Yağmurlu bir İstanbul gününde kararlaştırdığımız mekanda buluşuyoruz Gülden Avşaroğlu'yla. Kapıdan içeri girince, tam da o dizilerinde görmeye alışkın olduğumuz güleryüzüyle geliyor yanıma... Demek ki diyorum sahiciymiş beyaz ekrandaki o tebessümü ve telefondaki içten konuşması...
Konuşmaya başlıyoruz, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olan oyuncu Avşaroğlu'yla... Konuştukça günün her dakikasını dolu dolu geçirdiği anlaşılıyor. Bunca iş arasında kendine nasıl zaman ayırdığını sorduğumda verdiği cevap beni çok güldürüyor; 'Sıdıka gibi dolaşıyorum. Sette beni kadına dönüştürüyorlar' derken ne kadar kompleksiz ne kadar egolarından arınmış olduğunu gözler önüne seriyor.
Karşısında oynamaktan en heyecanlandığı ismi sorduğumda hiç duraksamadan usta oyuncu Şener Şen'in ismini veren Avşaroğlu, şimdilerde 'Cümbür Cemaat' adlı dizinin yanı sıra Zülfü Livaneli'nin eseri 'Leyla'nın Evi'nde Necla karakterini canlandırmaya hazırlanıyor. Elini attığı her işte başarıyı yakalayabilen oyuncunun son günlerdeki en büyük derdi Necla karakterinin altından da alnının akıyla kalkabilmek. İşte Avşaroğlu'yla kimi zaman kahkalarımızı tutamadan yaptığımız şöyleşi...
Son günlerde adını sıkça duyduğumuz, ekranlara sıcak bir giriş yapan 'Cümbür Cemaat'te rol alıyorsun. Teklif nasıl geldi?
G.A: Bir arkadaş aradı beni. Aradı ama ben ona sürekli, 'Şu projene şu oyuncuyu vereceğim, bunu görüşmesi var' falan diyorum. Arkadaş, 'Gülden bir dur, ben senin için aradım' deyince. Öyle bir kaldım. Gittim görüşmeye herkes başka şeylerden konuşuyor. 'Senin diziyi izledik çok beğendik' falan diyorlar. Sonra cast konuşulmaya başlandı. 'Bunu kim oynar, şu sette nasıldır?' falan diye soruyorlar bana. Ben de 'ya ben geldim ya kimse niye benimle ilgilenmiyor' durumundayım. Cast için birini sordular onu bulmaya çalışıyorum internetten. Bir yandan diyorum ki hani ben oyuncu olarak gelmiştim... Ondan sonra Zeynep geldi ben artık dayanamadım dedim 'ya beni niye çağırdılar'. Arkadaşım 'A sen kabul edildin sadece tanışmak için çağırdılar seni' dedi. Şaşırdım tabi...
Genelde oynadığın her projede cast aşamasında sen de yer alıyorsun sanırım. Bu dizinin oyuncu seçimlerinde de görev aldın mı?
G.A: Yok bunda özellikle uzak durdum. Öbüründe de uzak durmuştum ama 'Ey Aşk Nerdesin'de Burçin'i çok istemiştim. Onun olması için çok dua etmiştim. Daha önceden de tanışmıyorduk. Mesela bu dizide de Mahir için 'Lütfen o olsun' falan deyip durdum.
Bir oyuncu için rol arkadaşları çok önemlidir sanırım. Bu dizinin tutmasından, kendini rahat hissetmene kadar birçok konuyu etkiler… Sen bu konuya nasıl bakıyorsun? Bir oyuncu için rol arkadaşı etkili midir?
G.A: Yani üç aşağı beş yukarı bütün dizileri izliyorum. Herkesi ismen tanıyorum. Karşılıklı oynamayı çok istediğim kişiler oldu. Onunla oynasam bana çok şey katar değdim isimler de var tabi…
Peki 'İyi ki onunla oynadım' dediğin. Karşısında hem heyecanlandığın hem gururlandığın bir oyuncu var mı?
