Barış Doster

Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve ittifaklar

19 Şubat 2020 Çarşamba

KKTC’de 46 yıldır kapalı olan Maraş’ın yeniden açılması yönünde hazırlıklar sürüyor. Bu amaçla geçen hafta, Türkiye’nin de katılımıyla bir toplantı düzenlendi. Gecikmiş de olsa olumlu bir adım. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) boş durmadığını, sürekli yeni hamleler yaptığını dikkate alarak Maraş konusunda hızlı ve kararlı davranılmalı. Gerçekçi, somut, hayata geçirilebilir adımlar atılmalı. Maraş, iskâna açılmalı, ekonomiye kazandırılmalı. Böyle bir adım, hem KKTC’nin zenginleşmesine, siyasi istikrarına katkıda bulunur, hem Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki rekabette elini güçlendirir.  

Maraş konusundaki adım, başka adımlarla da desteklenmeli. Öncelikle, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin Libya’yla imzaladığı mutabakat muhtırasının devamı gelmeli. Türkiye, Doğu Akdeniz’de hayli geç kaldığı münhasır ekonomik bölge ilanı konusunda, daha fazla zaman kaybetmemeli. Bir an önce gereğini yapmalı. KKTC’de deniz üssü kuracağını açıklayan Türkiye, elini çabuk tutmalı. 

Anımsatmakta yarar var. Yunanistan ve GKRY, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinde çok hamle yaptılar. Mısır ve İsrail’le anlaştılar. ABD ve Avrupa Birliği, arkalarında. Türkiye’nin yakın ilişkileri olan Katar ve Rusya’dan bile destek görüyorlar. GKRY, Fransa’ya üs vereceğini duyurdu. 2019’da ABD, Kıbrıs Rumlarına 32 yıldır uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı. Buna karşılık Rumlar da Rus savaş gemilerinin Güney Kıbrıs limanlarını kullanamayacağı yönünde ve kara para aklama denetimlerinde ABD’yle birlikte çalışacakları konusunda söz verdiler. Adanın güneyindeki iki İngiliz üssünü (Agratur ve Dikelya) kendince yeterli bulmayan, ayrı üs isteyen ABD’yle bu konuda görüşmeler sürerken, kısa süre önce ABD, “insani yardım” gerekçesiyle adada acil müdahale gücü bulunduracağını açıkladı. Bu dönemde ABD, Yunanistan’da yeni üsler kurmak için Atina’yla anlaştı. Böylece hem Yunanistan ve GKRY üzerindeki Rus nüfuzunu kırmaya çalıştı hem de Türkiye’ye mesaj verdi.     

Yaşananlardan alınacak dersler…

Türkiye öncelikle, Annan Planı’nı desteklemenin büyük hata olduğunu kabul etmeli. Türk devlet adamı geleneğinin son büyük temsilcisi, milli kahraman, KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın uyarılarına kulak tıkamanın, ona karşı Mehmet Ali Talat’ı desteklemenin, Denktaş’ı devre dışı bırakmanın, büyük yanlış olduğu görülmeli. Çok talihsiz açıklamalar yapan KKTC’nin mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Mehmet Ali Talat çizgisinin devamı olduğu unutulmamalı. Kıbrıs’ta Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün altı çizilmeli. Adada iki eşit, egemen ve bağımsız devletin varlığının dünya tarafından kabulü için çalışılmalı.

Güney Kıbrıs’ı, tüm adayı temsilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla üye yapan AB’nin, hem uluslararası hukuku hem kendi hukukunu çiğnediği, anlatılmalı. Federasyonların dağıldığı bir dünyada, adada federasyon veya konfederasyon önermenin gerçekçi olmadığı; GKRY ve Yunanistan’ın, AB çatısı altında buluştuğu dikkate alınmalı.

En önemlisi, Türkiye, sadece KKTC ile değil, diğer Türk cumhuriyetleri ve bölge ülkeleriyle de en güçlü bağları kurmanın, en sağlıklı ittifakları oluşturmanın yolunu bulmalı.  


Yazarın Son Yazıları