Kadınların kişisel güvenlik yükü

Kadınların kişisel güvenlik yükü

3.05.2026 12:01:00
Güncellenme:
Dilşad Çelebi
Takip Et:
Kadınların kişisel güvenlik yükü

Kentler kağıt üzerinde her bireyin kullanımına açık olabilir. Ancak gerçek yaşamda kadınlar için kentte hareket etmek bazı önceden düşünülmüş güvenlik önlemlerinin yerine getirilmesini gerektiriyor.

Erkekler için bir yolculuk çoğu zaman A noktasından B noktasına gitmektir. Pek çok kadın içinse aynı yolculuk, risk hesaplarıyla örülü küçük bir strateji savaşına dönüşür. Hele bir de hava karardıysa… Metroda hangi vagona binmeli? Kulaklık takmalı mı, takmamalı mı? Telefon elde mi olmalı? Taksinin plakası bir tanıdığa atılmalı mı? İner inmez biri aranmalı mı? Otobüste en arkada mı oturmalı, şoföre yakın mı? Eğer ayaktaysan arkanı yaslayabileceğin en güvenli köşe neresi? 

Aslında bunlar çocukluğumuzdan beri geliştirdiğimiz hayatta kalma stratejileri olduğu için biz kadınlar çoğu zaman buna ne kadar zihinsel emek harcadığımızın bile farkında değiliz. Daha yola çıkmadan olası tacizi, tehdidi, şiddeti hesaba katıyor ve riski azaltacak taktikler geliştiriyoruz. Kamusal alanda bulunmanın bedelini yalnızca zamanla veya parayla değil dikkatle, gerilimle, tetikte kalarak ödüyoruz.

Avustralya’da 2025’te yayımlanan bir çalışma bu durumu “kişisel güvenlik yükü” diye tanımlıyor. Kadınlar yalnızca bir yere gitmiyor, o yolculuğun her aşamasını önceden simüle ediyor. O gün güvenli sayılmayan bir mahalleden geçeceklerse giysilerini bile buna göre seçmeleri gerekebiliyor. Bazen mahalle değil, iki sokak ötesi bile fark ediyor. Bağdat Caddesi’nde giydiğiniz şortla hemen üst paraleldeki minibüs caddesinde aynı rahatlıkla bulunamıyorsunuz. Bulunursunuz elbette ama kent size bunun bedelini hatırlatıyor.

KÖTÜLÜKTEN ZEVK ALMAK

Ben bunu bir keresinde çok somut biçimde yaşadım. Bisiklet yolu olmadığı için kaldırım kenarından bisiklet sürerken sırf kötülükten zevk aldıkları için araçlarını üzerime süren dolmuşçular olmuştu. Gündüz vakti. Giysim de gayet sıradandı. O an hızla güvenli sokaklara kaçmıştım. Yani mesele “kadınlar korkuyor” cümlesinden ibaret değil. Mesele, kadınların kentle erkeklerden farklı bir ilişki kurmaya zorlanması. 

Özgecan Aslan’ın katlinden bu yana yıllar geçti ama kadınlar hâlâ aynı cümleleri kuruyor: “O saatte binmesem mi?”, “Şuradan yürümeyeyim”, “Taksiye bineyim ama plakasını atayım”, “Arka koltuğa oturayım”, “İndiğimde biriyle konuşuyor gibi yapayım.” Bunlar küçük tedbirler değil, özgürlüğün daralması. Bir kadın rotasını, giysisini, saatini, ses tonunu, hatta yüz ifadesini güvenlik adına ayarlamak zorunda kalıyorsa orada kent eşit dağılmıyor demektir. Kamusal alan kâğıt üstünde herkese ait olabilir ama fiiliyatta bazıları için daha pahalıdır.

GERÇEK GELİŞMİŞLİK ÖLÇÜTÜ

İktidardaki bakış açısı bir kentin gelişmişliğini AVM sayısıyla, süslü caddeleriyle, yeni metro hatlarıyla, ışıklı meydanlarıyla ölçmeyi seviyor. Oysa daha sahici bir ölçü var: Bir kadın, hava karardıktan sonra eve dönerken ne hissediyor? Rotasını özgürce mi seçiyor yoksa “en güvenli” diye belleğine kazınmış birkaç sokak arasında mı sıkışıyor? Çünkü kadınlar için hareket özgürlüğü çoğu zaman yalnızca ulaşım meselesi değil, bir tetikte olma rejimi. 

UN Women’ın yıllardır yürüttüğü “Safe Cities and Safe Public Spaces” (Güvenli Kentler ve Kamusal Alanlar) programı “Kadınların kamusal alandaki güvensizlik deneyiminin yalnızca suç istatistikleriyle açıklanamadığını; tasarım, yönetişim, sosyal normlar ve cezasızlık kültürüyle birlikte düşünülmesi gerektiğini” vurguluyor. Türkiye’de kadın cinayetlerinin ve erkek şiddetinin bunca görünür olduğu, cezasızlığın bu kadar yaygın hissedildiği bir ortamda, sokak güvenliğini konuşmak bazılarına lüks gelebilir. Ancak tam tersine, bu konuşma yaşamsaldır. Çünkü kadınların en güvenli sayılan yerde, evlerinde bile öldürüldüğü bir düzende sokakta güvende olup olmadığımız sorusu kamusal eşitliğin merkezindedir.

GÜVENLİK ÖNERİLERİ

Sokaklar bize bir süre daha güven vermeyecek gibi görünüyor. Bu nedenle ufak bir önlemi hatırlatmak istiyorum. Sevdiklerinizle canlı olarak konumunuzu paylaşabileceğiniz ücretsiz uygulamalar var: Find My Friend, Google maps, Life360… Annem, ablam, eşim ve birkaç arkadaşımla (hatta başka ülkelerde olsak dahi) her zaman bu uygulamalar üzerinden birbirimizle konum paylaşıyoruz. Bu sayede annemin ve ablamın eve döndüğünü özellikle uygulamaya girip bakmasam bile bildirim alarak öğreniyorum. Onlar da acil bir durum olduğunda en azından en son nerede bulunduğumu anında görebilirler. Lütfen siz de bu basit önlemi alın ve güvendiğiniz birkaç kişiyle düzenli olarak canlı konumunuzu paylaşın.

Kent planlaması uzun süre yolları, kavşakları, aktarma sürelerini konuştu. Şimdi başka bir şeyi de konuşmak zorunda: Korkunun altyapısını. Kadınların hareket özgürlüğü, “hassas bir grup” meselesi değil, kent hakkının ta kendisi. Çünkü bir kent gerçekten modern olup olmadığını metro sayısı değil, kadınların gece eve dönerken omuzlarının ne kadar kasılı olduğu söyler. 

İlgili Konular: #Kadın