G.A: Tabiî ki var Şener Şen. İkinci Bahar'da oynamıştık. Ben, Sidikli Arzu'ydum o dizide. Son bölüme kadar da karşılıkla sahnemiz olmamıştı hiç ama çok büyük bir keyifti benim için...
Çok güzel diziydi… Türkiye'deki önemli diziler arasında en başta gelenlerden birisi...
G.A: Ama ben bu konuda şanlıyım galiba. Küçükken, Hababam Sınıfı müzikalinde Ahmet Gülhan müfettişi oynardı. Ben de eve gelince taklidini yardım... Şimdi onunla oynuyorum. Füsun Demirel mesela. Konservatuvara girerken Daria Fo çalışmıştım, o da bu konuda çok deneyimli bir isim. Serra Yılmaz ve Füsun Demirel... Füsun Demirel'in annesi bizim yan apartmanda otururdu. 'Sorsam mı sormasam mı?' diye çelişirdim kendimle. Bu yaz Füsun Abla'yla konuştuk hatta konuyu…
Senaryoyu eline geldiğinde, okuduğunda 'Tamam. Bu rol tam benlik' mi dedin?
G.A: Ben başka bir proje okumuştum. Başka bir işti. Ben başka bir işe 'ok' vermiştim. Sonra değişti. Ama Ayşegül karakteri; ismiyle, karakterinin özellikleriyle sabit tutuldu. O değiştirilmedi.
"Mustafa ve Nihal'e çok gülüyorum"
Ayşegül karakteri dizide öne çıkan ve diziyi yürüten karakterlerden bir tanesi. Bir de Nihal karakteri var tabi...
G.A: Evet, evet... Ben, Nihal ve Mustafa'ya çok gülüyorum. Mesela Mustafa oynarken ben oynayamıyorum, izliyorum. Geçen akşam 2 buçukta 'Yeter artık gülme de bitirip gidelim' diyor bana. Ben dayanamıyorum onlara...
'Ben de kafama esti mi çekip gidebilirim"
Canladırdığın karakter oldukça uçuk kaçık, uçlarda yaşayan bir karakter. Kendinle ortak bulduğun noktalar var mı? 'Ben de burada bu tepkiyi veririm' dediğin. Kafan esti mi çekip gider misin?
G.A: Tabi tabi ani karar veririm. Ama Ayşegül 30 kere çekip gitmiş... Bir de giderken her defasında eşyaları da toplayıp götürüyor. Ani sinirlenmesi, ani karar vermesi benziyor bana. Bazı şeyleri yanlış bulduğu halde 'Yapıyım aman n'olcak' demesi var bir de... Mesela geçen gün falcıya gitti, Ayşegül. Gitti, orada sıraya girdi. Biz de 'Ne işim var falcıda' deriz ama gitmişizdir. Tek fark, Ayşegül abartıp büyü yapıyor. Mesela adamın atletini kaynatıyor . Atleti kaynatınca adam geri dönecek sanki, oldu canım... Bu kadar da yapmam yani. Bir de o atletin suyunu alıp adama içiriyor. Zaten atletin suyunu içen adam da geri dönmesin...
Aslında Ayşegül gerçekten üniversite okumuş bir kız olsaydı. Ünlü, uçuk kaçık bir modacı olabilirdi... Ya da deli bir yazar belki de oyuncu olurdu. Çünkü deli... Mahallenin köftecisine kaçmış yani. Bir de adamın üç kağıtçı olduğu 500 metreden belli...
Oyuncularda sanırım oynadıkları karakteri canlı bir bedene büründürme durumu söz konusu. Ayşegül'den bahsederken, biraz sonra kapıdan girip aramıza katılacak bir arkadaşın gibi konuşuyorsun...
