O ‘öfkeli gençler’ artık kontrol dışı

Bild’in haberinde, MİT raporunda “IŞİD’in Türkiye’nin güneyinde nasıl yeni üyeler kazandıklarını ve polis ve asker engeline takılmadan bunları nasıl Suriye’ye geçirdiklerinin” belirtiliyor.
Yayınlanma tarihi: 17 Ekim 2015 Cumartesi, 06:37

[Haber görseli]

Akçakale’de sınırı geçip Türkiye’ye kaçmaya çalışan IŞİD militanları 16 Haziran 2015’te Türk askeri tarafından gözaltına alınmıştı. Elleri duvara yaslanarak aranan 5 IŞİD’linin olayı gülümseyerek karşılaması dikkat çekmişti.

Suriye’deki iç savaşın başlamasından sonra cihatçı örgütlerle iktidarın girdiği kanlı flörtün faturasını Niğde, Diyarbakır, Suruç ve Ankara’daki kanlı saldırılarda yaşamını yitirenler, yaralananlar, aileleri ve travmaya sürüklenen bir ülke ödüyor. Suriye’deki gelişmelerin iktidarın umduğu biçimde gelişmediği, PYD’nin uluslararası güçlerin desteğini alan bir aktöre dönüştüğü, Rusya ve ABD’nin sahaya indiği ortamda Türkiye de IŞİD ve diğer cihatçı örgütler konusunda köşeye sıkıştı. Alman Bild gazetesinin geçen ay açıkladığı bir MİT raporunda, “Biz artık IŞİD’i kontrol altında tutamıyoruz” yönündeki tespit ise tarihin bu en kanlı örgütünün Türkiye’deki örgütlenmesi konusunda gelinen vahim noktayı gözler önüne serdiği gibi gelecek için büyük bir güvensizlik de doğuruyor.

Bild’in haberinde, 100 sayfadan oluştuğunu belirttiği raporda, “IŞİD’in Türkiye’nin güneyinde nasıl aleni biçimde yeni üyeler kazandıklarını ve polis ve asker engeline takılmadan bunları nasıl Suriye’ye geçirdiklerinin” MİT raporuyla belgelendiği belirtildi.

Gazetenin “IŞİD katilleri ve Türkiye’deki terör ağına karşı işlem yapmak için Türk hükümetine yönelik bir imdat çığlığı” olarak nitelendirdiği raporda “18 aydır sadece seyrediyoruz. Artık müdahale etmeliyiz” ifadelerinin yer aldığı ileri sürüldü. Habere göre MİT raporunda şu tespitler yer aldı:

* Hepsi yurtdışından olmak üzere günde 50 IŞİD taraftarı Gaziantep Havalimanı’na iniyor. Hatta gelen teröristleri Hatay sınır istasyonuna götürmek için bir Shuttle-otobüs servisi oluşturuldu.

* IŞİD, Gaziantep-Kilis arasındaki önemli geçitleri kontrol ediyor. Sınır bölgesinde, sınırı geçmek isteyen 10 Suriyeli ve Çin’den gelen 45 Uygur durduruldu. Buradaki görevliler bu kişilerin IŞİD için bir destek malzemesi olduğunu biliyordu. Fakat pasaport kontrolü ve polis müdürü ile yapılan bir telefondan sonra kişiler yoluna devam ettiler.

* IŞİD, teröristlerini Suriye’deki savaşa göndermek için Türkiye’de tedavi ettiriyor. Bunun için Reyhanlı’da kendi hastanesini kurdu.

* Sokaklarda açıkça bağışlar için tezgâhlar açıyorlar. Haziran sonunda bir olay yaşandı. Bir esnaf sesli biçimde şu şekilde şikâyetçi olmuş: ‘Siz insan değilsiniz. Ben sizin İslamınıza inanmıyorum.’ Bunun üzerine IŞİDadamları takviyeler çağırmış ve esnafın kellesini kesmişler. Olay bir alacak-verecek kavgası diye nitelenip kapatıldı.

