Bunu da konuşalım: Sevgisizlik insana neler yaptırır?

"Sevgisiz insan güvensizdir, çekiniktir, uzaktır, soğuktur" diyen Dr. Erdal Atabek, sevginin evrelerini ve 'sevgisiz toplumu' Cumhuriyet Cumartesi'ye anlattı.

18 Ekim 2021 Pazartesi, 12:45
Bunu da konuşalım: Sevgisizlik insana neler yaptırır?
Abone Ol google-news

Sevebilmek insanın en büyük gücüdür. Sevilmediğini hisseden kişi nasıl davranır. Çevresine öfkeli midir? Yaşamı sakatlanmış mıdır? Dr. Erdal Atabek’e sordum... 

Sevgisizlik sevememe hali midir ya da sevilmeme mi?

Aslında her ikisi de sevgi yoksunluğudur. Sevgi; insan için ekmek gibi, su gibi yaşamsal bir gereklilik. Ruhumuzun besini ‘sevgidir’. Sevgisiz bir yaşam, hedefini, huzurunu, anlamını kaybetmiş bir yaşam demektir.

Freud, ‘ruh sağlığı nedir?’ sorusuna ‘sevmek ve çalışmaktır’ diye yanıt vermiştir ve çok doğrudur.

Sevgisiz insan nasıl davranır?

Güvensizdir, çekiniktir, uzaktır, soğuktur. Sevilmediğini hisseden kişi kendisini korumaya alır. Çevresini kuşatan sevgisizliğe öfkelidir. Gücü yeterse saldırgan, gücü yetmiyorsa ezik davranır. O da sevemez, sevginin gücünden yoksundur. Sevmesi engellenmiştir. Yaşamı sakatlanmıştır.

SEVEBİLMEK, İNSANIN EN BÜYÜK GÜCÜDÜR

Sevginin evreleri var mıdır?

Öncelikle, bebeğin, sonra da çocuğun aile içinde sevilmesine bakmamız gerekiyor. Anne sevgisi, baba sevgisi bebek için, çocuk için olağanüstü önem taşıyan etkenler. Sevgi, bebeğin sütü gibi, çocuğun maması gibi yaşamsal önem taşıyan bir ruhsal besin. Herhangi bir nedenle ( anne kaybı, sevgisiz anne, kayıtsız baba vb.) bu sevgiden yoksun kalan insan yaşamında bu eksikliğin izlerini taşıyacaktır. Çocuk büyüdükçe arkadaşlarının sevgisini arayacaktır. Bir ergenin en büyük korkusu, arkadaşları tarafından dışlanmaktır. Sonra da çevresinin sevgisi, bir eşin sevgisi onun yaşamının besini olur. O da sevildikçe sevmeyi öğrenir.

Sevebilmek insanın en büyük gücüdür. Sevgisiz insan, sevemeyen- sevilmeyen insan sakatlanmış bir yaşam sürmek zorunda kalır.

İnsan sevgi boşluğunun farkında mıdır? Bu boşluğu doldurmaya girişir mi?

Elbette farkındadır. Bu boşluğu doldurmaya girişir. Yakınlık kurmak ister, sevgi arayışını vereceği armağanlarla sürdürür. Kimi zaman da bir hayvanın sevgisiyle bu boşluğu doldurmaya çalışır. Kucağına aldığı kedisi, onun sevgisine çok değerli katkılar sağlar. Ona bir yaşam arkadaşı olur. Yanına aldığı köpeğinin ona gösterdiği sevgisi, ona koşulsuz sadakati onu çok mutlu eder. Kimi zaman, yetiştirdiği çiçekler onun sadık dostları olur, çiçekleriyle karşılıklı sevgi bağı geliştirir. Çiçekleriyle konuşur, onları dert arkadaşı yapar. Bütün bu ilişkiler, insanın sevgi arayışlarıdır, dostluk arayışlarıdır.

Sevgisiz insan kendini değersiz mi hisseder?

Kesinlikle değersiz hisseder, çünkü sevgi çok büyük bir değerdir, ondan yoksun kalmak elbette de değer kaybı olarak hissedilir.

Özgüven eksikliği var mıdır?

Özgüven eksikliği de vardır, çevreye güvensizlik duygusu da... Hümanist psikolog Abraham Maslow, ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ kuramında, piramidin ilk basamağına ‘fizyolojik ihtiyaçlar olarak yemek, içmek cinsel ihtiyaçları’ koymuştur. İkinci basamak ‘güven’dir. Güven yaşamın en önemli temelidir. Üçüncü basamak, ‘sevgi’ dir. ‘Sevgi ve ait olmak’ güven temelinde gelişir ve yaşamda büyük önem taşır. Dördüncü basamak ‘saygı ve kabul edilmek’tir. Beşinci ve son basamak ‘kendini gerçekleştirmek’tir. Maslow; Bu basamakların adım adım çıkılacağını söyler. Yani, güven olmadan sevgi olmaz demektir.

Sevgisiz insan toplum içinde kendini rahat ifade edebilir mi?

