreme Sokak’taki beyin takımı içinde yer alan Prof. Kuruç, “Sola hazır giyim yakışmaz, yaratıcı düşünce şart. Dünyadan kopmayalım, küresel sermayeye teslim olmayalım” diyor.

19 Mart 2020 Perşembe, 06:00


Ufuk turuna dünyadan ve tarihten başlasak. Dünden bugüne nasıl geldik?

İnsanlar geçmişte yaşadıklarını tekrar olabilecekmiş gibi düşünürler. Bu bir zaaftır. Ama bu olmadan da yaşayamazlar. Sonuçta geçmişi iyi bilmek gerekiyor. Kapitalizm değişik evrelerle kendi kendini sürüklüyor. 

Birinci dönem güzel yıllarımız. 1945-80 arası. İki büyük savaş, 80 milyon ölü. Sonra Soğuk Savaş. Aslında yok etme kapasitesi bakımından daha yıkıcıydı. Ekonomi Amerikan Dolarıyla şekillendi. Öteki paralar bana bağlı olacak dedi. Almanya yıllık yüzde 6, Japonya yüzde 8 büyüdü. 25 yıllık mutluluk. Avrupa’da refah devletleri oluştu. 

Bunda sosyal demokrasi de etkin...

Evet, Avrupa’da sermaye ile işçi sınıfı örgütleri ve orta sınıf bir bakıma ittifak yaptı. Ortak program refah devletiydi. Burada sihirli sözcük işçi sınıfı ve orta sınıf ittifakıydı. Sosyal demokrasi de refah devleti sayesinde kendini tanımlayabildi. 1970’lerde barut bitiyor. ABD açık vermeye başlıyor. Yeni dönemin sözcüsü İngiltere Başbakanı Thatcher oldu. Dedi ki, “Toplum diye bir şey yoktur”. Refah devleti bitti.  Sermaye sınıfı artık vergi vermeyecek, devlet sermayeden borçlanacak...

Asıl kapitalizm bu olsa gerek? 

Esas kapitalizme geçildi... Geçişi ABD Başkanı aktör Reagan yaptı. Basarım doları, karşılığını tutmak zorunda değilim, dedi. Yönetim yeri de benim Merkez Bankam FED dedi. 80’den itibaren kapitalizmin merkezi sistemi bu... Artık dalgalı büyüme var. Dalgalarda yüzeceksin... Dalgalı olunca balonlar oluştu, krizler dönemi başladı. Artık önemli olan büyümeyi yönetmek değil, krizleri yönetme... Eğitim, sağlık her şey paran kadar. Bu dönem de 2008 krizi ile sona erdi. 

AMAÇ KRİZİ ÇÖZMEK DEĞİL

Bugüne gelen süreç...

2008’den bu yana işin kriz boyutu büyüdü. Ekonomi yönetimleri kısa vadeli oldu. Demokrasiyle hiç ilgisi kalmadı. Krizler, yönetimin esası oldu. Kriz yarat, çözme yönet... “Demokrasi piyasalarla gelişir” inancının safsatadan ibaret olduğunu yaşadık. Liberalizmin yerini onun zehirli türü neoliberalizm aldı. Bu yapı, yurttaş değil, piyasa insanı istiyor. Bu dönemin bir özelliği de entelektüel kapasiteyi yok etmesiydi. Bush’un, “Ya bendensin ya karşısın” sözü aslında entelektüel düzeye getirilen prangadır. 1917’nin önemi Lenin, 1923’te Mustafa Kemal, emperyalizme ben sizi entelektüel olarak da yendim dedi. 

Biz bu gidişin neresindeyiz?

Biz köylüler ülkesi olarak kurulduk. Cumhuriyet ortaçağ kurumlarının tasfiyesi ve çağdaş uygarlığa adım... Cumhuriyet yüzde 80 köylüyü, üreten yani çiftçi yapmak için yola çıktı. 1940 Köy Enstitüleri ve Toprak Kanunu girişimi bunu adımıydı. Toprak ağaları istemedi, köylülerin de güçlü talebi olmadı. 1950’ler bunun sonuçlarıyla ve CHP’nin süreci iyi okuma çabalarıyla geçti. 1959 İlk Hedefler Beyannamesi, 1961 Anayasası ve yine 1961’de CHP’nin Temel Hedefler Beyannamesi Türkiye’nin son 20 yılını belirleyen önemli belgelerdir. 

