*Yazı, final sezonunu izlemeyen seyirciler için sürpriz bozan içerir.
Kendisini Mesih ve Tanrı ilan eden, Amerikan Demokratik Kilisesi'yle yeni bir din icat eden, korku ve baskı aracılığıyla kurduğu dalkavuklar ordusuyla vaazlarını yayan ve bunlarla da sınırlı kalmayıp ülke yönetimini ele geçiren bir süper kahraman, mutlak bir kötü... “The Boys”, 2006 yılında çizgi roman olarak yayınlanmaya başladığında hicvinin oklarını Bush yönetimine ve politikalarına yöneltmişti. Seriyi, Prime Video için televizyona uyarlayan Eric Kripke ise gözünü bugünün dünyasına ve liderine çeviriyor.
Başlarındaki MAGA'yı anımsatan "kırmızı şapkalarla" alkışlayan çoşkulu bir kalabalık ve gökten, bir ışık huzmesiyle inen Yurtsever (Antony Starr)… Birazdan, Yurtsever'in önceki sezonlarda işlediği günahlardan yalnızca biri olan uçak faciasını öğrenecek bu kalabalığı, "yapay zekâ ile üretilmiş bir propaganda" diyerek kandıran Vought'ın medyatik gücünün, Yurtsever'in sınırsız gücünün sorumlusu olduğunu The Boys izleyen herkes bilir. Nitekim 2019 yılında yayınlanmaya başladığında, temelde bir medya ve popüler kültür eleştirisi sunan bu süper kahraman yergisi, yıllar içinde kurgusal şirket Vought'ın ve onun süper yozlaşmış kötülerinin ifade ettiği şeylerin çok ötesine geçti. Modern siyasi/kültürel/toplumsal iklimin bir panoraması haline geldi. Sapkın, sadist ve benmerkezci Yurtsever ile Billy Butcher (Karl Urban) ve ekibinin arasındaki savaş, kişisel motivasyonları aştı ve artık ülke ile demokrasi için ölüm kalım meselesine dönüştü. “The Boys” her daim karanlık bir diziydi ancak final sezonunda geldiği noktada tasavvur ettiği kasvet ile bu kurgusal dünyanın gerçeklikle örtüşme boyutu ve şekli, güç ve iktidar kavramlarının çürümüşlükle ilişkisini yeniden hatırlatma misyonu yüklendi.
TANRI OLMA SANRISI
"Özgürlük, sizi özgür kılar" yazısıyla çevrili "özgürlük kamplarında" kendisine muhalefet edenleri mahkûm eden, Tanrı olma sanrılarıyla sezon boyunca kıyıma yol açacak Yurtsever ile bu kamplardan kurtulmaya çalışan ve tüm süperleri yok etmek için bir virüs icat etmeye çalışan Butcher'ın direnişçi ekibiyle açılan “The Boys”, final anlatısını daha çok karakterlerinin yolculukları üzerinden şekillendiriyor. Her bir karakterinin serüveniyle titizlikle ilgilenen dizi, yan hikâyesi (spin-off) “Gen V”nin finaliyle yaratılan ve tüm süperlere yayılacak bir savaş algısını bir kenara bırakarak kahramanın yolculuğu şablonu üzerinden ilerlemeye karar vermiş gibi görünüyor. Dizinin bu yaklaşımı ve özellikle sezon boyunca hissedilen tempo sorunu, “cameo” süslemelerine karşın pek çok kişi için hayal kırıklığı yaratma olasılığı taşıyor. Ancak kanla, şiddetle, kafa ve beden patlamalarıyla bezeli bu hikâyenin destansı bir finalle ve katarsis duygusuyla bitmediğini söylemek, yapıma haksızlık olacaktır. Çünkü öykü boyunca yapılan film anıştırmalarıyla da fark ettiğimiz gibi bu, sinema tarihinin unutulmaz kötüsü Darth Vader'ın yükseliş ve çöküşünü hatırlatan ancak "haliyle" Karanlık Lord kadar kudretli olamayan – olması da imkânsız olan- bir kötünün yolculuğu. Güçsüzlüğünün bilinciyle daha fazla güce muhtaç olan, kontrolsüz öfkesi ve şiddete meyliyle korku duyulan bir figüre dönüşürken yalnızlaşan, yalnızlaştıkça kırılganlığı artan ve en sonunda Güç'ün kontrolü altında yok olmaya mahkûm, "zavallı" bir karakter. Yurtsever, canlandırdığı lider portresiyle -ki bunun gerçek yaşamdaki karşılığının Donald Trump olması sürpriz değil- otoriteyi ele geçirmenin kişide yarattığı dönüşümü, muktedir olmanın yol açtığı "sınırsızlığı", kişinin her geçen gün kendi yarattığı illüzyona daha fazla inanmasının korkutuculuğunun ve geri döndüremezliğinin bir ifadesi haline geliyor.
Bu haliyle bakıldığında Yurtsever'in karşısına konumlandırılanların, bir "Jedi erdemine" sahip olduğu düşünülmesin. Tam tersine Butcher ve ekibinin giderek silinen ahlaki sınırları, “The Boys”un en başından beri klasik bir şemayla iyiler ve kötüler arasındaki savaş olmasının önüne geçti ki zaten, dizinin de asıl hedefi buydu. Ancak geldiği noktada “The Boys”, kurguladığı satirin sınırlarını aşarak rahatsız edici bir gerçeklikle buluştu; epik finaliyle bugünün dünyasında "hayal edilenleri" sergiledi. “The Boys”, artık ne salt bir süper kahraman eleştirisi ne medya hicvi ne de kültürel bozulmanın temsili; gücün yarattığı deliliğin, dehşetin ve vahşetin timsali ve Yurtsever de gerçek dünyaya ait bu kötülüğün cisimleşmiş hali. Bu yüzden dijital platformlarda yayımlanan en sıra dışı hikâyelerden biri olma unvanını uzun süre koruyacak.
Puanım: 8.5/10