* İddiaya göre Mardin’de 8 aile haziran başında çocuklarını IŞİD’in adamlarına teslim etti. 13 ila 17 yaşlarındaki çocuklara önce tecavüz edildi ve bu görüntüler kaydedildi. Sonra da şantaj için kullanıldı. Ailelerine ise zararın karşılığı olarak 3 bin dolara kadar paralar verildi. Dört haftalık ‘terör eğitiminden’ sonra çocuklar sınır üzerinden Suriye’ye götürüldüler.

* IŞİD, Twitter ve Facebook üzerinden binlerce taraftar kazanıyor. İnternet sayfaları Gaziantep’te bulunan ve resmi olarak kamu yararına çalışan dernekler üzerinden işletiliyor. IŞİD, internette çok aktif. Sayfalarında ‘like’ veya ‘retweet’ yapıldığında, kurbanlarla irtibata geçiliyor.

* Örgüt Ankara, Adıyaman, Eskişehir, İzmir, Konya, Şanlıurfa, Hatay’da silah depoları oluşturdu. IŞİD şefi Bağdadi Türkiye’de cihat ilan ettiğinde, bunlarla suikastlar gerçekleştirilecek. IŞİD, çok güçlendi ve biz onu artık kontrol altında tutamıyoruz.”

IŞİD söyleminin şifreleri

İktidarın, IŞİD ve diğer cihatçı örgütlerle flörtünün en temel nedeninin Suriye’deki rejimin düşürülmesi hedefine kilitlenmesi olduğu kuşkusuz. Ancak iktidarın bu örgütlerle arasında ideolojik farklar çok olsa da, İslamcı köklerin de bu flörtün önemli bir yönünü oluşturduğunu söylemek abartılı olmaz. Ortadoğu politikasını Suudi Arabistan ve Katar’ı da yanına alarak (ya da bu ülkelere yedeklenerek) Sünnilik ekseninde belirleyen hükümet Suriye’de de Selefi akımlarla bir şekilde hep dirsek temasında oldu. Milli Görüş geleneğinde de “cihat” ve “mücahit” kavramlarının hareketin önemli sloganlarını (Mücahit Erbakan) oluşturduğu göz önüne alındığında “cihat” düşüncesinin AKP kadroları için çok da uzak bir tahayyül olmadığı söylenebilir.

‘PYD, DAEŞ’ten daha tehlikeli’

İktidarın IŞİD’e ilişkin söyleminde PYD’nin PKK ile eşitlenmesi ve her ikisinin de Türkiye açısından IŞİD’den daha tehlikeli olduğu görüşü önemli bir yer tutuyor. Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin sınır hattının tamamen PYD tarafından ele geçirilmesi riskinin doğduğu günlerde, 19 Haziran 2015’te hükümete yakın gazetelerin askeri kaynaklara dayandırarak ‘PYD, DAEŞ’ten daha tehlikeli’ manşetiyle çıktıklarında bir ay sonra çözüm sürecinin sona erdirilerek savaşın yeniden başlamasının önemli bir işaretini de veriyorlardı.

‘Öfkeli gençler’

İktidarın IŞİD’e bakışını en pür ifadelerle Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Başbakan Ahmet Davutoğlu dile getirmişti. Davutoğlu 7 Ağustos 2014’te, IŞİD’in Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu basarak diplomatlar rehin aldığı 49 kişiyi elinde tuttuğu günlerde, katıldığı bir televizyon programında şunları söylüyordu:

“IŞİD dediğimiz yapı, bir çekirdek olarak, radikal terörize bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılan kitlelerin ki bu kitlelerin içinde Türkmenler ciddi çoğunluktadır, Sünni Araplar var, Kürtler var, bunu böyle bilmek lazım. Daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler, dışlanmışlıklar ve hakaretler bir anda büyük bir cephede geniş reaksiyon doğurdu. Eğer Irak’ta bizim hep dostça ve kardeşçe tavsiye ettiğimiz gibi Sünni Araplar süreçten dışlanmamış olsaydı bugün Musul ve Anbar gibi ana damar Sünni Arap vilayetlerde öyle bir öfke birikmesi olmazdı.”

