20 Kasım 1941 günü Vatan gazetesi “Dünya Cehenneminden Yeni Haberler Getirdi” başlığıyla okuyucusunun karşısına çıkar. Alt başlıkta ise dehşet verici bir ifade vardır: “Azrail maskesini atmış, Yunan halkını pervasızca biçiyor.”
II. Dünya Savaşı’nın ortasında Yunanistan’ın açlıkla mücadele ettiği o günleri kaleme alan Faruk Fenik “Herkes kendinin ve dostlarının cenazesine diri diri iştirak ediyor” diyerek açlığın boyutunu gözler önüne sermiştir. Atina sokaklarında açlıktan ölen insanları gördüğünü söyleyen Fenik şu soruyu sorar: “Peki birkaç ay sonra ne olacak? Bütün bir millet birden ölebilir mi?”
Nazi Almanya’sının Türkiye sınırlarına dayandığı yıllar. Tıpkı günümüzde çevremizi saran savaş gibi... Tarafsız kalmak için çaba harcayan İnönü’yü Almanya – İtalya bloku ile İngiltere – Fransa bloku yanına çekmek için mücadele etmektedir. 1943’te Churchill Adana’ya gelmiş ve İnönü ile görüşmüş, aynı yıl Kahire’de Roosevelt ile Churchill İnönü’yü yine saflarında savaşa sokmak için iknaya zorlamıştır. İnönü direnir ve bu süreçte Türk ekonomisi de zora girer. Yokluğun en çarpıcı örneği ise İnönü ile bir çocuk arasında geçen diyalog olur. Çocuğun İnönü’ye “Bizi şekersiz (ekmeksiz) bıraktın” sözüne karşılık İnönü “Ama babasız bırakmadım” yanıtını verir.
YUNANİSTAN’A YARDIM
Yunanistan ise 24 Nisan 1941 günü İtalya ve Almanya tarafından işgal edilmiştir. Almanlar kendi politikalarını uygulaması için Georgios Tsolakoglou’nu yönetime geçirerek başbakan yapmıştır. Tarım arazileri Bulgaristan’a, Atina, Selanik, Girit, Trakya bölgesi Almanlara, ülkenin diğer bölümü de İtalyanlara bırakılmıştır. Yunanistan’ın gıda dahil tüm kaynaklarına el konulmuştur. Ülke geneli açlıkla yüzleşmiştir. Atina ve çevresinde günde 300 ila 500 kişi açlık nedeniyle ölmeye başlamıştır. Tüm dünya bu felaketi izlerken trajik tabloya ses veren Türkiye olur: Uluslararası görüşmeler sonucunda İstanbul’dan hareket edecek bir gemi Yunanistan’a erzak gönderecek ve açlık tehlikesine son verilecektir.*
Türkiye aslında 1940’ta Yunanistan’a Kızılay aracılığıyla para yardımında bulunulmasını sağlamış, aynı yıl Selanik Kızılhaç’ına tetanos aşısı göndermiştir. ABD ve İngiltere merkezli Yunan derneklerinin topladığı paralarla erzak satın alınmış, ABD’li demiryolu patronu Harold Sterling Vanderbilt ve ünlü film şirketi 20th Century Fox'un başkanı Spyros Skouras maddi yardımda bulunmuştur.
Türk basını yardım kampanyasını gündemde tutmuş, Yunus Nadi de Cumhuriyet gazetesinde birçok defa çağrıda bulunmuştur. Sonunda harekete geçilmiş, yardımların ulaştırılması için 1941’in Ekim ayında Tavilzede ailesine ait olan “Kurtuluş” isimli vapur kiralanmıştır. Vapurun güvertesi dahil olmak üzere çevresine Kızılay bayrağı yapıştırılır. Bu bayraklar, saldırı tehlikesine karşı denizden ve havadan net bir şekilde görülecek, saldırıya maruz kalmadan 50 bin ton yardım Kurtuluş aracılığıyla Atina’ya ulaştırılacaktır. Kızılay temsilcileri Saim Umar ve Feridun Denokan da vapurda yardımları takip edecektir.
İLK SEFER BAŞLIYOR
Kurtuluş, 13 Ekim 1941 günü Karaköy’den Pire Limanı’na ilk seferine çıkar. Gemi belirlenen rotadan gidecek, İngiliz, İtalyan, Alman denizaltıları ve uçakları kendisini takip edecektir.
Yardım, Yunan halkına dağıtılır. Yaşanan açlık o kadar dehşet vericidir ki Kurtuluş’un mürettebatı da kumanyalarını Yunanlılara verir.
Kurtuluş, 27 Ekim’de ikinci seferini yapar. Nohuttan yumurtaya, soğandan şekere, yağdan pirince kadar birçok erzak Pire limanına taşınır. Bu kez yaklaşık 2500 tonluk yardım malzemesi ulaştırılır. Vapur, 24 Kasım, 12 Aralık, 28 Aralık tarihlerinde de yeni seferler düzenler. Bu seferler üzerine Yunanlılar Kurtuluş’a “Gökyüzünden gelen anne” yakıştırmasını yapar.
SON YOLCULUK
Vapur, 1942’ye kadar 7000 bin tonluk erzağı Atina’ya ulaştırmıştır. Altıncı seferine çıktığı Ocak 1942’de ise büyük bir talihsizlik yaşanır. Zorlu hava koşulları sonucu vapur rotasından çıkarak Çanakkale Boğazı yerine Marmara Adası’na yönelir ve 20 Ocak 1942 günü Saraylar Köyü yakınlarında karaya oturur. Kaptan Rıdvan Ür yardım istese de vapur su almaya başlar ve saat 9.00 civarında sulara gömülür. Tek teselli ise 36 kişilik mürettebatın kurtulmuş olmasıdır.
Kurtuluş’un batmasının ardından Şükrü Saracoğlu yardımların devam edeceğini bildirmiş ve 21 Şubat günü Dumlupınar gemisi ile erzak gönderilmeye devam etmiştir.
Ekim 1941-Ağustos 1942 arasında Kurtuluş ve Dumlupınar vapurları 10’a yakın sefer düzenlemiş, ortalama 17 bin ton erzağı da Atina’ya ulaştırılmıştır. Ardından Kızılhaç ve Birleşmiş Milletler devreye girmiş ve abluka kalkana kadar yardımları sürdürmüşlerdir. Savaşın acı tablosu ise işgalin ardından ortaya çıkar, Yunanistan’da 360 bin kişi açlık dolayısıyla yaşamını yitirmiştir.
Savaştan sonra Kurtuluş’un adının Atina’da bir sokağa verilmesi gündeme gelse de zamanla unutulur. Yıllar geçti, Kurtuluş’u unutturmayan ve bizlere hatırlatan o belgeseli Erhan Cerrahoğlu çekti. “Barışı Taşıyan Vapur” isimli belgeselde Yunan akademisyen Georgeos Margaritis da Kurtuluş’un unutulduğunu ifade etmiş, bu dostluk vapurunu hatırlatan anıtın Atina’ya yapılması çağrısında bulunmuştur. Ancak bu çağrı da sonuçsuz kaldı. Kim bilir, belki günün birinde yapılır.
Yanı başımızdaki savaşın sıcaklığını hissettiğimiz bugünlerde Ulu Önder’in o güzel sözü daha da büyük bir anlam taşıyor: “Yurtta sulh cihanda sulh.”
* Çağla Derya Tağmat, Atatürk Yolu Dergisi, s. 46, Güz 2010, s. 457-483.