12 MART, 12 EYLÜL...

Bu belgeler sadece siyaseti değil toplumu da etkiledi değil mi?

Tabii ki, 1950’den sonra fabrika işçiliği çağına girdik, işçi sınıfı sahneye çıktı. Kolektif öğrenme süreci başladı. Her şey çalışma hakkı istemekle başlar. Toplum bu dönemin hakkını verdi. İşçilerle cumhuriyetçiler birbirlerini tanıyıp ittifak kurdular. Ortanın solu, TİP, Haziran 1970 işçi yürüyüşü budur. Bunu gören sermayenin sözcüsü Memduh Tağmaç’tır. Toplumsal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti dedi. 71’de prematüre, 80’de ağır darbe. 

1980 darbesine ekonomik sonuçları bakımından ayrıca bakmak gerekir diyorsunuz?

Evet, o dönemden itibaren Türkiye’ye NATO kapsamında Ortadoğu görevi verildi. Planlı ekonomi bitirildi. Türkiye kapitalizmin zayıf bir halkası haline getirildi. Thatcher’ın dediğini Özal şöyle dedi, “Devlet baba değildir.” Bugüne kadar yerleşerek gelen sermaye rejimi kuruldu. ANAP bunu taşıyamadı. AKP ile daha iyi yaptılar. Son 20 yılda Türkiye’ye 1 trilyon dolar girdi, 3 trilyon çıktı. Tabloya bakıp düşünmemiz lazım. Bir alıp üç veriyoruz. 

Yeniden planlama yapıp hedefler üretme zamanı diyorsunuz?

Geçmişte yaptık. Elbette aynısı olmaz, ama nasıl başarıldığına bakmak lazım. O birikim önemli. İsmet Paşa’nın 1965’te, “Ortanın solundayız” dedikten sonra, “40 yıldır böyleydi” demesinin anlamı var. Altını çizmek gerekir, 1976’dan sonra entelektüel kapasite Ecevit’le vücut buldu. 

YENİDEN BAŞARILABİLİR

Siz de oradaydınız...

Beni karıştırma.. Bir şeyler yaptık. Söylemek istediğim bugünün gerçekleriyle hareket edip yeniden başarılabilir. Ben Daron’un (Acemoğlu) Türkiye’de mücadele potansiyelinin yetersiz olduğu görüşüne katılmıyorum. Toplumun dinamiklerini görmek ve harekete geçirmek gerekir. 

12 Eylül sonrasında SODEP, SHP arayışları vardı, onların sonucu ne oldu?

Türkiye’de sosyal demokrasi 80 sonrası çaresizlik ortamında oluştu... Ecevit kendisine sosyal demokrat demedi, ortanın solu dedi. Sosyal demokrasinin akışındaki en kritik süreç 1986’da Olof Palme’nin öldürülmesidir. Ondan sonra solcu görünümlü neoliberaller çıktı. Örneğin İngiltere’de Blair. Dünyada sosyal demokratlar 1980’den beri aynaya bakıyor, ben neyim diye. 

Türkiye’de nasıl?

Türkiye’de daha zor. Bugünkü model içinde işçi sınıfıyla ortak hareket de güç. O zaman radikal bir şeyler düşünecekler... Geleceğin ittifaklarının ne olacağını düşünecekler. Türkiye’deki sosyalistler önce 20’nci yüzyıl gerçeğini tartışmalılar. Sovyet deneyimi neydi? 1945’ten sonra ABD ile dünyayı paylaşmanın sosyalizmle ilgisi var mıydı? 

Siz de vurguladınız, Türkiye’de bir mücadele birikimi var. Cumhuriyeti isteyenler de diri olduğunu zaman zaman gösteriyor...

