II. Meşrutiyetin ardından İstanbul’da soğuk bir kış günü. Ercüment Ekrem Talu o vakit 20’li yaşlarının başında. “Üstadım” dediği Ahmet Rasim’e Babıali’nin ara sokaklarında denk gelir.
Rasim, Ercüment Bey’i görünce “Seni bir yere götüreceğim” diyerek koluna girer. Sonra da ver elini Beyoğlu. Hamalbaşı’ndaki bir meyhanede alırlar soluğu. Kapıyı açmalarıyla bir kürdilihicazkâr karşılar ikiliyi. Bir başka üstat da masasında beklemektedir Ahmet Rasim’i. Görünce yerinden kalkar, yaklaşır. Sarılır. Ahmet Rasim yanındaki Ercüment Bey’i tanıtır, ardından da üstadı muhteremi Ercüment Bey’e tanıtır: “İşte ünlü Kemani Tatyos Efendi!”

Tatyos, “buyurun” deyip masayı gösterir, Ahmet Rasim tereddütlü, önce bakar kösteklisine, bir gözünü kısar ve “Geç kaldık be üstadım! Gitsek iyi olmaz mı?” deyiverir. Tatyos başıyla onaylar ve üçü birlikte çıkarlar meyhaneden. Pürtelaş bir vaziyette Mektebi Sultani’nin arkasındaki bir eve doğru hızla yürürler.
Üç beş dakika içinde evin önünde alırlar soluğu, girerler. Evde kendilerini bekleyen saz ekibini görünce geç kaldıklarını o an daha iyi anlarlar. Tatyos Efendi hızla heyetin başına geçer, en güç makamla girer fasıla. O an içeri süzülen, billur sesli güzel kız eşlik eder o pürüzsüz fasıla…
Bu güzel geceyi bizlere aktaran o gecenin tanığı Ercüment Bey’dir ve yıllar sonra Son Posta gazetesinde “Nağmeler kusursuz ve pürüzsüz” diye anlatır. Gecenin sonunda evdekileri büyüleyen iki isim vardır. Biri o billur sesli fasıla sesiyle eşlik eden Denizkızı Eftalya, diğeri de notalara can veren Kemani Tatyos Efendi…
Saat gece yarısını geçip de bu üçlü İstanbul ayazına karıştığında Tatyos Efendi tutamaz kendini ve çıkarır içinde kalan o cümleyi: “Eee! Üstadım Rasim Bey! O kızdaki ses nedir Allah aşkına! Ben ömrümde böylesini dinlemedim, valla kemanımdan utandım”.

AHMET RASİM İLE DOSTLUĞU
Tatyos Efendi’nin şöhreti Direklerarası’nda Mehmet Efendi’nin Kıraathanesi’nde başlamıştır. Sonra da ünü tüm İstanbul’a yayılmıştır. Ahmet Rasim ile dostluğu da Fevziye Kıraathanesi’nde filizlenir.
Zaman geçiyor anılar da eskiyor. Tatyos Efendi hakkında günümüze ulaşan öyle kapsamlı bir bilgi de araştırma da yok. Hatta doğru dürüst bir fotoğrafı da…
Dönemin gazetecilerinden Sermed Muhtar Alus 1939’da Akşam gazetesinde Tatyos’u kaleme alırken orta boylu, gür ve çatık kaşlı, pos bıyıklı, giyimine özen göstermeyen, eğri ağızlı, gözünün de şaşı olduğunu aktarmıştır. Ve eklemiştir: Önüne rakı konmazsa asla kemanını eline almazmış, içtikçe açılır, unutulmaya yüz tutan o eski eserleri de ezberden çalarmış.
RASİM’İN DİZELERİNE YAŞAM VERİYOR
Tatyos kendi eserlerinin yanı sıra dostu Ahmet Rasim’in de şiirlerine yaşam vermiştir. Rivayet o ki Rasim bir ümitsiz aşka düştükten sonra sarhoş olmuş ve şu dörtlüğü yazmıştır:
“Bir gönlüme bir hal-i perişanıma baktım/Zalim seni yad eyleye ah eyleye çaktım/Sen yoktun o yok ben yalnız çıldıracaktım/Zalim seni yad eyleye ah eyleye çaltım.”
Tatyos Efendi bu dizeleri rast makamında bestelemiş ve eser günümüze ulaşabilmiştir.
Tatyos Efendi, Ahmet Rasim’in başka bir şiirine de yaşam verir. O vakit Ahmet Rasim Bakırköy’de oturur, geceleri de eve geç dönmeyi adet edinirmiş. Karısı Sadberek Hanım bir gün dayanamamış, “Aman Rasim Bey! Geç kalmayınız, bu akşam erken geliniz” demiş, Rasim Bey de bu sözü diline dolamış ve “Sakın geç kalma erken gel” diye mırıldanmış, satırlara dökmüştür. Tatyos da bestelemiş, günümüzde herkesin aşina olduğu o şarkı böyle ortaya çıkmış. Dahası, “Gamzedeyim Devam Bulmam” da en bilindik eserlerinden olmuş, hatta Atatürk’ün çok sevdiği, “Mâni Oluyor Halimi Takrire Hicabım” de Tatyos’un elinde can bulmuştur.
Tatyos, hislerini içinde yaşayan, derdini musikiye yansıtan bir üstat olarak bilinmiştir. Ahmet Rasim ile dostluğunu da anca ölüm ayırabilmiştir.