IŞİD’in “radikal terörize bir yapı” olduğu görüşüne itirazla söze başlayan Davutoğlu bu sözleriyle bir yandan IŞİD’i “haksız uygulamaların sonucu kaçınılmaz biçimde ortaya çıkmış” bir direniş örgütü gibi sunmakla kalmıyordu. IŞİD’in çeşitli milletlerden insanların oluşturduğu bir örgütlenme olduğu vurgusunu yaparak IŞİD’in ortaya çıkışıyla kendisini gösteren “reaksiyonun” için de meşru bir temeli adres gösteriyordu.

Nitekim Davutoğlu’nun bu açıklaması IŞİD’e yakın internet sitelerinde de siyasi meşruiyetin kabul edilmesi olarak yorumlanıyordu. Bu yazılardan birinde “Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları, İslam Devleti gerçekliğini ve arkasındaki halk gücünü bir kez daha ortaya koydu” yorumu yapılıyordu.

Kurgulanmış söylem

Davutoğlu’nun bu sözleri IŞİD’in bir terör örgütü olarak değil Sünni bir direniş (reaksiyon) örgütü olarak algılandığını gösteren en temel metinlerden birini oluşturuyor. Ancak iktidarın IŞİD ve onun kanlı eylemleri söz konusu olduğunda kendisini “terör örgütü” demeye mecbur hissettiği anlarda da devreye soktuğu başka bir söylem de bulunuyor. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Bülent Küçük, Erdoğan’ın ve iktidarın IŞİD konusundaki söylemini “kurgulanmış” bir söylem olduğuna dikkat çekiyor.

Küçük’e göre bunu “tesadüfen olmadığını, tam aksine merkezi bir şekilde yapılandırılmış bir söylem olduğunu iktidar mensubu siyasetçilerin, iktidara yakın medya organlarının ve yine sosyal medyadaki yandaşların ve trollerin söylemlerinin aynı olmasından” anlayabiliyoruz. İktidar sözcüleri IŞİD söz konusu olduğunda mutlaka yanına diğer birtakım örgütleri de katarak hepsini terör söylemi adı altında zikretmeye büyük özen gösteriyor.

Yanı sıra IŞİD’in “HDP’ye, HDP’ye destek verenlere veya birlikte yürüyenlere” yönelik eylemlerinden sonra iktidar sözcüleri ve Erdoğan’ın mağdurların kimliğini belirsizleştirecek şekilde açıklamalar yapması da ayrıca dikkat çekiyor. Yrd. Doç. Küçük, bunların iktidarın IŞİD söyleminin bir merkezden kurgulanmasıyla ilgili 2 temel stratejiye işaret ettiğini belirterek şu değerlendirmeleri yapıyor:

Hedef şaşırtma

“Çok farklı tarihsel, siyasal rasyonaliteleri, farklı tabanları ve farklı amaçları olan örgütleri tarihsiz ve hafızasız kılarak, siyasi akılları yokmuş gibi yan yana getirerek eşitliyor. Birbiriyle eşit olmayanları eşitmiş gibi sunma konusunda PYD ve IŞİD örneği önemli.. Birisi kendi mekânını korumaya çalışan, kendi siyasi tahayyülü olan ve başka yeri kolonize etmek istemeyen bir yapı iken diğeri, kendisine ait olmayan bir mekânı işgal etmek ve orada hayata dair ne varsa yok ederek bir siyaset icra etmek isteyen bir yapı. Ama bu söylem o farklılığı yok ederek eşitliyor.

