Cumhuriyetin 2. yüzyılında ‘merhametli monarşi’ reddiyesi
Ahmet Saltık
Son Köşe Yazıları

Cumhuriyetin 2. yüzyılında ‘merhametli monarşi’ reddiyesi

04.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

TC 2. yüzyılının eşiğinde, Cumhuriyet tarihinin en derin siyasal, ekonomik ve hukuksal fetret dönemini yaşıyor. 31 Mart yerel seçimleriyle ortaya çıkan siyasal coğrafya, CHP’yi 1. parti yaparken, 23+ yıldır ülkeyi yöneten AKP rejimine halkın onamı (rızası) tükendi. Ekonomik yıkım, kanımızı emen talanın sürdürülemezliği ve halkın derin yoksulluğu, Cumhur İttifakı için de dayanılmaz bir karabasana dönüştü. A. Gramsci’nin ölümsüz belirlemesi, günümüzü özetliyor: “Eski dünya ölüyor, yenisi ise bir türlü doğamıyor, işte bu ara dönemde (interregnum) çok çeşitli hastalıklı belirtiler baş gösterir.” YSK’nin anayasal yetkisini kullanmayıp istinafın mutlak butlan ile sakat kararı ve CHP üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan kapatma/bölme/seçime sokmama senaryosu tam da bu hastalıklı dönemin oyunları ve yazarı AKP rejimi. RTE, 2028 seçiminde anayasal engelle yeniden aday olamıyor; bu kilidi açmak için 360 vekil desteğiyle erken seçim veya 400 vekille anayasa değiştirmenin yolunu arıyor.

KÜRESEL DENKLEM VE İÇERİDEKİ ARAYIŞ: ‘MERHAMETLİ MONARŞİ’ TUZAĞI

Financial Times, The Economist ve Foreign Policy vd, Türkiye’nin dış politikada ekonomik sıkışmışlık nedeniyle Batı ve ABD eksenine yeniden çıpalanma çabasına dikkat çekiyor. Yüksek dış borç ve sıcak para gereksinimi=dış politikada uydulaşma! Sömürge valisi (!) T. Barrack’ın dayattığı merhametli monarşi, küresel sermayenin Türkiye’ ye bakışını yansıtıyor. Bu rol demokrasiyi, güçler ayrılığını ve hukuku dışlayarak, sermaye akışını güvenceleyen “istikrarlı, tek adam güdümlü ama Batı çıkarlarına uyumlu otoriterizm” dayatıyor. İktidarın TBMM’de 360-400’e erişmek için DEM ile yürüttüğü açılım flörtü, özünde demokratik uzlaşı değil; rejimin ömrünü uzatacak manevra. Ancak bu tehlikeli oyun, iktidar tabanında erime ve oy yitiği demek. Rejim, bu sıkışmışlığı aşmak için en iyi bildiği yönteme başvuruyor: Muhalefeti bölmek, CHP’yi mutlak butlan ve kayyım hançeriyle felç etmek, yargıyı sopa kılıp rakipsiz bir siyaset sahnesi kurmak ve göstermelik seçimler...

SİYASET BİLİMİ VE TARİH NE DİYOR?

Bu tehdit, yalnızca hükümet değişimi sorunu değil. D. Acemoğlu ve J.A. Robinson’ın “Ulusların Düşüşü” (Why Nations Fail) kitabında kavramsallaştırdığı sömürücü kurumlar ittifakı. Hukuku, yargıyı, devletin tüm aygıtlarını kendi varlığını sürdürmek ve kaynakları yerliyabancı yandaşa akıtmak için kullanan kurt kapanı, ülkeyi ATATÜRK devriminden kopararak federal, dinci-despotik yapıya dönüştürmekte. Oysa Atatürk, egemenlik bağsız-koşulsuz ulusundur derken, gücün tek kişide toplanmasının yaratacağı yıkımı öngörmüştü. Muhalefetin en büyük yanılgısı, rejimin meşruluk sınırları içinde kalacağını varsayarak edilgen strateji izlemesi oldu. Machiavelli, Prens’te gücü elinde tutanın, yitirmemek için tüm ahlak-hukuk sınırını çiğneyeceğini yazmıştı. Bu çok kollu yargı kumpasında YSK’nin, Yargıtay’ın adaletineataletine sığınmak, siyasal saflıktır.

Bataklıktan Çıkış Manifestosu: Bu çok yönlü kuşatmayı dağıtabilmek için acil, cesur ve yapısal bir silkinişe gereksinim var. Arşivlerin ve siyasal tarihin bizlere öğrettiği:

1. “Pasif direniş”ten “kurucu siyaset”e geçiş: Birleşik muhalefet, iktidarın çizdiği hukuksal-siyasal tuzak oyun alanını reddetmelidir. Yargının araç kılındığı “kararlar”la CHP’nin=Demokratik düzenin felç edilmek istendiği bir ortamda çözüm, mahkeme salonlarında değil, meşru toplumsal zeminlerde aranmalıdır. CHP, iç tartışmalarını (kayyım, kurultay ruletleri vb.) hızla sonlandırmalı ve topluma kurucu bir gelecek vizyonu sunmalıdır.

2. Geniş tabanlı demokrasi cephesi ve cumhuriyetçi blok: Rejimin DEM Parti üzerinden yürüttüğü taktiksel anayasa oyununu bozmanın yolu, ilkeli bir “demokrasi ittifakı” kurmaktır. Bu ittifak ne neoliberal merhametli monarşiye ne de dinci-despotik federalizme geçit vermeli. M. Duverger’ye göre otoriter rejimlere karşı direniş ancak dağınık kitlelerin ortak demokratik asgari müşterekte bloklaşmasıyla olanaklı. Cumhuriyet’in kurucu değerleri, laiklik ve sosyal devlet ilkesi bu blokun çimentosu olmalıdır. CHP, halkın gücüne dayanacaktır.

3. Ekonomik radikalizm ve kamuculuk: Ekonomik çöküş, iktidarın en zayıf karnıdır. Muhalefet, soygun-talan düzenine karşı salt yolsuzluk eleştirisi yapmakla yetinmemeli; kamucu, devletçi ve üretimi merkez alan köklü bir ekonomi programı açıklamalı. Yalnız iktidar değişimi değil, servetin adil bölüşümü, hesap sorma vaat edilmeli.

4. Uluslararası alanda onurlu yalnızlık değil, tam bağımsızlık: Türkiye, emperyalizm ve küresel finans odaklarının monarşi = sultanlık dayatmasına, Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesiyle yanıt vermeli. Dış borç sarmalından kurtulmanın yolu, Batı uydusu olma veya sıcak para dilenme değil; iç üretimi ayağa kaldırmaktır.

Sonuç: Yarının Türkiye’si için tarihsel görev... Attilâ İlhan’ın sarsıcı dizesiyle bitirelim: “Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle yükselebilsin?” Türkiye ne ABD’nin uyduruk monarşisine ne iktidarın dinci despotizmine mahkûm! Yargı eliyle üretilen mutlak butlan krizi iktidarın gücünü değil, çaresizliğini ve meşruluğunu yitirdiğini gösterir. Şimdi görev, 31 Mart 2023’te mühürlenen halk iradesini arkasına alarak darbeci-faşist rejime karşı, Cumhuriyetin kurucu ayarlarını çağcıl demokrasiyle donatacak kitlesel ve meşru bir siyasal irade sergilemektir.