Türetim Ekonomisi Derneği’nin bileşeni olduğu Yeşil Ekonomi Koalisyonu (GEC) ve Savanta tarafından yayımlanan “Küresel Yeşil Tutumlar Anketi 2025”, dünyanın dört bir yanındaki insanların yeşil dönüşüme bakışını ortaya koyuyor. Sonuçlar kesin: İnsanlar çevreyi korumak istiyor ve bunu ekonomik büyümenin önüne koymaya hazır. Ancak artan yaşam maliyetleri ve yetersiz kamusal destek, bu isteğin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.
Ankete göre dünya genelinde her 10 kişiden 8’i çevreyi korumayı ekonomik büyümenin önünde tutuyor. Temiz hava, temiz suya erişim ve kirliliğin azaltılması, ülkeler arasında farklı önceliklerle de olsa ortak bir beklenti olarak öne çıkıyor. Çevrenin korunması artık soyut bir ideal değil; doğrudan yaşam kalitesiyle ilişkilendirilen temel bir gereksinim olarak görülüyor.
TÜRKİYE’DE ÇEVRE VE EKONOMİ BİRLİKTE DÖNÜŞÜYOR
Araştırma, Türkiye'de kamuoyunun çevre ve ekonomi arasında bir tercih yapmak yerine iki alanı birlikte güçlendiren politikalara açık ve kararlı bir destek verdiğini gösteriyor. Katılımcıların yüzde 93’ü, devletin hem ekonomiye hem de çevreye fayda sağlayan politikaları önceliklendirmesi gerektiğini düşünüyor. Bu yaklaşım, çevre korumanın ülkedmizde bir “fedakârlık” değil, kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Türkiye’de en çok desteklenen politika başlığı ise ekonomik büyümeyi ve çevreyi birlikte koruyan yasal düzenlemelerin oluşturulması. 2025 yılında katılımcıların yüzde 45’i, bu tür bütüncül yasaları çevresel dönüşüm için atılması gereken en öncelikli adım olarak tanımlıyor. Bu veri, toplumun çözümü bireysel tercihlerde değil, kamusal düzenlemelerde aradığını net biçimde gösteriyor.
Ancak bu güçlü toplumsal iradeye karşın uygulamada ciddi bir boşluk hissi var. Türkiye’de katılımcıların yüzde 69’u, geçen yıla kıyasla çevreyi korumak için kişisel olarak daha fazla adım atıldığını belirtirken çevre dostu tercihler yapmanın önündeki en büyük engel olarak devlet desteğinin yetersizliğini gösteriyor. Katılımcıların yüzde 62’si, çevreyi korumaya yönelik adımlar atarken kamusal destek eksikliği yaşandığını ifade ediyor, yüzde 94’ü ise hükümetin iklim kriziyle mücadelede ve çevresel dönüşüm sürecinde çok daha fazla sorumluluk alması gerektiğini düşünüyor. Bu oran, çevre meselesinin Türkiye’de yalnızca bireysel farkındalık düzeyinde değil, açık bir kamusal görev olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Belki de bugün asıl mesele şu soruda düğümleniyor: Yeşil geleceği kiminle, nasıl ve hangi adalet anlayışıyla kuracağız? Çevreyi korumak, yalnızca doğayı değil toplumsal güveni de onarmayı gerektiriyor. Güven ise ancak yük adil paylaşıldığında, kamusal sorumluluk açıkça üstlenildiğinde ve yeşil dönüşüm bir fedakârlık çağrısı olmaktan çıkıp ortak bir gelecek projesine dönüştüğünde yeşerebilir.
YEŞİL DÖNÜŞÜM KAMUSAL BİR SORUMLULUK
Anket verileri, çevresel eylemlere yönelik güçlü kamuoyu desteğine karşın siyasi liderlerin sürdürülebilir bir gelecek sağlama yeteneklerine duyulan güven konusunda dikkat çekici bir bölünmeye işaret ediyor. Çin’de siyasi liderlere duyulan güven oranı yüzde 83 gibi yüksek bir seviyedeyken Avustralya’da bu oran yüzde 29, Güney Afrika’da ise yalnızca yüzde 22. Daha yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde görülen bu şüphecilik, çevre politikalarının neden sıklıkla yavaşladığını veya toplumsal destekle yeterince buluşamadığını da açıklıyor. Bu tablo, yeşil dönüşümün bir iyi niyet sorunu değil güçlü yönetişim, şeffaflık ve kamusal sorumluluk meselesi olduğunu ortaya koyuyor.