Kim bu Manapa Tarhunda?
Neden tarih sayfalarına yansıyacak kadar önemli?
Anısı ne anlatıyor bize?
Yaşamının bir anlamı var mı?
Yaklaşık 3300 yıl önce, daha Helenler/Yunanlılar göçlerle gelmeden önce İzmir çevresindeki Batı Anadolu’da kopan o büyük fırtına bugün hâlâ hangi sesi bize ulaştırıyor?
Günümüze ne bildirimlerde bulunuyor?
Neler yaşanmış bu topraklarda mı dedirtiyor?

(Yaşlı bir Batı Anadolu Kraliçesi, Hitit Kralı II.Murşili’nin huzurunda: merhamet ile siyasetin kesiştiği an.)
Binlerce yıldır işgal, direniş, boyun eğiş, sürgün… Güçlünün elindeki kılıç yine önüne geleni biçiyor.
Ana yüreği dayanır mı buna?
İnsanlık hâli aynı yerinden kanıyor.
Dili, dini, kimliği ne olursa olsun.
***
Bu anlatı, İ.Ö. 2. bin yılda Anadolu’ya yaklaşık 600 yıl egemen olan ve bu topraklarda ilk siyasal birliğin kurulduğu Hitit Çağı’nda geçiyor.
İ.Ö. 14. yüzyılda, Batı Anadolu’da Gediz ve Bakırçay ırmakları arasında kalan topraklara Şeha Irmağı Ülkesi deniyordu.
Helenler/Yunanlılar henüz Doğu Ege kıyılarına göç etmemişti.
Bu toprakları, Anadolu’nun en eski dillerinden biri olan Luviceyi konuşan yerel krallar yönetiyordu. Halk da büyük ölçüde aynı dili konuşuyordu.
Başkentleri büyük olasılıkla Maddunaşşa idi; bugünkü Gölmarmara (Manisa) yakınındaki Kaymakçı Tepeydi.
Maddunaşşa, bu dilde “şarabın bol olduğu yer” anlamına gelir. Nitekim yöre bugün de üzüm bağlarıyla bilinir.
Asmaların gölgesi toprağı örter.
Araştırmacıların aktardığı kayıtlara göre Şeha Irmağı Ülkesinin bilinen ilk kralı, adı “Güçlü Aslan” anlamına gelen Muwawali’dir.
Manapa Tarhunda onun oğludur. İsmi, Luvi inancındaki en yüce varlıklardan biri olan Fırtına-Gökyüzü Tanrısı Tarhund ile ilişkilidir.
Annesinin adını bilmiyoruz. Belki de adı bir ağıtın içinde saklı kaldı.
Muwawali’nin ölümünden, Hititlerin deyişiyle “çocuklarını terk etmesinden” sonra oğulları arasında iktidar kavgası çıkar. Taht için kardeş kanı dökülmek istenir.
İki büyük kardeş, küçük olan Manapa Tarhunda’yı öldürmeye kalkışır.
Toprakları ve “babasının evi” elinden alınır; ocak söner, kapı kapanır, çocuk ortada kalır.
Manapa Tarhunda, kendisine bağlı olanlarla birlikte ağabeylerinden kaçar ve komşu Karkişa ülkesine sığınır.
Karkişa, büyük olasılıkla antik çağın Kariasdır; bugünkü Muğla çevresidir. Dağların koynunda bir sığınak gibi.

(Henüz ergenlik çağında Manapa Tarhunda, Karkişa dağlarında sürgünde)
***
Bu sırada Anadolu’nun büyük bölümünde, merkezi Hattuşa olan Hitit İmparatorluğu egemendir.
Hitit kralları, Anadolu’ya yayılmış Luvi topluluklarını ve birçok halkı yönetimleri altına almış güçlü bir siyasal yapının sahibidir.
Yönetmesini de savaşmasını da iyi bilirler. Aldıkları yerleri bazen kılıçla, bazen yeminle ellerinde tutarlar.
Kral I.Şuppiluliuma (İ.Ö. 1344–1322) döneminde Mısır’la yapılan savaşlardan dönen tutsaklar aracılığıyla yayılan veba, Anadolu’da büyük bir kırımı başlatır. Ölüm, evlerin içine kadar girer.
I.Şuppiluliuma, ardından oğlu II. Arnuwanda ve başkomutan Hannutti bu salgında ölür. Taht yas içinde el değiştirir.
Yerine henüz 20 yaşındaki II. Murşili geçer.
Karadeniz kıyılarında yaşayan Kaşkalar ve Batı Anadolu’daki Luvi kökenli beylikler genç kralı küçümser. Oysa genç omuzlarına koskoca bir ülke yüklenmiştir.
Kaşka akınları, veba yüzünden zayıflayan Hitit ülkesini daha da yıpratır; kentler yağmalanır, ambarlar boşaltılır.
Daha önce Hitit’le iyi geçinen Arzawa da bu zayıflıktan yararlanmak ister. II. Murşili’ye baş kaldırır.
Arzawa, Batı Anadolu’da Şeha Irmağı Ülkesinin güney komşusudur.
Genç kralın önünde iki sorun vardır: salgın ve isyan.
Ne yapar?
Ülkenin önemli din merkezlerinden Arinna’ya (Alacahöyük – Çorum) gider ve Güneş Tanrıçasına yakarır.
Tabletlerde kayıtlı duasında tanrılara şöyle seslenir:
“Ülke ölürken kimsenin sunu yapamayacağını, tarlaların boş kaldığını, değirmenlerin sustuğunu anlatır. Tanrıları neredeyse “ekmeksiz ve içkisiz kalmakla” uyarır ama yine de merhamet diler”.
Bu dua metni, insanlık tarihinin en eski yakarış metinlerinden biri sayılır.
Salgın zamanla durulur. Murşili devleti toparlar. Kaşkaları geri püskürtür.
Sıra Batı Anadolu’ya gelir.

