Aliağa’da klinker öğütme tesisi tepkisi: Çimento değil yaşam istiyoruz

Aliağa’da klinker öğütme tesisi tepkisi: Çimento değil yaşam istiyoruz

27.04.2026 16:41:00
Güncellenme:
Aliağa’da klinker öğütme tesisi tepkisi: Çimento değil yaşam istiyoruz

İzmir'in Aliağa ilçesinde yapılması planlanan klinker öğütme ve paketleme tesisi için verilen "ÇED Gerekli Değildir" kararına karşı açılan davada bilirkişi heyeti sahada incelemelerde bulundu. Keşif sırasında bölgede toplanan çevre örgütleri, projenin insan sağlığına ve doğaya telafisi olmayan zararlar vereceğini savunarak iptal çağrısı yaptı.

İzmir'in Aliağa ilçesinde yapılması planlanan klinker öğütme ve paketleme tesisine yönelik verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istemiyle açılan davada bilirkişi incelemesi yapıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının BATIÇİM AŞ'ye ait proje için verdiği kararın yargıya taşınmasının ardından, İzmir 5. İdare Mahkemesi tarafından atanan bilirkişi heyeti Horozgediği mevkisindeki proje alanında keşif yaptı. Keşif sırasında bölgede bir araya gelen Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu ile Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) üyeleri, yıllık 3 milyon 5 bin ton kapasiteli tesis projesinin iptal edilmesi talebiyle “Çimento değil yaşam istiyoruz”, “Havana Suyuma Toprağıma Dokunma” ve  “Aliağa’da İzmir’in Sanayi Çöplüğü Değildir” sloganları attılar.

“HER AÇIDAN RİSKLİ BİR PROJE”

İncelemenin ardından grup adına açıklama yapan Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu Sözcüsü Ramis Sağlam, Bakırçay Havzası'nın sanayi işletmelerinin oluşturduğu kirlilik riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Bakırçay Havzasının bir bütün olarak sanayi işletmelerinin kirlilik cenderesinde kaldığını belirten Platformu Sözcüsü Ramis Sağlam, “Proje Tanıtım Dosyasında, termik santral atıklarının kullanımı ihtimali açık biçimde dışlanmadığı gibi bu atıkların içerdiği ağır metal ve toksik madde yüküyle  uzun vadeli çevresel ve sağlık etkileri bilimsel olarak değerlendirilmemiştir. Başta Bakırçay Havzası olmak üzere Aliağa ve Foça’ya ilişkin bilimsel raporlar, bölgede ağır metal birikiminin kritik eşiklere ulaştığını açıkça ortaya koymaktadır”dedi.

“KİRLİLİK CİDDİ BOYUTLARA ULAŞTI”

Kirliliğin ciddi boyutlara ulaştığını dile getiren Sağlam, “Bölgede ruhsatsız bir şekilde faaliyet yürüten İZDEMİR Termik Santralinin atıklarının çevreye verdiği zarar bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Bunu yapmadan ve bilimsel olarak değerlendirilmeden verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının Anayasa ile güvence altına alınan çevre hakkına  aykırı olduğu son derece açıktır. BATIÇİM Projesi, bölgemizde telafisi olmayan zararlar doğuracaktır. Proje alanı olarak belirlenen alanda tarım ve hayvancılık faaliyeti gerçekleştirilmektedir. Kültür Varlıkları Kurulu, verdiği görüşte sondaj yapılmadığı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla,  arkeolojik risk olup olmadığı bilinmemektedir. Bu belirsizlik giderilmeden projeye izin verilmesi arkeolojik açıdan da sorun teşkil etmektedir” diye konuştu. 

“TERMİK SANTRAL ARASINDA BAĞ VAR”

Halkların İklim Zirvesi (HİZ) adına konuşan İsmail Karadeveci, Ağır kümülatif kirlilik altında olduğunu söyledi. Karadeveci, ”Bölgenin ağır bir kümülatif kirlilik yükü altında bulunuyor. Bu tür atıkların üretim zincirine dâhil edilmesi mevcut çevresel ve sağlık risklerini daha da artıracaktır. Buna rağmen Proje Tanıtım Dosyası’nda bu riskler bilimsel olarak değerlendirilmemiş, ağır metal ve toksik etkiler göz ardı edilmiştir” dedi. Proje ile termik santral atıkları arasındaki ilişkinin tesadüfi olmadığını belirtir Karademirci, “Bölgedeki kirliliği artıracak yapısal bir bağlantı bulunuyor. Bu hususlar dikkate alınmadan verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı; hukuka aykırıdır” bilgisini paylaştı. 

“TANITIM DOSYASINDA HALK SAĞLIĞI DEĞERLENDİRİLMEMİŞ!”

Proje Tanıtım Dosyası’nda (PTD) halk sağlığına ilişkin gerçek bir değerlendirme bulunmadığının altını çizen Avukat İpek Sarıca, “Dosyada halk sağlığı uzmanı görüşü olmadığı gibi uzun süreli maruziyet (kronik etki) analizi yoktur. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalar gibi hassas gruplar hiç ele alınmamıştır. Aliağa; ağır sanayi, termik santral, liman ve petrokimya faaliyetleri nedeniyle halihazırda yüksek hastalık yükü olan bir bölgedir. Böyle bir bölgede yapılacak her yeni faaliyetin, mevcut sağlık risklerini artırma potansiyeli bilimsel olarak değerlendirilmek zorundadır. PTD bu zorunluluğu yerine getirmemektedir” diye konuştu. 

Av. Sarıca, Proje Tanıtım Dosyası’ndaki (PTD) aykırılıkları şöyle sıraladı:

  • “İklim krizi ve kuraklık bağlamında proje yüzeysel ve içeriksizdir. PTD’da iklim değişikliği başlığı bulunmakla birlikte: karbon ayak izi hesaplanmamış, enerji yoğunluğu değerlendirilmemiş, kuraklık ve aşırı hava olayları dikkate alınmamıştır.
  • PTD’de halk sağlığına ilişkin gerçek bir değerlendirme bulunmamaktadır. Dosyada: Halk sağlığı uzmanı görüşü olmadığı gibi, uzun süreli maruziyet (kronik etki) analizi de yok. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalar gibi hassas gruplar hiç ele alınmamıştır.
  • Hayıtlı Deresi’ne yalnızca mesafe belirtilmiş, ancak taşkın yayılım alanı, aşırı yağış senaryoları, dere ile tesis arasındaki hidrolik ilişki hiç modellenmemiştir.
  • PTD’de yer alan hava modelinde mevcut hava kirliliği yok sayılmakta Aliağa’nın sanayi kaynaklı kronik kirliliği dikkate alınmamaktadır. 
  • Fay hatları ve depremselliğin endüstriyel riski yok sayılmıştır. Deprem haritası verilmiş, ancak zemin büyütmesi, endüstriyel yapıların depremde yaratacağı ikincil riskler, toz ve atık yayılımı hiç değerlendirilmemiştir.”