Cumhuriyetçilerin uzun uzun düşünmeleri gerek. Milli Mücadele, Lozan ve cumhuriyet bir bütündür. Kurucu iradedir. Bu kurucu irade Türkiye’de bir partide, Kolomb’un yumurtası gibi bir partide somutlaşmıştır. Başka hiçbir parti bu kurucu iradenin sahibi değildir. 

SIFIR YILINDAYIZ

AKP iktidarının çizdiğiniz tabloda işlevi tam küresel sermayeye kaynak aktarmak dediniz. CHP’nin mücadelesini nasıl görüyorsunuz?

ANAP bir derlemeydi. Pilot proje. Şimdi asıl AKP ile bütünleştiler. AKP küresel sermayeye kaynak aktardığı sürece desteklerler. Bunu iyi görmek, buna karşı plan yapmak gerekiyor. AKP’den önce 1961’e kadar Türkiye’yi geri sarması istendi. Şimdi de daha geri sar; 1923’e kadar geri sar diyorlar. Onu yapıyor. Türkiye’de 1980’den beri yaşanan karşıdevrim sürecinde en kritik yıl 2018’dir. Türkiye 2018’de sistem değişikliğine gitmedi. Sistemi kaldırdı. Şu anda bir sistem yok. Ben buna sıfır yılı diyorum. Hâlâ sıfır yılındayız.  

Bu sistemsizlikte en ciddi kaybı nerede görüyorsunuz?

Parlamentonun bütçe hakkının bitmesinde. Bütçe hakkı parlamentonun ruhudur. Türkiye’yi yönetenin tek işi var, Türkiye’nin kaynaklarını dünyaya aktarmak. Bu parlamento denetiminde olamazdı.

Bu tabloda cumhuriyetçilerin hedeflemesi gerekenler neler?

Gördüğüm sorumlulukları şunlar: Dünyadan kopmayacağız ama kendimizi korumak için her türlü önlemi alacağız. Planlı döneme geçeceğiz. Yine altını çiziyorum; bu eskinin aynısı değil. O kolaycılık olur. Bugüne göre planlama. Yeniden toplumsal ittifaklar kuracağız. Dünya bir türbülansta, bu gidişe teslim olmayacağız. 100. yıl  geliyor. Altın hisse CHP’nindir. Bunun sorumluluğunda hareket etmeli. 

Sözüm bütün sola; solun içinde geçirgenlik olmalı. Emek-Cumhuriyet ittifakı unutuldu. Dünyada solun dağınıklığından şikâyetin yararı yok. Sol kendine hazır giyim aramamalı. Makul sağ ile uyumlu bir yeni sol aramaya yönelindi. İlk hedef, bugünkü ekonomik modeli değiştirmek, bir sistem getirmek olmak üzere yaratıcı düşünceyi harekete geçirmek gerekli. Yapabiliriz. Bu sorumluluk cumhuriyetçilere düşüyor.

ATATÜRK’ÜN KAPSAMA ALANI GENİŞLİYOR

Toplumdaki algı değişiklikleri, nedenleri ve sonuçlarıyla ilgili araştırmalar yapan bilim insanı Seren Selvin Korkmaz görüşmemizin bir yerinde şöyle dedi:

“Yedi yıl kadar önce de düşüncelerini aldığım, bulunduğu çevrede etkili, cemaatlere yakın duran bir kişiyle geçen günlerde yeniden görüşüyorduk. Konu FETÖ ile mücadeleye, kimi cemaat yapılanmalarının toplumdaki, siyasetteki etkilerine gelince biraz sertleşip şöyle dedi: ‘Atatürk bu yapıları kapatmakla iyi etmiş ama... Tümüyle ortadan kaldırmanın yollarını aramalıymış.’ Sözlerinin devamı daha ağırdı...”

Korkmaz’a göre, Atatürk’le ilgili toplum içindeki duygu yoğunluğunun yanı sıra Türkiye’de farklı siyasal akımların temsilcisi olanlar arasında da kabulü yükseliyor. Şöyle diyor: “Bugünkü tek adam yönetimini görünce, o dönemi, cumhuriyeti daha iyi anlıyor, kabul ediyorlar. Atatürk’e yönelik dine ilişkin olumsuz söylemler de artık kabul görmüyor. Kürt siyasetinin içindeki insanlar arasında da bu konuşuluyor. Cumhuriyetin değerinin daha iyi anlaşıldığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemin siyasal yelpazesinin ortak paydası bu olacak.”