G.A: Tabi canladırıyor insan. Şöyle düşünüyorsun; Ayşegül aldatılmış net bir şey bu. Ama buna her sosyal kültürden insan farklı tepki verir. Yani 3 üniversite bitirmiş, 5yabancı dili olan bir kadın 'Gel bakalım aşık mısın?' der, uyduruyorum... Gülden başka tepki verir, Ayşegül farklı tepki verir. Hani düşünüyorsun o kadar bilsem hayatı sadece nasıl olur? Doğru düzgün arkadaşı bile yok. Annesinin arkadaşlarıyla otursun, kahve içsin, fal baksın, televizyon izlesin, kadın programları falan… Kızın çapı belli o yüzden vereceği tepkide belli. Ayşegül'ün oturup 'Prison Break' izlemesini bekleyemezsin. Onun yerine koyuyorsun kendini, o çapın içinde düşününce o kadar tepki verebiliyorsun. Gerçekten çaresiz falcıya büyücüye gidiyor. Cidden çaresiz yani…
Diziniz çok eğlenceli. Bu kadar eğlenceli bir dizinin setleri de şen şakrak geçiyordur hissi yaratıyor insanda. Oyuncular arasındaki ilişki nasıl?
G.A: Bizim orası çok eğlenceli. Ahmet Abi ve Gülümser Abla, anne ve babamız gibi. Ben artık Ahmet Abi'ye babama ne yapıyorsam onu yapıyorum. 'Tuz yeme, onu öyle yapma'. Gülümser Abla'ya 'Bana da kazak örsene' diye dolanıyorum. Kendi anneme babama ne yapıyorsan onlara da yapıyorum. Eğlenceli bir setimiz var... Çok gülüyoruz.
Daha önceki projelerinde de böyle miydi? Çalışma ortamına kolay uyum sağlayabilir misin? Kolay uyum sağlayan bir insana benziyorsun...
G.A: Yani ben her tarafta çalıştığım için herhalde... Yardımcı yönetmenlik de yaptım kostüm de yaptım. O yüzden rahat çalışabiliyorum. Ama zor setlerde gördüm. Herkesin bir birine çok soğuk olduğu setler gördüm. Orada barınmak zor. Bir de bizim sette herkes oyuncu. İş için birlikteyiz. Sonuçta hepimizin bebeği bu dizi. Birbirimizi yemenin bir anlamı yok. O yüzden ermiş durumdayız...
Sektörün en büyük endişesi...
Sektör hakkında biraz konuşursak. Bir dizi yayına başlıyor. Tam izleyici alışıyor diziye ama dizi bir anda yayından kaldırılıyor. Mesela senin daha önceki 'Ey Aşk Neredesin' isimli dizin. Çok güzel ve samimiydi ama kaldırıldı. Emek verilmiş yapımların bu kadar ucuz bir şekilde bir kenara atılmasını nasıl değerlendiriyorsun?
G.A: Doğru değil tabi ki. Bir kere üretim olarak da yanlış. Kanal yöneticisi bir yatırım yapıyor. Yapımcı ona güvenip bir yatırım yapıyor. Oyucudan set işçisine kadar bir yatırım var. Bu senin işin... Sonucunda ortaya bir mal çıkıyor... O malı 3 bin kişilik bir reyting cihazının verisine göre kaldırıyorlar ki 'Ey Aşk Neredesin'in reytingleri kötü değildi. Yeni siparişler, yeni gelen dizilere yer açmak için kaldırılıyor. Bir kanal haftada 7 gün 2 dizi verse Prime-time'da 14 dizisi var. 14 dizide sipariş vermiş yapımcılara. Yapımcı diziye başlıyor bir yandan da şunu düşünüyor “Acaba hangi diziyi kaldıracaklar da beni koyacaklar?” Bu artık o kadar doğal ve rutin ki... Yani kendi kafasında 'Bunun reytingi düşük bunu yollar. Beni şu güne alır. Bugüne alırsa karşımda şu dizi var'. Yani artık oyuncu bile sete gidip 3 gün boyunca 'hiçbir şey düşünmeyeyim' diyemiyor. Sadece oyunumuzu düşünüp oynayamıyoruz. “Dizi hangi güne konacak? Karşımızda ne var? Karşımızdaki komedi mi, action mı, dram mı? O gün Fener'in maçı var mı?” Bir oyuncu bunları düşünmek zorunda değil. Bir yönetmende “Beni çarşambaya koyarlarsa Yaprak Dökümü'nün izlenme oranı çok yüksek” diye kafasında bununla kavga etmek zorunda değil. Düşünmüyorum diyorsa da mümkün değil...
