Taksim’de ‘su’ üzerine

Sergi, hak ve paylaşım üzerinden uygarlık/barbarlık hikâyelerini ve doğanın dönüşümünü tartışıyor.

16 Şubat 2020 Pazar, 02:00

Taksim Meydanı’yla İstiklal Caddesi’nin kesiştiği noktada sağda görülen mütevazı yapı, 1731’de inşası tamamlanan Taksim Maksemi. O zamanlar Boğaziçi kıyı yerleşimlerinin su sorununu çözmek amacıyla inşa edilen maksem, bugün bir sanat galerisine ev sahipliği yapıyor. Taksim Maksemi’nde dün tam da anlamına yakışır bir şekilde bir sergi açıldı: “Suyun Taksimi”. 

DOĞAYA VERİLEN ZARAR...

Sergi, son yıllarda TÜYAP’ta Kitap Fuarı’yla aynı tarihlerde yapılan Sanat Fuarı’nda “ARTİST” başlığı altında çalışmalar yürüten Karşı Sanat ekibi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) işbirliğiyle hayata geçti. “Suyun Taksimi” sergisi, su hakkı ve suyun paylaşımı üzerinden uygarlık ve barbarlık hikâyelerini ele alıyor, kent mekânlarının ve doğanın dönüşümünü su ekseninde tartışıyor. Suyun adil paylaşımı olmadan ortak bir gelecekten söz edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Sergide yer alan sanatçılar: Arzu Arbak, Arzu Yayıntaş, Ayla Turan, Bahadır Yıldız, Cemil Cahit Yavuz, Elçin Acun, Evren Erol, İlgen Arzık, Kemal Tufan, Manuel Çıtak, Orhan Cem Çetin, Ozan Atalan, Serkan Yüksel, Yağmur Çalış, Berka Beste Kopuz. 

Detayları, Karşı Sanat Çalışmaları adına Ezgi Bakçay ve Feyyaz Yaman’dan öğrendik. Serginin konusuyla mekân birbiriyle bağlantılı. Ancak konunun maksemden önce var olduğunu söyleyen Bakçay, “Yaşam üzerine söz söylemek ister istemez suyu, suya ulaşımı ve suyun paylaşımını düşünmek anlamına geliyor. İstanbul’da başta Kuzey Ormanları olmak üzere yaşamın sürekliliği için savunulması gereken doğal kaynaklara dair sanatçı hassasiyetinden doğdu bu konu” diye konuştu. Bakçay, bu mekâna yerleşmenin güçlü bir bağlam yarattığını vurgularken, “Serginin anlam alanını kucakladı” dedi. Öte yandan, mekânın mimarisi de eserlere güç katarken işler arasındaki bağları çeşitlendiriyor. 

Serginin ele aldığı ve tartıştığı konuları biraz daha açmak gerektiğinde Ezgi Bakçay, suyun antropolojisinin ilgi çekiciliğinden bahsetti. “Tarih boyunca kentler su kaynaklarının etrafında kurulmuş” diyen Bakçay, “Bu kentlerde süre giden yaşam ise suyun kente nasıl dağıldığına göre biçim almış. Su hakkı, yaşam hakkıyla doğrudan bağlantılı. Kimlerin temiz su kaynaklarına ulaşımı var, kimlerin yok; kimlerin yaşam hakkı var kimlerin yok anlamına geliyor. Kentsel ve küresel ölçekte suyun mülkiyeti konusu ise barbarlık denecek ölçüde şiddetli sonuçlar doğuruyor” şeklinde konuştu.

Bakçay, “Sergi, suya ulaşımı temel hak ve özgürlüklerden biri olarak ele alıyor. Kentsel kamusal alanlar hakkında verilen yanlış kararların, kâr amaçlı projelerin göllere, derelere, toprağa ve ormanlara verdiği zararın bir insan hakkı ihlali olduğunu öne sürüyor. Buradan hareketle konunun etrafında çok katmanlı anlatılar kuruyor” sözleriyle sergiyi anlattı. 

İBB’YLE İŞBİRLİĞİ...

Feyyaz Yaman ise İBB ile işbirliğinin önemine işaret etti. Yaman, “Sergi yapma talebimiz ‘İstanbul Senin’ söylemi ile destek buldu. İBB, mekân talebimize olumlu yanıt verdi, teknik destek sağladı” dedi. Serginin Taksim Meydanı’nın belleğiyle de ilişkili olduğunu vurgulayan Yaman, “Tarih boyunca demokratik hak taleplerinin dile getirildiği meydan burası. ‘Suyun Taksimi’ sergisi, yıllardır susturulmuş bu alanın yeniden yaşama karışmasını, buradan tüm ülkeye özgürlük ve eşitlik taleplerinin yayılması arzusunu da ifade ediyor” diye konuştu. Yaman, “Uzun süren susuz yazların ardından Maksem benzeri yapıların sanata açılması önemli bizim için. Sanatçılar da fikirleriyle, eserleriyle kentsel kamusal alanın parçası olmak istiyorlar. Bunun için tüm dünyada olduğu gibi yerel yönetimlerin işbirliği hayati önem taşıyor. Aslına bakarsanız bir hak talebi. İBB’ye bu talebe olumlu yaklaştığı için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı. Sergi, 29 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.