Felaketin yaşandığı Düzce'den izlenimler: 'Saray değil ev lazım'

Düzce Akçakoca’ya bağlı Esmahanım ve Uğurlu köylerinde üzerinden neredeyse 1 hafta geçmesine rağmen sel felaketinin izleri bir nebze silinmemiş. Köyden ayrılmadan önce son olarak yetkililere seslenen 55 yaşındaki Asım Kuş, “Bize saraylar lazım değil, bizim ülkemize bir saray yeterdi. Sarayları niçin yaptılar? Bize saray değil, bize, bu ülkeye insanca yaşayacak evler lazım” diyor.

Hazal Ocak
23 Temmuz 2019 Salı, 20:15

Esmahanım ve Uğurlu köyünün de temel geçim kaynağı fındıkçılık. İki köyde de büyük tahribata neden olan sel birçok fındık tarlasını da alıp götürmüş.

Köylüler, felaketin yaşandığı geceyi şu cümlelerle anlatıyor: Nuh Tufanı diyorlar ya orada böyle yağmur yağmaz. Dışarı çıkmak mümkün değil. Rüzgârlı bir bulut... Köyün üzerine yerleşti. 1000 yıldır düşmeyen yağmur düştü buraya. Su evleri aştı. Korkmamak mümkün değil. Yağmurun nerede duracağı belli değil. Her taraftan gelen feryat sesleri...

Düzce Akçakoca’ya bağlı Esmahanım ve Uğurlu köylerinde üzerinden neredeyse 1 hafta geçmesine rağmen sel felaketinin izleri bir nebze silinmemiş. 65 yıldır Esmahanım’da yaşayan Fikri Arslan, o geceyi “kıyameti gördük” diye özetliyor. Her sokağının ceset koktuğu Uğurlu köyünde doğan Asım Kuş da (55) yetkililere seslenerek “Bize saraylar değil, insanca yaşayacak evler lazım” diyor.
Sel felaketinin yaşandığı köylerin yollarına girer girmez bizi “Heyelan Mıntıkası” tabelaları karşılıyor. Köye giden kilometrelerce yolda selin etkileri görülüyor. Fındık ağaçlarını sağlı solla geçerek dere tepe aştıktan sonra Esmahanım köyüne ulaşıyoruz. 7 kayıp bu köyde yaşanmış. Esmahanım İlkokulu’na doğru yürüyoruz. Yanında selden tahribata uğramış bir çocuk parkı, onun yanında da Esmahanım köyü cenaze yıkama aracı var. Okulun kapısında oturan köyün muhtarı Taşkın Ersoy’la (59) tanışıyoruz. Ersoy o geceyi şöyle anlatıyor:
“Yağmur gündüzden başladı. Saat 23.00’ten sabah 11.00’e kadar şiddetini artırdı. Hiç durmadan yağdı. Köyün meydanında su yükselip yollarımızı düşürmeye başladığı zaman tepelere doğru kaçtık...”

Su en büyük sorun...
Köy meydanına doğru yürüyoruz. Öğlen saatleri... Kızılay bir yanda, yemek bir yanda da su dağıtılıyor. Köyün şu an en büyük problemi su ve elektrik. Elektrik zaman zaman gelse de suyu taşımalı yöntemle halletmeye çalışıyorlar. Köy meydanında bölge sakinleri oturuyor. İrfan Kap, 75 yıldır bu köyde yaşıyor. Kap, “Nuh Tufanı diyorlar ya inanır mısın orada böyle yağmur yağmaz. Dışarı çıkmak mümkün değil. Rüzgârlı bir bulut. Köyün üzerine yerleşti. 1000 yıldır düşmeyen yağmur düştü buraya. Suyun akışı evleri aştı. Ben evdeydim. Evlere kadar su girdi. Korkmamak mümkün değil. Her taraftan bir feryat sesi var” diye konuşuyor.

Asrın felaketi
Esmahanım köyünün ardından henüz bağlantısı sağlanan Uğurlu köyüne geçiyoruz. Bu köyde insan kayıpları yok ama yüzlerce hayvan ölmüş. Yıkım daha fazla. Arabalar sürüklenmiş. Hayvanlar felaketten bitap düşmüş. Yaklaşık 1 metre çamur evlerin içinde, ağaçların arasında toplanmış. Tüm sokaklar ceset kokuyor. Köye girer girmez arabası sürüklenip paramparça olan 42 yaşındaki Fatih Şen’le karşılaşıyoruz. Fındıkçılıkla uğraşan Şen, o geceyi “Sel sabah 8’den sonra çok büyüdü. 1, 2 dakikayla kurtardım kendimi. Annem uyandırdı beni, gözümü açtığımda su penceredeydi. Yukarı çıktım ama yukarıda yakalandım. Saatlerce orada bekledik. Su biraz dindiği zaman kepçelerle bizi buradan kurtardılar. Korkunun en âlâsıydı. Ölüm korkusu nedir yaşadım. Asrın felaketi burası için. Tarım aletlerim çok zarar gördü. Tavuklarımız öldü. Çok şükür canımızı kurtardık” diye anlatıyor.

