Köşe Yazısı

A+ A-

Önce Suriye fatihi sonra başkan (mı?)

Paylaş
instela'da paylaş
08 Şubat 2016 Pazartesi

Daha önce söylemiş miydim? Bu mesleğin her dalında, sporunda, magazininde, siyasetinde, haberciliğinde, bulmacasında, yıldız falında, yazıişleri masasında çalıştım.
Dış politika sayfaları hariç…
Cumhuriyet’te yazı müdürlüğü yaptığım yıllarda bile dış haberler bölümüne bulaşmadım. Zaten başında rahmetli Ergun Balcı arkadaşımın olduğu bir bölüme karışılmaz, bulaşılmaz, olsa olsa okunup bilgi edinilirdi…
Yani dış politika söz konusu ise ben gazeteci değil, gazete okuruyum. Ancak öyle olmam son birkaç haftadır Türkiye’nin dış politikasında Suriye eksenli “uğursuz bir şeyler” kotarılmaya çalışıldığını sezmeme engel değil.
Ayrıntıları bir yana bırakalım. Türkiye ile Suudi Arabistan ve Katar arasındaki “ilişkiler” son dönemde birden sıklaştı, yoğunlaştı.
Nitekim 30 Ocak - 1 Şubat arasında Başbakan Davutoğlu Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Medya, Davutoğlu’nun Kâbe’yi miting alanına çevirmesine ağırlık verdi. Oysa Davutoğlu’na bu gezide alışılmadık biri eşlik etti: Genelkurmay Başkanı. Gezinin bu “farklı” yanı üstünde pek durulmadı.
Genelkurmay Başkanı Akar sadece başbakanına eşlik eden bir protokol generali değildi. Onun Suudi ordusunun en tepesindekilerle de görüşmeler yaptığı haberleştirildi; ancak ne konuşulduğuna ve neden konuşulduğuna ilişkin dişe dokunur bir haber okumadık.
Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı yurda döndüler. Birkaç gün sonra Suudiler Suriye’ye karada savaşmak üzere askeri birlik gönderilebileceğini açıkladılar.
Bitmedi.
AKP medyasının ağır toplarından Yeni Şafak dün haber verdi:
Suudiler Suriye’ye 150 bin asker yollayacaklar. Bu askerler Suriye’ye gitmeden önce Türkiye (evet Türkiye), Katar, Fas, Bahreyn, Kuveyt, BAE gibi ülkelerde eğitilecekler ve sonra da Türkiye (evet Türkiye) üzerinden Suriye’ye girecekler(miş).
Bunlar olur ve söylenirken Güney Amerika gezisinden dönen Cumhurbaşkanı, uçağına aldığı gazetecilerin “Suriye’de bir fiili durum oluşur mu; oluşursa ne olur” sorusunu cevapladı. Aktarıyorum:
“Irak’ta düşülen hataya Suriye’de düşmek istemiyoruz. Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım ……. 1 Mart tezkeresi ilk anda kabul edilip Türkiye, Irak’ta olsaydı, Irak’ın durumu böyle olmazdı. 1 Mart tezkeresi ilk anda geçseydi, Türkiye masada olacaktı.”
Breh, breh, breh…
Irak’ta düşülen hata neymiş? 1 Mart 2013’te Irak’a asker gönderilmesine ve ABD askerlerinin Türkiye üstünden Irak’a geçmesine izin ve olanak veren tezkerenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeterli oyu alamadığı için kabul edilmemesi…
Bu durumda Suriye’de bu hataya düşülmemesi ne demek olur?
Suriye’ye asker gönderilmeli ve başka ülkelerin (mesela Suudi Arabistan) askerlerinin Türkiye üstünden Suriye’ye geçmesine imkân sağlanmalı…

***

Dedim a, ben dış politikada gazeteci değil gazete okuruyum. O yüzden ey Ceyda Karan, ey Fehim Taştekin, ey Tolga Tanış, ey adını anmadığım öteki meslektaşlarım sipariş veriyorum:
Erdoğan önce Suriye fatihi, ardından fatih olmanın rüzgârı ile başkan olma hesabı mı yapıyor?
Yapıyorsa bu hesap tutar mı?
Ve…
Ve böyle bir hesabın bu ülkeye getirecekleri nelerdir?
Haydi sıvayın kollarınızı, bu bir okur siparişidir…

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ceyda Karan, Fehim Taştekin, Tolga Tanış