ADALET ZEDELENDİ

İstamPol’ün de kurucusu olan Korkmaz, siyasete yön verecek kavramların başında “adalet”in geldiğini söylüyor. Tarifi şöyle:

“Kiminin aklına ilk Ömer adaleti geliyor, kimi Ali’den örnek veriyor. Ama birleşilen nokta adalet. Bu duygunun çok zedelendiği görülüyor.”

Yazı dizisi çerçevesinde dünyadaki deneyimlere ilişkin saptamalarda bulunanlar da Atatürk’ü dünya liderleri ile karşılaştırdıklarında şu saptama ortak bir yaklaşım olarak öne çıkıyor: “20’nci yüzyıldan 21’inci yüzyıla ayakta giren başlıca lider.”

Bunun nedenleri sıralanırken pek çok madde akla geliyor, ilk sıradakilerden ikisi şu: Ne kadar güçlü ne kadar haklı olursa olsun, hep ulusal ve uluslararası meşruiyete özen gösterdi... Savunduğu fikirlerde hiç dogma yok, hep aklın ve bilimin ışığını gösterdi.

25 Şubat 2020’de kaybettiğimiz yayıncı, yazar Muzaffer İlhan Erdost, gerek yazılarında gerek sohbet ve konuşmalarında şöyle derdi: “Türkiye’de siyasal yelpazenin neresinde olursanız olun; ister sosyalist, ister sosyal demokrat... Mustafa Kemal’i anlamadan, hakkını vermeden hiçbir şey olamazsınız.”


BİTİRİRKEN

Dizi yazının yelpazesi geniş olduğu için planlamanın yarısını paylaşabildik. Kuzey-Güney Amerika, Afrika ve Arap dünyasındaki arayışları da aktarmayı planlamıştık. Satırbaşlarıyla vurgulamak gerekirse:

- ABD’de kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan Sanders, ABD tipi bir harekete imza atıyor. Başarılı olmasa bile küresel arayışlar için zenginlik.

- Güney Amerika, ABD’nin arka bahçesi değil, arka balkonu. 20’nci yüzyılda Güney Amerika ülkelerinde çoğu sol iktidarlara karşı yapılan ABD destekli darbe ve darbe girişimi sayısı binin üzerinde. Rakamla, 1000!  Bunların çoğu askeri darbeydi. 21’inci yüzyılda yöntemler değişiyor!

- Afrika’da özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısında başlayan ulusal kurtuluş mücadelelerinden başarılı olanlar da hemen boğuldu. Afrika tarihi üzerine en kapsamlı çalışmayı yapan bilim insanlarından Prof. Türkkaya Ataöv bunu şöyle yorumluyor: “Bu mücadeleyi veren liderlerde birikim yoktu. Başlattıklarının sonunu getiremediler. İçlerinden bir Mustafa Kemal çıkaramadılar.”

- Arap dünyası deyiş yerindeyse “h-arap”! Bölgeyi iyi bilen gazeteci yazarlardan Hüsnü Mahalli, 20’nci yüzyılda “Arap sosyalizmi” diye literatüre geçenin de aslında sosyalizm olmadığını vurgularken bugünü şöyle yorumluyor: “Bu halklar yoruldu. Siyasal İslamın da ucunun nereye vardığını çok iyi gördüler. Arap dünyasında yeni arayış milliyetçilik ve laiklik.”

- Orta Asya ülkeleri Rusya ile Çin arasında. Çoğu Sovyet dönemi siyasetin devamı görünümünde ama Çin tipi yönetim onları cezbediyor.

Dizi yazıyı bir bütün olarak kitaplaştırırken bunları da “içindekilere” katacağız. Genel Yayın Yönetmenimiz Aykut Küçükkaya’nın sözü var; dizi başladıktan sonra yazı gönderen okurlarımızın düşüncelerini  mutlaka yayımlayacağız. Diziye katkıda bulunanlara teşekkür ediyoruz.