Kendisi rahat değildir ki kendini rahat ifade edebilsin! Kendini ‘olduğu gibi değil’, ‘olması gerektiği gibi’ ifade etmeye çalışır. Yapaydır, kendisine biçtiği rolü oynamaya çalışır. Bu davranışı, günümüz insanının yapay, beğeni kazanmaya yönelik davranışlarında görüyoruz. Ne yazık ki günümüzün yaşamı ‘ olduğumuz ben’ yerine, ‘olmak istediğimiz yapay imajı’ koymaya zorluyor insanı. Bu ortamda ‘gerçek sevgi’ de yerini ‘sevgi görüntülü yapmacık ilgiye’ bırakıyor. Bunu her yerde görüyoruz; TV dizilerinde, estetik yarışlarında, ekranda, sahnede, politikada, her yerde. Sevgisiz insanların sevgisiz toplumları oluştu.

Sevilmek için neler yaparız?

Neler yapmayız ki? İtaat ederiz, uyum sağlarız, sevgi dileniriz. Sevilmek isteyen insan kendi kişilik değerlerinden bile vazgeçer, kendini sevdirmeye çalışır. Anne babasının sevgisini kazanmak için onların isteyeceği her şeyi yapar. Arkadaşlarının sevgisini kazanmak için onların uygun gördüğü şeyleri edinir. Marka düşkünlüğü, giyiminden cep telefonuna kadar onların beğeneceği şeyleri isteme zorunluluğu böyle oluşur. Sevilmek uğruna insan aslında kendinden vazgeçer.

Gene de sevilmezse?

Küser, öfkelenir, her şeyde sorun yaratan birisi olur.

Aile sevgisi ve ilgisi aynı şeyler midir?

Sevgi ve ilgi ayrı şeylerdir. Bir aile çocuğu ile çok ilgilidir ama bu sevgi olmayabilir. Kendi beklentilerini çocuğuna yükleyen aile onu değil, kendi isteklerini severler. Çocuk bunu anlar ve ‘ailem beni değil, başarımı seviyor’ der. Sevgi, karşılık beklemez, onu o olduğu için sever.

KEŞKE AİLELER BU AYRIMI BİLEBİLSEYDİ?

Sevgisiz kişi aşk ilişkisinde temkinli midir?

Aşk, özünde ‘tutku’dur. Tutkulu âşık, sevmekten çok ona sahip olmayı ister. Tutku olgusundaki bu ‘sahip olma güdüsü’ aslında sevgiyi engelleyen bir etken olur. Sevgisiz cinsellik de vardır ve dürtüsel bir doyumu amaçlar. Aşkın tutkusu kıskançtır, paylaşmaz ve sahip olamazsa yok edici bir şiddete dönüşür. Sevgisiz kişi kimseye güvenemediği için yaşadığı duygusal çalkantı ona bir kaos gibi görünür. Bu kaostan hem kaçmak ister hem de onsuz yapamaz. Paradoksal ilişkiler böyle yaşanır.

AŞKIN TUTKUSU AZALINCA YA SEVGİYE DÖNÜŞÜR YA DA BİTER

Sevgisiz kişi suça meyilli midir, uyuşturucu kullanma olasılığı yüksek midir?

Suç eğilimi psiko-sosyopatlarda daha yüksektir. Bu yapılar, genel olarak acımasızdırlar ve yaptıklarından pişmanlık duymazlar. Bu kişilerin neye sevgi duyduklarını anlamak kolay değildir. Sevgisiz kişiler elbette soğuk, mesafeli davranırlar, öfkelidirler ama doğrudan suç eğilimi sayılır mı, emin değilim. Sevgi yoksunluğunun telafisi için insanlar bir çok şey yaparlar. Uyuşturucu bunlardan birisi olabilir ama amaçsız gezginlikten aşırı iş düşkünlüğüne kadar pek çok telafi mekanizması devreye girer.

Birinin onu çok sevdiğini anlarsa ne yapar?

Ona kul köle olur, teslim olur ve her istediğini yapmayı kendi yükümlülüğü yapar. Ya da güvenemez ve kaçar. Bu da görülen bir davranıştır.

Bu çok seven kişi ona zarar verse de koşulsuz bağlanır mı?

Kaçmazsa evet. Burada bir ikilem yaşar. Çok sevilme alışık olduğu bir şey değildir. Ya güdüsel bir teslimiyet ile kendisine zararı olsa bile kabul ederek sürdürür, ya da karşı koyarak o da zarar vermeye çalışır.

İnişli çıkışlı, hır gürlü, kavga dövüşlü ilişkilerde çoğu kez bu psikolojik mekanizma devreye girer. Eğer ‘narsisist kişilik’ ile ‘bağımlı kişilik’ buluşurlarsa burada tamamlayıcı öge devreye girer ve ilişki sürer.

Ailesinin onayını almanın peşinde koşar mı?

Bu onayı almanın peşinde koşar ama ne yapsa alamazsa isyankar birisi olur.

Bu psikolojik bir hastalık mıdır?

Bu ‘nevrotik bir durumdur’. Karen Horney, bu durumun sosyal bir sorun olduğu görüşündedir. Günümüzün rekabetçi, başarıyı ödüllendiren yapısı önce insancıl güveni sonra da sevgiyi tehdit eden bir yapıdır.