Krizin eşiğinde bir sanat

Krizin eşiğinde bir sanat

11.05.2025 10:01:00
Güncellenme:
Başak Bıçak
Takip Et:
Krizin eşiğinde bir sanat

“Étoile”, bale dünyasının görkemli vitrinini aralayarak sanatın hem estetik hem de ekonomik krizini gözler önüne seriyor.

“Sanat ölüyor. Sanat ölürse insanlık da ölür. Dünya bir cehennem çukuru ve gelecek nesillere yaşamlarının daha kötü olacağı, ölümlerinin daha yavaş ve acı verici olacağı dışında bir söz veremiyoruz.”

Prime Video’da yayımlanan “Étoile” dizisinde, bale dünyasının yıldızı Cheyenne Toussaint’ın (Lou de Laâge) sahnede yaptığı bu konuşma yalnızca dramatik bir tirat (veya o andaki hâliyle yergi) değil; aynı zamanda dizinin temel konusunun, hatta bugün sahne sanatlarının genel durumunun da bir özetidir adeta. Çünkü bale gibi yüksek sanat biçimlerinin günümüzde içinde bulunduğu maddi, kültürel ve estetik kriz, “Étoile”ın hikâyesine yön veren temel kırılmayı oluşturuyor. Dizinin yaratıcıları Amy Sherman-Palladino ve Daniel Palladino, baleyi bir gösteri estetiği olarak yüceltmek yerine, onun bugünle kurduğu kırılgan ilişkiyi dansçıların bedenlerinden, kimliklerinden ve geçmişlerinden süzülen bir anlatıyla ele almayı seçiyor. “Étoile”, balenin görkemli yüzünün ardındaki kaygıları, kırılganlıkları ve mizahi çarpıklıkları sahneye taşıyor; ancak ne yazık ki bu çok katmanlı yaklaşım, zaman zaman izleyiciyi yalnızca “bir opera konuğu” olmaya mahkûm etmekten kurtulamıyor.

BALEDEN TİKTOK’A

Gerçekten de “Étoile”, balenin artık “marjinalleştiği”, seyircisini kaybettiği, devlet fonlarının azaldığı, salonların ve koltukların boş kaldığı; yeni kuşak dansçıların ise TikTok gibi platformlarda kendilerine farklı kariyer yolları çizdiği bir dünyada baleyi yeniden “hatırlatmayı” amaçlıyor. Öyle ki bu girişim yalnızca balenin karanlık veya nostaljik yönlerine değil, eğlenceli ve cazip yanlarına da ışık tutmayı hedefliyor. Dizinin merkezine yerleştirilen transatlantik işbirliği fikri, biri New York, diğeri Paris merkezli iki büyük bale topluluğunun Covid sonrası dönemde yaşadığı seyirci krizine karşı geliştirdiği bir strateji. Bilet satışını yükseltmek ve salonlara yeniden seyirci çekebilmek için iki kurum arasında bir sanatçı değişimi başlatılıyor. Hikâye, geçmişlerinde bir bağ olduğunu anladığımız New York Metropolitan Ballet Theater’ın yöneticisi Jack McMillan (Luke Kirby) ile Paris Le Ballet National’in “geçici” yöneticisi Geneviève Lavigne’ın (Charlotte Gainsbourg) bu işbirliği girişimiyle başlarken; yıldız dansçı Cheyenne Toussaint’tan (Lou de Laâge) tuhaf ama etkileyici Tobias Bell’e (Gideon Glick) ve sürgünden evine dönen Mishi Duplessis’e (Tais Vinolo) uzanan bir dizi karakterle dizinin çatışması inşa ediliyor.

Bu noktadan itibaren kültürel farkların ve kişisel hırsların iç içe geçtiği transatlantik ilişkiler, doğası gereği daha da düğümleniyor. Her biri öngörülemez, inatçı, başına buyruk ve işine tutkuyla bağlı karakterlerin birlikte çalışmaya başlaması, kaçınılmaz olarak çatışmayı da beraberinde getiriyor. Bu düğümlenmenin çözümü ise her bir karakterin kendi yolculuklarında geçirdikleri epey zorlu, bazen fazlasıyla komik ama çoğunlukla dramatik dönüşüm ve değişimlerle gerçekleşiyor. Hikâyenin özünde yıldız isimlerin değişimi yer alsa da dizi, karmaşık aile geçmişiyle başa çıkmaya çalışırken baleye aşkla bağlı olmayı sürdüren Jack’e, topuklu ayakkabılarını bir otorite simgesi olarak gören; ancak her fırsatta onlardan kurtulmaya hevesli, savunmasız Geneviève’e, banliyö yaşamıyla dansçılığı arasında sıkışıp kalan Gabin’e (Ivan du Pontavice) ve hatta Cheyenne’in annesinden, hikâyenin en basmakalıp karakter yaratımına sahip Crispin’e (Simon Callow) değin tüm karakterlerine zaman ayırıyor. Güçlü arka planlara sahip bu karakterlerin sekiz bölüm boyunca ayrıntılandırılması tempoyu büyük oranda yavaşlatırken; dans gösterileriyle “göz boyamaktan” kaçınan bu dizinin sahne arkasını tercih eden damarını da gölgede bırakıyor.

Kuşkusuz “Étoile”, kâğıt üzerinde oldukça etkili bir fikirle yola çıkıyor: Yıldız dansçıların takası üzerinden gelişen kültürel ve kişisel çatışmalar ile sahne sanatının bugünkü krizine yönelik bir söylem geliştirme fırsatı yakalıyor. Ne var ki anlatı ilerledikçe yaratıcı ekibin zaman zaman yönünü kaybettiği, resmetmek istedikleri sanatın yoğunluğuna ulaşamadıkları hissediliyor. Bununla birlikte, dizinin merkezinde yer alan sanatın devrimci gücü, seyircinin de yaratım sürecine dahil olması ve sanatçının öngörülemezliğinin yaratımın temel kaynağı olması gibi temalar, özellikle performanslar ile kendisini daha çok gösteriyor. Bana kalırsa dizinin tüm bu kaotik malzemeyi tek sezonda kullanması, balenin ateşli doğasıyla çok daha fazla örtüşecek bir seçenek olurdu. Ancak devamlılık sinyali veren sezon finali tersini işaret ediyor. Umarım ikinci sezonda dansçıları yalnızca kuliste veya eğitimde değil, sahnede de daha yakından izleyebiliriz.

Puanım: 6.5/10