Terör kavramı etrafında kör bir nesneye eşitliyor.“Bu saldırı bize, hepimize, millete yapılmıştır” söylemi de bir tür hedef şaşırtma anlamına geliyor. Aslında mağdur olanı görünmez kılma ve kendi sorumluluğunu inkâr etme stratejisi. Bunun karşısında HDP’nin “neden hep bizler ölüyoruz?” sorusu anlamı. Bu soru saldırıların belli bir tabana yöneldiğini işaret ediyor. Bu saldırılar hepimize yönelik değil, bir kesime yönelik bir şiddet. Ama bunun görünmez kılınması bir kesime yönelen şiddetin siyasi aklına dair bir şey söylememiş oluyor. Bunu söylerken asla başka kesimler de hedef olsun demiyoruz. Ama başka kesimler de hedef olmuş olsaydı gerçekten Türkiye toplumu hedef altında diyebilirdik. Milletin bir parçasını hedef aldığı için bu soyutlama da IŞİD’in siyasal aklını ve hangi ittifaklar üzerinden, hangi amaçlarla bu kesimlere yöneldiğini görünmez kılıyor.”

İktidar ve yandaşlarından IŞİD incileri

[Haber görseli]

Eski Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler: (6-7 Ekim Kobani protestoları sırasında) “Kafası taşla öldürülen gencin suçu neydi? Bunu yapanların eline IŞİD su dökemez. IŞİD öldürüyor ama işkence bari yapmıyor.”

[Haber görseli]

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma metinlerini yazan AKP’li milletvekili Aydın Ünal: “Şia, haçlı seferleri sırasında haçlılarla ittifak yapmıştı. O günden beri hep gayri müslimlerle aynı safta müslümanlara karşı durdular.”

[Haber görseli]

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düğününe katıldığı AKP destekçisi “sosyal medya fenomeni” Taha Ün: (Suudi Arabistan ve Katar’ın Yemen’deki Şii Husi hedeflerine yönelik saldırıları) “Sünni olsun çamurdan olsun”.

[Haber görseli]

AKP’li vekil İsmail Safi: (HDP’lilere) “Sizin gibi barbarların dilinden ancak IŞİD barbarları anlar. Ee ne demişler, dinsizin hakkından imansız gelir. Kanun- kural tanımayan IŞID yerine kanuna ve hukuka bağlı Türk polisi sizin için daha kolay lokma! Durmayın dökülün sokaklara. Yakın yıkın!”.

Barlas’ın IŞİD sempatisi

“Yazar” Cemil Barlas: “Kürt siyasi hareketinin karaktersizliği ve paralel çetenin hain ihaneti kafa kesen terör örgütünü (IŞİD’i kastediyor) bile sempatik kılıyor. Böyle bir gerçek var” diye yazıyordu.

[Haber görseli]

Neden IŞİD değil, DAEŞ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini İslam Devleti (İslamic State) olarak tanımlayan ancak yaygın olarak IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) kısaltmasının kullanılmasına, bu adın içindeki “İslam” ifadesi nedeniyle en baştan itibaren karşı çıktı. Erdoğan’ın bunun yerine tercihi örgütün adını “DAEŞ” (Devlet’ül Irak ve’ş Şam) olarak kullanmak oldu. Bu kısaltmayı ilk kez 2014 yılı ekim ayında Paris’te kullanan Erdoğan’a devlet kurumları da daha sonra uyum sağladı ve IŞİD adı Erdoğan’ın kullandığı şekilde, Genelkurmay Başkanlığı metinlerinde de DAEŞ olarak değiştirildi. Ardından Dışişleri Bakanlığı IŞİD yerine DAEŞ kısaltmasının kullanılmasını isteyen bir genelge yayımladı. Genelgede “Örgütün faaliyetlerinin İslamiyet ile bağdaşmadığı” savunuldu.

Yazı dizisinin 1. Bölümü: Bombalar iki yılda böyle hazırlandı

Yazı dizisinin 2. Bölümü:MİT araçları cihatçılara çalışıyor

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet Davutoğlu, Emrullah İşler, İsmail Safi, Aydın Ünal