Anne yazılır...

Haydar Ergülen
Yayınlanma tarihi: 13 Mayıs 2019 Pazartesi, 15:57

[Haber görseli]Aşk diye okunur. Barış diye, Cumartesi diye, iyilik diye, sevinç, merhamet, gökyüzü, nehir, yayla, dağ, sıla, ev, bahçe, yaşam diye okunur. Anne yazılır, acı, keder, yitik, kahır, yalnızlık diye okunur. Anne yazılır, şiir diye okunur... Anne ilk aşktır, ilk şiir. Yazılır. Sonra başka aşklara, başka şiirlere çıkılır. Evden çıkılır, bahçeden çıkılır, uzaklara çıkılır, ama gönülden çıkılmaz. Anne gönüldür. “Gönül Dağı”dır, bazen bulutlandığı, sislendiği, kar yağdığı da olur, ama hep yerinde durur. O durur, bazen evlatların, kızların, oğulların anneden evvel gittiği olur. Olmaz olsun ama olur. Sıra bozulur, gönül bozulur, dirlik bozulur. Bir evlat yitince, her şey fazla gelir, çok olur. Yaşamak anlamını yitirir, dünya dar gelir. “Gönül Dağı” bu dar-ı dünyaya sığmaz olur, gönül hiçbir yerde durmaz olur. Gencecik insanların, çocukların ölüm haberleri gelir, askerlerin şehit haberleri gelir, haberden önce annelerin yüreklerine kara bir sıkıntı gelir, akşamdan bir rüya gelir, herkesten önce acısı onlara gelir. Ne bulut ister ne sis, “Gönül Dağı” içinden çöker, acıdan çöker. Anne yazılır, “Gönül Dağı” diye okunur. Anne yazılır, sabır diye, dayanma diye, direnme diye okunur. Çünkü annelik bir sanattır. Sevgi sanatı. Merhamet sanatı. Sabır sanatı. Direnme sanatı. “Şairler annesi” olarak da tanıyıp sevdiğimiz, Türk şiirinin en incelikli şairi, sabrın, sevginin de simgesi olan Gülten Akın’ın dizeleri de tam bunu söyler. Polisin döverek öldürdüğü güleryüzlü, gencecik gazeteci Metin Göktepe’nin annesine seslenir, ama oğulları, kızları kaybedilen, katledilen tüm annelere bir sesleniştir “Anneler İlahisi”: “Yitiğin tartıldı orda burda/bozuk mu düzgün mü tartılarda/durdun/ söylenmemiş, anlatılmamış, söylenememiş olanı/anlaşılır durdu duruşun”.

SIZLAYAN BİR YÜREK...

Metin’den önceydi, Hasan Ocak kimsesizler mezarlığında bulunmuştu. “Balım oğul, balım kız”lar “kayıp oğul, kayıp kız”lar oluyordu. Dilin kıyamadığı, elin kıyamadığı, sözün, gözün kıyamadığı, “her biri vazgeçilmez cihan parçası” olan evlatlara zorbalar kıyıyordu. Anne yazılıyor, direniş diye okunuyordu. Türkçenin şiir annesi Gülten Akın, 12 Eylül karanlığında mahpus oğlunun peşinde şehir şehir geziyor, o hapishaneden bu hapishaneye dolaşıyor, bir yandan da bu günlerin tanıklığını şiire yazıyordu: “öyle bakıyorsun/içinde dolaştırdıkları o karışık ayna/senin çıplak gözlerine/ne kadar ne kadar yabancı”. Anneler toplanıyor Cumartesi oluyordu. İstanbul’un ortasında sızlayan bir yürek olarak Galatasaray Meydanı’nda oturuyorlardı: “Benim annem Cumartesi”. Onlar kayıp anneleriydi. Oğul acısıyla dağlanmış yürekleriyle şehit anneleri de vardı. Aslında hepsi “Eylül anneleri”ydi. 12 Eylül rejiminin 40 yılda, adım adım yarattığı, yol açtığı karanlığın, faşizmin, gericiliğin ‘Yeni Türkiye’si kaybediyordu, alıyordu çocuklarını ellerinden.

Hiçbiri unutulmaz

Sonra Gezi geldi. Gezi günlerinde genç ruhlar kendilerini ırmağa, çiçeklere, bulutlara sunar gibi ölüme gittiler. Tam 7 genç, adları Ahmet, Mehmet, Abdullah, Muhammed, Ethem, Ali İsmail olan 7 fidan, sanki bir “Bahar Ayini”ndeymiş gibi göğe yükseldiler. Hasan’ın annesinin, Metin’in annesinin yanına, Mehmet’in, Ethem’in, Ali İsmail’in anneleri de gelip durdular. Yalnızca evlatlarının değil, tüm kayıpların, katledilenlerin annesi oldular, acıdan bir ulu “anne dağı” oldular. Güzel çocuklar, güzel ruhlar. Ali İsmail, o toz konduramadığım şehrimde, Eskişehir’de katillerin ellerinden kurtulamadı. Kaşları kuştan Berkin Elvan avcıların hedefi oldu. Hiçbiri unutulmadı, unutulmaz. Anneler unutmaz çünkü, unutturmaz: “suya düşmüş arıyı gözleyen/bu dünya düşündürmez mi/ kimin hayatı kimin umurunda/oysa sarmalandın, paylaşıldın/ortasında sen gibi bir kalabalığın”. Benim Gül annem de 3 haziran önce kardeşlerin en karagözlü, güzel yüzlü, ince sözlüsünü, Halil oğlunu yitirdi: “Genc idin, tez idin, sıra bilmezdin”lerden. Sonra anneler günü geldi. Kızlarını, oğullarını yitirmiş tüm anneler için o ilahiye sarıldık: “Anneler olmasa kim kimi severdi/saklı tuttun o insanı insana bağlayan güvenci/ yollar boyu, eskitilmiş alanlarda/solgun bir bedeni gezdirmedin Metin’in annesi”. Anne yazılır, evlat diye okunur. Anne

PAZAR DERGİ

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Haydar Ergülen, Metin Göktepe