Kurtuluş Harbinin bitimiyle birlikte, Türk-İran sınırının kontrolündeki zorluklar sonucu iki ülke arasında sınır sorunları başlamıştır. 28 Aralık 1933’de TBMM’de onaylanan dostluk anlaşması Türk-İran ilişkilerinin iyiye gideceğinin ilk sinyallerini vermeye başlamıştır. Bu dostluğu İran Şehinşah’ının Türkiye ziyareti pekiştirmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İran Şehinşah’ı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretini çok önemsiyordu. Gazi, konuğunu gezdireceği yerleri 1934 Nisan ayı içinde dolaşarak teftiş etmiştir. İran Şehinşah’ı 10 Haziran 1934 günü İran hududunu geçerek, Trabzon üzerinden Ankara’ya ulaştı ve törenle karşılandı.
Bu ziyaretin önemini belirtmek için Türkiye her şeyi yaptı. Dört günlük Ankara ziyareti esnasında, kutlamalar ve ağırlamalar aşırı derecede yapıldı. Samimi bir şekilde karşılıklı demeçler verildi. Gazi Paşa, Şah onuruna verdiği bir akşam yemeğinde yaptığı bir konuşmada:
“Sayın Şehinşah, değerli arkadaşım ve muhteşem kardeşim” diye konuşmasına başlayıp, kardeş milletin şöhretli başkanı sayesinde İran’ın büyük işler başardığını överek konuşmasını sürdürdü.” İki ülke karşılıklı dostluktan çok az sayıda vazgeçtiğinde her iki tarafın zarar ettiğini, halbuki dost oldukları zaman her iki ülkenin kuvvetli ve refah içinde yaşadıklarını dile getirdiler. Sonra, Türkiye bu gerçeği fark ettiği için İran’a karşı samimi ve dostça bir politikayı sürdürdüğünü belirtmiştir.” İran Şahı da yaptığı konuşmada:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin Muhteşem Reisi, değerli kardeşim ve büyük arkadaşım” diye konuşmasına başlayarak şöyle devam etmiştir:
“İki ülke arasındaki dostluk hiçbir şekilde sarsılmayacak bir temele oturmuştur”, dedikten sonra iki milletin dünyaya medeniyeti yaydıklarını ve yeryüzünde sulhun gerçekleşmesi için çalıştıklarını söylemiştir.

İzmir, 24 Haziran 1934
Devrin Başvekili İsmet Paşa, Şah’ın TBMM’ni ziyareti esnasında yaptığı bir konuşmada:
“Şah’a karşı gösterilen muhabbetin, Türk halkının İran halkına güvenin ve sevginin bir nişanesi olduğunu belirterek, iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini, böylece yanlış anlamalar ve ihtilaflar devrinin sona erdiğini, sınır sorunlarının çözümlenmesi için iyi niyetlerin ortaya konulduğunu, ekonomik ilişkilerin daha iyiye gideceği tahmininde olduğu, yeni Türkiye’nin ve İran’ın gösterilen bütün hedeflere ulaşmasını dünyanın takdir edeceğini belirterek sözlerine son vermiştir.
Atatürk’ün; “Yurtta Barış, Dünya’da Barış” özlemine karşı, İran Şehinşahı Rıza Pehlevi;
“iki milletin dünyaya medeniyeti yaydıklarını ve yeryüzünde sulhun gerçekleşmesi için çalıştıklarını” söylemesini çok önemsiyorum.
ABD başta olmak üzere Emperyalist ülkeler, Muhammed Hidâyet Musaddık, 17. İran Meclisi'ne seçildi. Musaddık’ın başbakanlık döneminde, İran bir dizi sosyal ve siyasi önlemler almış ve en önemlisi de petrol endüstrisini kamulaştırmıştır. İngiltere ve Amerika, İran’da mevcut siyasi rejimi yıkarak, petrol krizini çözmeği karar verdiler. 19 Ağustos 1953 tarihinde, gerçekleşen darbe ile Musaddık’ın hükümetinin sonu olmuştur. Emperyalist ülkeler, sırasıyla Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de ve de Irak’a benzer rejimler dayatarak, o ülkelerin yok olmalarına neden olmadılar mı? Bu savaş, sadece bir rejim değiştirmek için yapılmadı, petrol musluklarını kendi ülkelerine çevirme ana amaçlarıydı.
Gelelim, İran’da seçilmiş Musaddık hükümetinin devrilmesi için, Şah’ın destekçilerini örgütleyen İngiltere ve Amerika, İran’a demokrasiyi getireceğiz diyerek, günümüzde şikâyet ettikleri rejimi kendi elleriyle İran’a yerleştirmediler mi? Şimdi de neredeyse yeni bir dünya savaşına kadar dünyayı götürecek kanlı bir ABD/İsrail/ İran savaşını endişe ile izliyoruz.
Evet, petrol; yüzyıllardır kan ve göz yaşı getirdi, Ortadoğu’ya. Savaşın sonu, ancak petrolün bitmesiyle sonu gelecektir.
13 Nisan 2026
Ahmet Gürel
