Bilimi övdü, mantığı anlattı...

.
Yayınlanma tarihi: 17 Haziran 2019 Pazartesi, 16:54

[Haber görseli]

Fethi el Safi

İlginç bir adamdı. Camide verdiği hutbelerin yer aldığı videoların yayımlanmasından sonra tüm Arap dünyasında tanınan biri olmuştu. Asıl adı Fethi Ahmed Safi olan, 1954 Şam doğumlu. Suriyeli din âlimi, Şam Hanbala Camii’nin imamı, vaizi Fethi el Safi 2 Mayıs 2019’da hayatını kaybetti. Onu diğer din adamlarından ayıran en önemli tarafının çok mütevazı, içten ama en önemlisi çok esprili biri olmasıdır derler. Vaazlarında sözü denk getirip kendisiyle dalga geçmesiyle de bilinir. Geçmişlerini püri pak göstermeyi sevenlere inat, “tövbe”sinden önceki yaşamı neyse, olduğu gibi anlatan biridir el Safi.

CAMİDE NELER SÖYLERDİ?

Örneği şudur: “Bir gün yanıma bir adam geldi. Bir deste para gösterip ‘Bu para senin’ dedi. ‘Niye benim’ diye sorduğumda bana ‘Kardeşlerimle mirası paylaştık. Bu para artınca ihtilafa düştük. Ben de kızdım, parayı insanların en şirretine vereceğime dair yemin ettim. Sordum, soruşturdum, seni söylediler ve yanına geldim’dedi. ‘Madem yemin etmişsin, bu parayı alıyorum, ama dayak yiyeceksin’ dedim ve adamı bir güzel dövdüm.”

Artık iyi bir insan olmaya karar verdiğinde ilk defa namaz kılmaya gittiği camide kendisini gören cemaatin namaza ara vererek “Eğer ayakkabı çalacaksan sakın çalma. İleride bir ayakkabıcı var, git istediğini seç, parasını biz vereceğiz” dediklerini de gülerek anlatan el Safi’nin camide anlattıklarından biri de şudur:

“Bizim fırında çalışan biri vardı. Bir ara ayağına testere ile vurmuştum. Ara sıra gittiğim camide imamın Cuma hutbesinde, Dünyada hesabınızın olduğu her insanla ahrette de hesabınız olacak’ dediğini hatırladım. Adamın yanına gittim, onu öptüm, beni affetmesini söyledim. ‘Allah affetmesin’ dedi. Gittim, ona yiyecek bir şeyler aldım yine affını istedim. ‘Affetmem’ dedi. Bir paket Küba purosu alıp gittim, ‘Beni affeder misin, dedim. Yine ‘Affetmem, Allah da affetmesin! dedi. Son kez sordum ‘Affetmeyecek misin?’ diye ‘hayır!’ deyince elime bir bıçak aldım ve dakikalarca kovaladım. Sonra beni Şeyh Salih’in müritleri yakalayıp Şeyh’in yanına götürdüler. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağımı; toplumla, aile fertlerimle nasıl yaşayacağımı, çocuklarımla nasıl arkadaş olacağımı, karıma nasıl nezaket göstermem gerektiğini öğrettiler. Çok sabırlı davrandılar.” Geçmişiyle utanıp, onu sürekli bir mahcubiyet gerekçesi yapmaktan uzak tutumu gerçekten ilginçtir. Dini yaşamı seçtikten sonra da sürdürdüğü kendisine yönelik eleştirilerinde çok gerçekçidir. Bir gün Suriye’nin en önemli din adamlarından Ramadan El Buti’nin oğlu Dr. Tevfik El Buti tövbe konusunda bir hutbe verir. Hutbeden sonra el Safi söz alır. Söylediği şudur: “O tövbeden ne anlar? Onun, babasının, dedesinin tertemiz bir geçmişi var. Bana sorun tövbeyi”.

Geçmişinin deşilmesinden, hatırlanıp, hatırlatılmasından hiç yakınmaz. Tam tersine karşılaştığı bu gibi durumları kendisi anlatır: “Mahallemin insanları beni tanır. Pazara alışverişe çıktığımda beni görenler hâlâ kendi aralarında beni göstererek fısıldaşırlar. ‘Bak şu şeyhi görüyor musun? Gitsin, bir zamanlar ne menem biri olduğunu anlatacağım’ dediklerini duyarım”.

Vaazlarında kendisinden keramet bekleyenlere, hiçbir din adamının ya da bir camii imamının keramet sahibi olmadığını anlatır. Yine kendisinden örnek vererek tabii: “Bir gün kadının biri bana bir şişe su getirip ‘Kocam 13 senedir kanser hastası. Tıbbın yapabileceği bir şey yok. Kocamın içip şifa bulması için su şişesini okuyup üfler misin’ dedi. Ne yapayım, inanmış gelmiş. Şişenin kapağını açıp Fatiha’yı okudum. Aradan yarım saat sonra adamın ölüp haberini verdiler”. Fethi el Safi, yaşamanın sonuna gelmiş bir din alimini ziyaret ettiğinde, orada bulunanların kendisinden “biraz kerametlerinden söz etmesini” istediklerini, yanıt olarak onlara “tamam anlatayım” diyerek okuduğu şişeden sonra ölen adamı anlatır. Anlat diyenlere de sorar: “Size de şişe okuyup vermemi ister misiniz?”

SAVAŞ YALANI HIRSIZLIĞI ÖĞRETTİ

Hutbelerinde, bilimi, mantığı anlatan, hurafelere, keramet hikâyelerine inanılmamasını öğütleyen, kimsenin diniyle, inancıyla yargılanmamasını savunan Fethi el Safi ülkesindeki savaşta çok sayıda yakınını yitirdi. En can yakanı müstakbel gelininin, düğünden üç gün önce bir kurşunun isabet etmesi sonucu ölmesidir. O yine de savaşta bile dürüstlüğün, doğruluğun olması gerektiğini anlattı. İnsanların savaşı bahane ederek ahlaksızlaşmaması gerektiğini söyledi hep. Şu söz onundur: “Savaş bizi bir araya getireceğine bize yalanı, hırsızlığı öğretti”. Ne hurma çiğneyip birilerinin ağzına verdi, ne de kız çocuklarını ikinci sınıf insan gördü. “Kerametin değil, bilimin peşinde koşun” öğüdünü binlerce Suriyeli duymuştur

A+ A-