Film gibi dizi çekiliyor zaten. Siz oyuncuların orada harcadığı emek, set işçisinin harcadığı emek boşa gidiyor…
G.A: 3günde 90 dakikalık bölüm çekiyoruz. Herkes aman Sit-com çekiyorsunuz diyor ama 3 günde çekiliyor bir bölüm...
"Dali, 'bu tablo satar mı?' diye düşünüyor muydu?"
Diziler tutunabilmek için büyük bir rekabet içerisindeler... Hangi dizi hangisiyle aynı saatte yayınlanıyor çok önemli bir etken değil mi? Sizin dizi son zamanlara büyük kitlelere hitap eden 'Ezel'in karşısında sanırım...
G.A: İlk 'Ezel'in karşısındaydık. Bu ara 'Küçük Kadınlar' var. Gün değişiyor sürekli. Tekrarlarımız veriliyor. Tekrar vermek iyi bir şey kanalın arkanda durduğunu hissediyorsun. Ama sürekli verilince de seyircinin kafası karışıyor. Günleri karıştırıyor. O kadar zor bilmece ki... Başka bir ülkeden gelen oyuncuya anlattığım zaman 'Peki ya karakterler' diye soruyor. Oyuncuma, diyorum ki X kanalında bir iş başlıyor. Şu gün giriyor ama korkma karşısında bu var. Karşısında komedi var. Oyuncu karaktere falan bakamadan önce 'yönetmeni kim, hangi kanal, ne zaman yayına girecek?' diye düşünüyor. Dizi başladıktan sonra da 'Kaç reklam girdi?' düşüncesi başlıyor.
Sanat bu yani Dali tablo yaparken 'Acaba bu satar mı? Kaç yüz milyar verirler? Bunun sergisine şu kadar insan gelir. Bu da saçma mı oldu acaba?' diye düşünüyor muydu?
Sonuç olarak sen dizinizden umutlu musun? Tablo nasıl?
G.A: Ben umutluyum, istatistikler de umutlu. Temposu yüksek bir dizi. Herkesin oyuncu olduğu bir dizi…
"Her rolü becerebilirim gibi bir iddiam yok"
Sana bu soruyu seninle oturup sohbet etme fırsatını bulamamış okuyucular için soruyorum... Ekranda bu kadar içten olmayı nasıl başarıyorsun? O enerjiyi ve samimiyeti televizyondan izleyiciye geçirmek zordur ama sen gayet rahatsın. Nasıl başarıyorsun bunu?
G.A: Şimdi söyle bir risk var Ayşegül ve Hande birbirlerine benziyorlar. Hande'nin üniversite okumamış ama evlenmeyi başarmış hali Ayşegül. Hande de belki daha az bilse o da evlenebilirdi. Yani bilmiyorum sanırım ben karakteri seviyorsan oluyor. Karakter bana yakın olursa olur herhalde... Öyle her rolü beceririm gibi bir iddiam yok aslında.
“İlk kez ciddi bir roldeyim”
Kendini en çok komedi de rahat hissediyorsun sanırım...
G.A: Evet mesela tiyatroda oynayacağım Necla rolünden korkuyorum. Bir sahnesi çıktı tiyatroda ama her sahne benim gözümde büyüyor. Tiyatroya girmeden önce Nedim'le kahve içiyoruz, ben sürekli 'Nasıl olacak? Ne olacak?' diye söylenip duruyorum. Bazen setin arkasına prova denk gelince mutlu oluyorum. 'Orada rol yaptık burada da rol yapacağız' diyorum kendi kendime.
Ben de tam tiyatroya kariyerine değinecektim. Dizinin haricinde Zülfü Livaneli'nin eseri olan 'Leyla'nın Evi'ni sahneye taşıyorsunuz. Leyla'nın Evi için teklif siz nasıl geldi? Rolü nasıl kabul ettin?