(İ.Ö.2.binyılın ikinci yarısında Batı Anadolu’nun muhtemel siyasal haritası.ST)
***
Murşili Batı’daki gelişmeleri de yakından izlemektedir. Çünkü Batı hem bereket hem isyan demektir.
Arzawa başlıca sorundur.
Komşusu Şeha Irmağı Ülkesinde de karışıklık vardır. Muwawali’nin ölümünden sonra taht kavgası çıkmış, Manapa Tarhunda Karkişa’ya sığınmıştır.
Murşili bir yandan Karkişa beylerinden onu korumalarını ister, öte yandan kardeşi Ura Tarhunda’yı Şeha Ülkesinin başına geçirir.
Siyaset çoğu zaman kılıçtan önce gelir.
Batı’ya saldırmadan önce Hitit Kralı müttefikler aramaktadır.

(Hitit dünyasında yemin, sözden çok kaderdi)
Ura Tarḫunda, Hitit’e bağlı kalacağını, Hitit’in “yemin tanrıları huzurunda” ant içerek bildirir.
“Yemin”, o çağın dünyasında yalnızca söz değil; siyaset, hukuk ve kader demektir. Yemini bozmak ağır bir suç, çoğu zaman da ölümcül bir risktir.
Ura Tarḫunda, başlangıçta güçlü Hitit’e bağlı kalır.
Sonra Hitit’e göre bağlılık yeminini çiğner; sadakatsizlik eder.
Büyük güce baş kaldırılmaz; itaat edilir!
Hitit’in Šeḫa Irmağı Ülkesi üzerindeki ağırlığı öyle artar ki halk Ura Tarḫunda’yı beylikten uzaklaştırır, ülkeden kovar; kader bazen halkın eliyle hükmünü verir.
Karkişa’da, Hitit’in kanatları altında bulunduğu anlaşılan Manapa Tarḫunda ise Hitit desteğiyle ülkesine geri döner ve tahta çıkar.
Šeḫa Irmağı Ülkesi ve yeni kralı Hitit tarafından korunur.
Manapa Tarhunda Hitit gücüyle kral olmuştur; ama Hitit’e göre yine de tekin durmaz.
Hitit’in Batı Anadolu’ya saldırısı sırasında, II. Murşili’nin Arzawa Kralı Uḫḫaziti’yle yaptığı savaşta Manapa Tarhunda Arzawa’nın yanında yer alır.
Arada işgalci Hitit’le iş birliği yapanlar da vardır; ama Batı Anadolu’nun bu kesimi Hitit boyunduruğunu istememektedir, anlaşılan.
Veba yıllarında zayıflayan Hitit baskısı karşısında yaşanan görece özgürlük ortamı, bu seferle birlikte sona erebilecektir.
Bu nedenle olsa gerek Manapa Tarhunda, savaşta Arzawa safında durur — ama sonunda kaybederler.

