Barış Doster

Koronavirüs salgını ve alınacak dersler

25 Mart 2020 Çarşamba

Sağlık Bakanı açıkladı: “Yerli solunum cihazının seri üretimine başlıyoruz”. Gecikmiş bir karar. Koronavirüs salgını olmasa, muhtemelen bu karar da alınmazdı. Salgınla mücadelede çok önemli olan tanı kitlerini üretmede ve kullanmada hayli geciken Türkiye’nin imdadına ise Çin yetişti. Türkiye’ye 2 milyon tanı kiti satacağını duyurdu.

Anımsatalım, kimilerinin “reklam arası”, “parantez”, “zulüm dönemi”, “travma yarattı”, “enkaz bıraktı” dediği, kurucularına “iki ayyaş” diyerek hakaret ettiği Cumhuriyet, kendi uçağını yaptığı gibi, kendi aşısını da üretip dünyaya veriyordu. Hem de kuruluşundan kısa süre sonra. Atatürk döneminde, Türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuvarı olarak 1928’de kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Çin’deki kolera salgını nedeniyle, 1938’de bu ülkeye 1 milyon adet kolera aşısı yollamıştı. Belli ki iktidar, 2011 yılında Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatmasa, Türkiye tanı kiti ve aşı üretiminde, bu denli geriye düşmezdi.

Ders almalı, cesur olmalı

Türkiye’nin bu salgın hastalığın yarattığı sonuçlardan ders alıp almayacağını zaman gösterecek. Eğitimi ve sağlığı hem piyasaya, hem de akıl ve bilimdışı odaklara devretmenin korkunç sonuçlarıyla yüzleştikçe, ulus devlete, sosyal devlete, kamuculuğa, toplumcu, halkçı politikalara, planlamaya, üretim ekonomisine yönelip yönelmeyeceğimizi, önümüzdeki günlerde daha çok tartışacak halkımız.

Elbette kapitalizm, bugünden yarına, akşamdan sabaha yıkılmayacak. Elbette bir anda dünya yüzünü sola dönmeyecek. Fakat ABD hayranı, NATO müttefiki, FETÖ artığı kimi yorumcuların, yazılarında ve konuşmalarında “failed state” (başarısız devlet) olarak niteledikleri Küba, sağlık ve eğitim sistemindeki başarısıyla, adından daha çok söz ettirecek. 100 bin doktoruyla Küba, gereksinim duyan ülkelere, insanlık ve dayanışma adına doktor yollarken (halen 77 ülkede, 40 bin Kübalı doktor görevde) Küba’nın amansız düşmanları bile, Küba hakkında konuşurken daha dikkatli olacak.

Geçmişte ANAP’tan DYP’ye, SHP’den DSP’ye, günümüzde AKP’den CHP’ye, birkaçı hariç tüm siyasi partilerde etkili olan, medyada köşeleri tutan, üniversitelerde kürsüleri dolduran liberallerin, neo-liberallerin, kendilerine “liberal sol” diyen vahşi kapitalizm savunucularının, “ulus devlet bitti”, “sosyal devlet öldü”, “küreselleşme kazandı” şeklindeki sözlerine, daha az itibar edilecek. “Hâkim devlet değil, hakem devlet istiyoruz”, “Üreten ve yöneten devlet değil, kural koyan ve denetleyen devlet istiyoruz” diyenlerin sesi, daha az çıkacak.

Yurttaşı ve ulusal kimliği etnik, dinsel, mezhepler farklılıklar üzerinden bölmeyi ilericilik; özelleştirmeyi demokrasi; hemşericiliği devrimcilik sananların cehaleti, daha çok açığa çıkacak. Liberal iktisatçıların dilinden düşmeyen “görünmez el”, “piyasanın mutlak, sorgulanmaz dinamikleri” gibi kavramların cilası, daha çabuk dökülecek.

Sözün özü; Cumhuriyetin laik, bilimsel, aydınlanmacı boyutu da, eşitlikçi, halkçı, sınıfsal, toplumsal, kamusal yönü de geniş kitleler tarafından daha çok anlaşılacak. Bunu halka daha açık, daha doğru, daha inandırıcı şekilde anlatanlar, bu konuda öncü ve cesur olanlar, daha çok saygı görecek.


Yazarın Son Yazıları