TATYOS’UN ÖLÜMÜ
Tatyos Efendi, o gece Eftalya’nın sesinin güzelliği karşısında kemanının gücünün yetmediğini düşünüp “Kemanımdan utandım” dese de belki de utanması gereken dostları olmuştur. Çünkü 16 Mart 1913 günü bu dünyadan göçtüğünde Kadıköy Ermeni Kilisesi’ndeki cenaze törenine yalnızca 13 kişi katılmıştır.
Kadim dostu Ahmet Rasim o acı dolu günü şöyle anlatır: “Zavallı musikişinas, ömrünün son günlerini fakirlik ve sefalet içinde geçiriyordu. Bir buçuk yıldır çektiği karaciğer hastalığı, gamlı çehresinin sarılığını siyaha çevirmişti. Cenazesini kaldıracak değil, akrabasına çekilecek ölüm telgrafı için üzerinden 100 parası bile çıkmamıştı. Kemanını dinlemek için etrafını saran binlerce kişi içinden cenazesinde 10-15 kişi bile yoktu. Yuh olsun sana sanat alemi!”.
Ahmet Rasim ayrıca usta müzisyenin “ölüm kağıdına” yazılan ve bir mermi gibi insanın ruhuna saplanan o acılı kelimeyi de eklenmiştir: “Tatyos, 1913, çalgıcı.”
Tatyos amansız hastalığa yakalandıktan sonra çalışamamış, Ahmet Rasim destek çıkmış ve ne ilginçtir ki 55 yaşında son nefesini verdiğinde üzerinden anca 50 kuruş çıkmıştır. Tatyos, yokluk içinde Kadıköy Uzunçayır’daki Ermeni mezarlığına defnedilmiştir.
Ahmet Rasim, Tatyos’un vefatından sonra kendine gelememiş, acısını da gazetelere taşımıştır. 1 Nisan 1913 tarihli Tasviri Efkar’da, “Yine bir sanatkâr, zaruret içinde memleketin bir bucağında açılmış olan yokluk çukuruna yuvarlandı” cümlesiyle bu acıyı dile getirmiş ve de şu dizeyle veda etmiştir dostuna:
“Uğraşma Tatyos gayri/Neşatın (Çalışman) çok, kıymetin yok/Taliine (talihin) gel küs bari.”
KEMANI NEREDE?
Rast, uşşak, hüzzam, nihavend, kürdilihicazkar gibi makamlarda 81 eseri olan Tatyos’un notaya alınmamış daha birçok eseri olduğu bilinmektedir. Ölümünden 40 yıl sonra gazeteci Orhan Kuyucaklı’nın aklına düşmüş ve “kemanımdan utandım” dediği o keman nerede diye sorgulamış ancak bulamamış. Sonra da şöyle demiştir: “Tatyosların, Tamburi Cemillerin, Udi Nevreslerin, Neyzenlerin, Türk musikisini dile getiren sazları kaybolup gitmeye mecbur mudur? Bunları niçin bir müzede toplamak akla gelmiyor?”
Bir de biz soralım, seneler sonra, sahi nerededir Tatyos Efendi’nin o meşhur kemanı?