‘Sarayları niçin yaptılar?’
Köyden ayrılmadan önce son olarak yetkililere seslenen 55 yaşındaki Asım Kuş, “Burası Afet bölgesi ilan edilmedi. Bundan öte bir afet olabilir mi? Köylü zaten bitik durumda. Tarım arazileri gitti. Fındıklar gitti. Ne yiyip ne içeceğiz? Sorun, şu dere yatağının yeteri oranda ıslah edilmemesi. Devletin kusuru var demek istemiyorum sadece bundan bir ders çıkaralım. Daha güçlü ayakta kalalım. Bize saraylar lazım değil, bizim ülkemize bir saray yeterdi. Sarayları niçin yaptılar? Bize saray değil, bize, bu ülkeye insanca yaşayacak evler lazım” diye konuştu. 


BİRBİRLERİNE SARILMIŞ HALDE BULUNDULAR
Düzce’de Esmahanım köyünde kaybolan 4’ü çocuk 5 kişiden 2’sinin daha cansız bedenlerine ulaşıldı. Uğurlu Köprüsü altında, dere yatağında birbirlerine sarılı bulunan anne-kız büyük üzüntü yarattı.

Sel felaketine ilişkin açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum, heyelan nedeniyle yıkılma riski taşıyan 66 binanın boşaltılacağını söyledi. Kurum, “Dere kenarındaki binaların taşınması önceliğimiz. 3 ilçe 45 köyde hasar tespit çalışması yapıldı. 319 az, 45 ağır, 85 yıkık bina ve 26 da istinat duvarı var. 66 bina da heyelan riski altında. Bu binaların boşaltılması sürecini başlatıyoruz” dedi.
Düzce Valiliği ise sel nedeniyle bölgede 100 binanın yıkıldığını, 75 binanın ağır hasar, 300 binanın ise az hasar gördüğünü açıkladı. 1687 çiftçinin de selden etkilendiği belirtildi.

 

Eylem Zobar - Elanur Zobar - Hazal Ocak

'SUYA KAPILDIM'

Uğurlu köyündeki evinin camları patlayan Yılmaz Zobar (46) evinin içine giren çamuru göstererek “1 metrekare yer yok. Belki bu çamurun altında cenaze var onu da bilmiyoruz” diyor. Eylem Zobar ise “Psikolojik olarak hepimizi etkilendik” diye konuşuyor. Sel sularına kapılan Elanur Zobar da şöyle anlatıyor: “Ahırda hayvanların ipini çözdüm, o sırada bizi su aldı. Kenara yüzdüm. Beni sopayla çektiler. O kadar korktum ki... Başka yer gösterirlerse gideriz. Canımızı kurtardık, şimdi eşyalarımızı...”

RIFAT ILGAZ'IN AĞACI AYAKTA
“Kıyametten korkulmaz mı” diye sorarak söze başlayan Fikri Arslan 65 yaşında. Arslan, Adapazarı’nda yaşıyormuş, yazları 4-5 ay burada kalıyormuş. Bu köyü bir kadının kurduğunu anlatan Arslan, “Bu köy 1864 yılında Kafkasya’dan sürgün edilen Abhazların kurduğu, Esma Hanım’ın kurduğu bir köy” diyor. 

Arslan, arkasında dev gibi duran çınar ağacını gösteriyor: “Bu ağaç 300 yıllık. Öyle günlere tanıklık etti ki... Rıfat Ilgaz Hoca’nın ilk ders verdiği yer burasıdır. Bu ağacın altındadır. Benim babam rahmetli onun öğrencisiydi. Biz Abhazlar olarak problemimiz falan olduğunda bu ağacın altında konuşuruz. Mesela 2006 yılında Abhaza köylerinde silah atılmama kararını bu ağacın altında almıştık ve o karar uygulanıyor. Çınarın altında herkes gelir çay içerdi, kamelyalarımız vardı, onlar da gitti. Şu anda bir felaket yaşadık. Canlarımızı kaybettik.”
Köyün başka bir tarafında yıkılan evlerine bakan kadınlar ise “Hasar tespit yapıldı. Yıkıma 8 bin lira verdi. Bir ev 8 bin liraya yapılır mı” diye soruyor.
Evinin yarısı havada kalan 55 yaşındaki Recep Turhan ise “Fındıkçılıkla geçiniyorum. Selin olduğu günü anlatabilmek için özel bir yetenek lazım. Her yerden su geliyordu” diyor.

 

Şanslı

Uğurlu köyündeki sokak hayvanı yavru köpek de köydeki birçok hayvan gibi selden samanların üzerine çıkarak kurtulmuş. Köylülerin sahiplendiği köpeğe “Şanslı” ismi verildi.