(Apaşa’nın kuşatılması)
***
Arzawa’nın başkenti Apaşa’dır (Efes). Güçlü bir Batı Anadolu krallığıdır.
Kral Uhhaziti bölgenin ağırlığı olan yöneticilerindendir. Adının anlamı, yerli halk Luvilerin dilinde “Dede kişi”dir; dinsel bir saygınlığı da olduğu düşünülür.
Murşili Arzawa’nın üzerine yürür. Güney Doğu Anadolu’da, Karkamış’taki Hitit yöneticisi olan ağabeyi de orduyla destek verir.
Bu sefer yalnızca askerî değil, ekonomiktir de. Salgınla nüfusu azalan Orta Anadolu’nun iş gücüne ihtiyacı vardır.
Batı Anadolu, o çağ boyunca Hitit için malı mülkü el konulacak bir sömürge, esir alınan insanları da çalıştırılacak bir emek kaynağı olacaktır.
***
Bölgedeki Luvi beyliklerinden Mira Ülkesi (Menderes ırmaklarının kaynaklarının bulunduğu yöre), Uḫḫaziti’ye karşı Hitit güçlerine katılırken Manapa Tarhunda’nın Šeḫa Irmağı Ülkesi Arzawa’nın yanında yer alır.
Batı Anadolu halkları arasında hem dayanışma vardır hem de çekişme, hatta arkadan vurma.
Bu süreçte dikkat çekici bir olay yaşanır.
Bazı tarihçilere göre büyük bir gök gürültüsü ya da şimşek, bazılarına göre de Kula çevresindeki küçük volkanlardan — Helence “Katakaumene / Yanık Ülke” diye anılan bölgede — biri patlar.
Ortaya çıkan büyük gürültü ve olağan dışı olaydan Uḫḫaziti etkilenir, hastalanır; savaşacak durumda değildir.

(Kral Uhhaziti ve etkilendiği temsili yıldırım ve şimşek)
Uḫḫaziti, oğlu Piyama Kurunta’yı Hititlerin karşısına gönderir.
Aştarpa Irmağı (muhtemelen İç Ege’deki Akarçay) kıyısında birleşik Hitit ordusu Piyama Kurunta’yı yener.
II. Murşili askerleri ve savaş arabalarıyla ilerler; Arzawa Ülkesinin başkenti Apaşa’yı ele geçirir.
Uḫḫaziti, Hitit’in eline düşmemek için Ege Denizi’ndeki adalara kaçar. Halkın büyük bölümü Arinnanda (Samson/Mykale) Dağı’na sığınır.
II. Murşili de peşlerinden gider. Hitit’in toprağı işleyecek, saraylarda çalışacak insana ihtiyacı vardır. Kaçanları dağda kıstırır ve esir alır.
Ertesi yıl Arzawa’nın tümünü ele geçiren II. Murşili, on binlerce esiri başkent Hattuşa’ya götürür.
Bu olay, Anadolu tarihindeki en erken büyük zorunlu sürgün örneklerinden biri sayılır.
Uḫḫaziti’nin küçük oğlu Tapalzunawali, çekilen Hitit ordusuna yeniden saldırır ama başarı kazanamaz.
Batı Anadolulu Arzawalıların Hitit’e direnişi böylece sona erer.
Güçlü olan kazanmıştır.

(Apaşa (Ephessos-Efes) düştükten sonra savaşın değil, sessizliğin manzarası)
***
Murşili Batı Anadolu’yu denetimi altına alır. Bölgeyi vasal (uydu) beylikler aracılığıyla yönetmek ister.
Ama Manapa Tarhunda sorunludur. Onu kral yapan Hitit’tir; o ise karşı cephede savaşmıştır. Yeminini bozmuştur.
Hitit savaş hukukuna göre cezası ağırdır.
Efendileri kızdırmaya gelmez!
Manapa Tarhunda korkar. Arzawa’da olanları görmüştür: kölelik, sürgün, yıkım.
Af istemekten başka yolu yoktur.
***

(Manapa Tarhunda yeniden kral, annesi yaşlı, gelecek belirsiz. Yer: muhtemelen Şeha Irmağı Ülkesinin merkezi Maddunaşşa (Kaymakçı Tepe-Gölmarmara-Manisa).
Tam bu noktada beklenmedik bir gelişme yaşanır.
Hitit belgelerinin anlattığına göre, Hitit ordusu Şeha Irmağı Ülkesine yürümek üzereyken, Manapa Tarhunda’nın annesi ve ülkenin yaşlıları kralın huzuruna çıkar.
Ya da yaşananlara, yaşanacaklara anaların yüreği dayanamıyordu.
Evlatları için bir tüy gibidir annelerin yüreği; en ufak bir rüzgârla yaralanır!
Yaşlı kadın Murşili’nin dizlerine kapanır. Ülkeyi yok etmemesini, isterse kendilerine ait saymasını diler. Ölüm yerine kulluğu seçtiklerini söyler.
Kim bilir bu dileği ne kanatlı sözcüklerle dilinde dökülmüştü.
Bu yaşlı kadın Kral’ın ayağına kapanıp merhamet dileyince, II. Muršili bu isteği karşılıksız bırakmaz.
Yaşlı kadını ve ülkenin bilge kişilerini elleri boş göndermez.
Saldırmaktan vazgeçer, Şeḫa Irmağı Ülkesinin üzerine yürümez.
Ve bir annenin yakarışı ordunun önüne geçmişti.
Ülke kurtulmuştu.
Gediz kıyısındaki söğütler, Bakırçay düzlüğündeki kavaklar, çocuklar, kuzular… Belki de hepsi o gün yaşamaya devam eder.
Bir tek akbabalar, leş kargaları hoşnut değildi herhalde bu durumdan!