G.A: Aslında ben bu oyunda oynamıyordum. Tiyatro Kare'nin başka bir oyununda oynayacaktım.. Ama bir tek bu role birisini bulamıyoruz. Olmuyor... Kabul eden içimize sinmiyor, bizim teklif götürdüğümüz kabul etmiyor. Bir gün provaya gittim gülüyorum, sinirlerim bozulmuş artık. Bütün oyuncular tamam, bir tek Necla karakteri yok. Ben de o gün arkadaşlara jest olsun diye gitmiştim tiyatroya. Herkes 'sen oynasana' falan diyor. 'Ben yok' diyorum. Sonra arkamdan karar vermişler zaten 'Gülden oynayacak' diye.
Seni genelde komedi türünde izliyoruz. Sanırım bu oyunla ilk kez kendi tarzının dışına çıkacaksın...
G.A: Evet. Hep komedi oynadım ben. Hep ya çocuk oyunundaydım ya da komedide. Bir tek konservatuvarda ciddi oyunlarda oynadım. Orada da 'Brecht' de oynadık onun da içinde her zaman bir mizahı vardır. Bu oyunda ilk kez ciddi roldeyim!
Oyun ortaya çıkmaya başladı mı? Provalar nasıl gidiyor? Ne aşamadasınız?
G.A: İlk sahne provamız çok güzel geçti. Kendimi çok iyi hissettim. Oyun, epik bir oyun. Gestusları önde bir oyun… Heyecanlıyız...
Daha önce hiç oynamadığın bir türde çalışmak zor olmalı. Canlandırdığın diğer karakterlerden uzak bir tip, yaratma süreci sancılı olduğu kadar eğlenceli oluyordur sanırım. Kendini zorlamak, 'bir basamağı daha atladım' gibi bir his veriyor mu?
G.A: O da başka bir haz, evet. İnşallah o basamağı atlarsam... Henüz atlamadım daha. Bir şey olmadı. İlk 30 yol zor geçiyormuş ya öyle diyorlar...
Sen 10 parmağında 10 marifet olan bir oyuncusun. Sadece oyuculukla kalmayıp başka işlere de el attın...
G.A: Evet, menejerlik ve cast direktörlüğü yapıyorum. Oyunculuk yapıyorum. Öğretmenlik yapıyorum. Hepsine yetişmeye çalışıyorum. Sürekli telefonda konuşuyorum. Artık sette Ahmet Abi 'Bekliyorum ki ezberini şaşır çok telefonda konuştuğun için seni azarlayacağım' diyor. Nasıl yetişiyorum? İnsanlıktan çıkıyorum biraz. Sıdıka gibi geziyorum. Sette kadına çeviriyorlar. Bilmiyorum nereye kadar böyle gider. Yoruldum artık...
Bu ara çok yoruluyorum. 2-2buçuk gün set, tiyatro provaları... Ve şuan da piyasada hareketli. Oyuncuların sürekli görüşmelere giriyorlar. Hiç biri hiçbir şeyden geri kalsın istemiyorum. Bir de galiba menejerliği çok önemsemiyordum, 'Ben cast direktörlüğü yapıyorum' falan diyordum ama şimdi bir sürü oyuncum bir sürü yere yerleşti, bir sürü iş yapıyorlar. Ve bu beni çok mutlu ediyor. Onların para kazanması beni mutlu ediyor. Sanki ben veriyormuşum gibi... Onlara para gönderince hediye vermişim gibi hissediyorum, hoşuma gidiyor. O yüzden bu ara çok yoğunum. İşte film cast'ı yapıyoruz. Dizilerimiz olacak onların cast'ını yapıyorum.
Bugüne kadar hangi projelerin cast'ında bulundun?
G.A: Ben önceleri reklam yapıyordum. Dizi ve sinemaya Harika Uygur'la başladım. 'Senden Başka', 'Aşk Eski Bir Yalan', 'Dedektif Biraderler' ve geçen sezon yayına giren bir sürü dizi yaptık. 'Uzak İhtimali' yaptık. Yeni yayına girecek olan Sibel Kekilli'nin oynadığı projeyi birlikte yaptık. Nejat İşler'in işi vardı '11e 10 kala' onu yaptık. Most'a geldiğimde 'Issız Adam', 'Karanlıktakiler', 'Vurgun', 'Kış Masalı'nı yaptık. Tiyatroda da cast yapıyorum Nedim Saban'la birlikte.