(Hitit Kral II.Murşilinin mührü. İç çemberde Anadolu’da icad edilmiş Luvi Hiyeroglifleri/Resimli yazı, dış çemberde Hititçe çiviyazısı)
***
Bu olay, yazılı belgelerin aktardığı gibi gerçekten yaşanmışsa, Batı Anadolu tarihinin en dramatik olaylarından biridir.
Ama bu barışın bir bedeli vardır.
Manapa Tarhunda affedilir — fakat özgür değildir artık. Hitit’e bağlı bir vasal olarak yeniden tahta oturtulur. Onunla bağlılık anlaşması yapılır.
Hitit Kralı’nın kararındaki bu değişiklik, Manapa-Tarḫunda’yı — dolayısıyla Şeḫa Irmağı Ülkesi’ni — affedişi, yalnızca bir annenin yalvarışına verilmiş duygusal bir karşılık olarak açıklanmayabilir.
Bu kararın ardında daha geniş bir siyasal ve stratejik hesap bulunmalıdır.
Hitit kralları düşmanlarına karşı bağışlayıcılıktan çok genellikle sert ve cezalandırıcı uygulamalarıyla tanınırdı.
Bu ölçekte cömert ve affedici bir tutum sergilemeleri oldukça nadirdi.
Bu tutum, büyük olasılıkla Batı Anadolu’yu çetin bir direnişe rağmen denetim altına alan II. Murşili’nin bilinçli bir diplomatik hamlesi — bir güç gösterisi ve propaganda uygulaması olarak değerlendirilebilir.
Manapa Tarḫunda’nın annesinin yanında, Şeḫa Irmağı Ülkesinin ihtiyar kadın ve erkeklerinden oluşan bir heyetin bulunması, “başkaldırana karşı sert, boyun eğene karşı merhametli” Hitit krallık imajının sahnelenmiş bir örneği olarak sunulmuş olmalıdır.
Bu olay, yalnızca bir af değil, aynı zamanda siyasal bir bildiridir.
Merhamet ile siyaset aynı anda yürümüştür.
***

(II.Murşili Arinna’nın Tanrıçasına yalvarır.)
Murşili’nin öyküsü burada bitmez.
Batı Anadolu seferinde, Arzawa Kralı Uhhaziti’nin, göğün yarılıp tanrıların ses verdiği bir gök gürültüsü, yıldırım ya da yanardağın tanrısal öfkesi karşısında korkuya kapılıp hastalanması ve savaş meydanına çıkamamasıyla alay eden II. Murşili, ironik bir yazgıyla, benzer bir sınavı kendi bedeni ve ruhunda yaşayacaktır.
Bir sefer sırasında büyük bir fırtına ve gök gürültüsü yaşar. Kendi anlatımına göre o andan sonra konuşması bozulur, yüzü kayar, dili tutulur. Kâhinler bunu tanrının gazabı sayar.
Kentleri dize getiren kral, göğün sesinden korkmuştur.
Şifa için ayinlere, dualara, kurbanlara başvurur.
İyileşip iyileşmediğini bilmiyoruz.
Belki de bu, Batı Anadolu’da oğulları öldürülen anaların ahının göğe yükselmesiydi — kim bilir.
***

(İnsanlar ölür, anıları kalır. Söz uçar, yazı kalır!)
Batı Anadolu’nun dağları, çiçekli yamaçları, serin ırmakları neler görmedi ki!
Emeğe el kondu, özgürlük zincire vuruldu, ocaklar söndü.
Savaşların bedelini her zaman analar, eşler, çocuklar ödedi.
Dün de böyleydi, bugün de.
Acı ve ölüm her insan içindir!
Savaşın gerçek sesi silah değil, toprağa düşen gözyaşıdır.
Ve ne kadar güçlü olursa olsun, boyunduruğa karşı çıkmak bir erdemdir.
NOT: Bu yazıda verilen bilgiler ve YZ-AI tarafından yapılan resimler, başka yerlerde kaynak gösterilmeden kullanılamaz)
Sefa Taşkın
07.02.2026
Karşıyaka/İzmir