Genelde oynadığım filmlerde arkadan falan geçiyorum. Karanlıktakiler'de mesela 30'ların da bir kadın lazımdı. Derin bir nefes alıp, Çağan'a 'Ben oynarım' dedim. Çünkü birini daha arayacak halim yoktu. Bazen yapıyorum böyle.
Bu kadar çok iş yapıyorsun. Hepsini de başarıyla yürütebiliyorsun. Peki ilerde Gülden Avşaroğlu denilince akıllara ilk ne gelsin istersin?
G.A: Bu aralar herkes örgütlenmiş durumda. Herkesin üstüme geldiği bir dönem. 'Bir sürü iş yapıyorsun. Bırak oyunculuk yap' diyorlar ama o öyle değil... O yüzden bilmiyorum. Bir tek Mustafa Bey, desteklemişti beni. Bir gün setteyiz, oyuncu arkadaş 'Ya sen oyunculuk yapmalısın' demişti. Mustafa Bey bilgisayarına bakarak 'Yok yok cast'ta iyi o' diyerek desteklemişti beni. Tabi ki oyunculuğu hiçbir zaman bırakmak istemiyorum...
"Çalışmazsam kendi kendimi yerim..."
Çok çalışmaya alışan kişiler işlerini bıraktıklarında büyük boşluğa düşerlermiş. Sen de böyle bir düşünceye sahip misin?...
G.A: Herhalde bir yerlere sararım... Ya kafayı yerim ya annemle babamla uğraşırım. Özel hayatımı parçalarım. Kendi kendimi yerim. 95 kilo olurum herhalde... Tabi ki her oyuncu, tiyatrosu olsun orada oynasın ister. Mümkünse ekranda bir şeyler yapsın. Öyle yaşasın gitsin... Ben de öyle istiyorum ama öbürlerini de bırakamıyorum. Nerede, ne cast yapılıyor bilmek istiyorum. Orada bir şey oluyor benim niye haberim yok? Benim oyuncu niye oraya gitmedi? Benim oyuncu sette acaba şuanda ne oluyor? Kımıl kımılım yani. Bir oyuncum var, gece bile arıyorum 'Nasıl gidiyor?' diye. Sürekli tepesindeyim. Kimse bana, 'Dizide oynuyorsun, benimle ilgilenmiyorsun' diyemez yani. Şirketlerin muhasebelerini arayıp bölüm başı ödemeleri bile soruyorum.
"Asıl emekçiler set işçileri..."
Bir de oyuncuların paralarını alma sorunu var. En son bir dizi yayından kaldırıldı bu sebeple. Oyuncular yüksek fiyat çektikleri için mi oluyor bu sorunlar?
G.A: Tabi böyle bir sorun var. Fakat oyuncular da alamıyor paralarını çoğu zaman. Tabi bazı oyuncular bir bölümlük parayla 2 ay geçinebildikleri için sorun olmayabiliyor onlar için... Yani her oyuncu için geçerli değil bu. Bir çoğu küçük paralar alıyor. Ama minimum şartlarda o parayla 1-2 ay yaşayabilecek oyuncular da var. Bir bölüm parasıyla zor geçinen set işçisi de var. Onların daha çok kazanması gerekiyor aslında. Ben set aralarında 2 saat dinleniyorum ama bana az önce ışık tutan arkadaş öbürünün sahnesinde de işine devam ediyor. Asıl emekçi onlar yani...
Önümüzdeki günlerde dizi ve tiyatro oyunu dışında vakit bulup da yapmak istediğin bir proje var mı? Bunca işin arasında...
G.A: Tiyatro oyunumuz 'Leyla'nın Evi' Mayıs'ta çıkacak. O benim için çok ivedi ve önemli. Pfizer de ders veriyorum. Oradaki öğrencilerin oyunu çıkacak Nisan sonunda. Bir film falan yok şuanda. Komediye yatkın olduğum için bir komedi filmi olsa iyi olur diye düşüyorum. Dizimizin reytingleri oturana kadar ona yoğunlaştık yani...