İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) yayımladığı “Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye” başlıklı rapor, Türkiye’de çocuk işçiliğinin geldiği noktayı çarpıcı verilerle ortaya koydu. Rapora göre 2025 yılında en az 94 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
MÜCADELE SADECE KAYIT TUTMAKLA SINIRLI DEĞİL
İSİG Meclisi, 2011 yılından bu yana yürüttüğü çalışmaların yalnızca işçi ölümlerini kayıt altına almakla sınırlı olmadığını vurguladı. Meclis, iş cinayetlerini emek hareketinin temel mücadele alanlarından biri haline getirmeyi hedeflediğini ve bu doğrultuda sermaye, devlet ve siyasi partilerden bağımsız bir çizgide faaliyet yürüttüğünü belirtti.
Raporda, OHAL, pandemi ve sonrasında uygulanan politikaların iş cinayetlerini artırdığına dikkat çekilirken, özellikle çocuk, kadın, yaşlı ve göçmen işçilerin bu süreçten daha ağır etkilendiği ifade edildi.
2025’TE ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİNDE ARTIŞ
İSİG Meclisi’nin ulusal basın, yerel kaynaklar ve ailelerden derlediği bilgilere göre 2025 yılında en az 94 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Son 13 yılda çalışırken hayatını kaybeden çocuk işçi sayısının 836’ya ulaştığı bildirildi.
Raporda, resmi istatistiklerde çocuk işçi ölümlerinin düşük gösterildiği, ancak fiili durumun çok daha ağır olduğu vurgulandı. Özellikle son iki yılda çocuk işçi ölümlerindeki artışın dikkat çekici boyutlara ulaştığı kaydedildi.

ÇOCUK İŞÇİ TANIMI VE ÇALIŞMA ALANLARI
İSİG Meclisi, “çocuk işçi” tanımını 18 yaşını doldurmamış, ücretli ya da ücretsiz şekilde çalışan herkes için kullandığını hatırlattı. Raporda, tarımda mevsimlik işçilikten sanayi atölyelerine, hizmet sektöründen sokak işlerine kadar çok sayıda alanda çocuk emeğinin yaygınlaştığı ifade edildi.

Raporda yer alan verilere göre 2025 yılında çocuk işçi ölümleri en fazla tarım sektöründe yaşandı. Sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri de çocuk işçi ölümlerinin yoğunlaştığı alanlar arasında yer aldı. Tarımda ailesiyle birlikte ücretsiz çalışan çocukların yanı sıra sanayi ve hizmet sektörlerinde farklı işkollarında çalışan çocukların da hayatını kaybettiği belirtildi.
EĞİTİM SİSTEMİ VE MESEM ELEŞTİRİSİ
Raporda, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasının çocuk işçiliğini yaygınlaştırdığına dikkat çekildi. Eğitim adı altında çocukların haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçirdiği, fiilen işçi olarak çalıştırıldığı ifade edildi. MESEM’lerde çalışırken hayatını kaybeden çocukların sayısının arttığı vurgulandı.
KENTLERDE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YAYGINLAŞIYOR
İSİG Meclisi, çocuk işçiliğinin ağırlıklı olarak kırsaldan kentlere kaydığına dikkat çekti. Sanayi bölgeleri, hizmet sektörü ve sokak işleri, kentlerde çocuk işçi ölümlerinin yoğunlaştığı alanlar olarak öne çıktı.

Rapora göre önceki yıllarda çocuk işçi ölümleri ağırlıklı olarak mevsimlik tarım dönemlerinde görülürken, son dönemde yılın tamamına yayılan bir tablo ortaya çıktı. Kentlerde çalışan çocuk sayısındaki artış, çocuk işçi ölümlerinin yıl boyunca devam etmesine neden oldu.
İSİG MECLİSİ’NDEN ÜÇ TEMEL TALEP
İSİG Meclisi raporunda çocuk işçiliğiyle mücadele için üç temel talep öne çıkarıldı. Çocuk işçiliğinin yasaklanması, eğitimin her kademede parasız ve bilimsel temelde yeniden yapılandırılması ve çocukların yaşam alanlarının güvenli hale getirilmesi gerektiği vurgulandı.
Raporda, çocuk işçiliğinin ancak örgütlü bir toplumsal mücadeleyle sona erdirilebileceği ifade edilerek, çocukların yaşam hakkının korunması için acil adımlar atılması çağrısı yapıldı.
CHP’DEN ÇOCUK İŞÇİLİĞİNE MECLİS ARAŞTIRMASI TALEBİ
CHP Diyarbakır Milletvekili Av. Dr. Sezgin Tanrıkulu, Türkiye’de çocuk işçiliğinin ve çocuk iş cinayetlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını talep etti. Tanrıkulu, çocuk işçiliğinin bireysel aile tercihleriyle ya da münferit ihmallerle açıklanamayacağını, aksine yoksulluk politikaları, eğitimin piyasalaştırılması, MESEM uygulamaları, kayıt dışı ekonomi ve kamusal denetimsizlik nedeniyle yapısal bir sorun haline geldiğini belirtti.
Çocuk emeğinin devlet politikalarıyla kurumsallaştırıldığını ifade eden Tanrıkulu, eğitim sistemi ile çalışma rejiminin iç içe geçirilmesi sonucu çocukların erken yaşta üretim süreçlerine sürüklendiğini ve bunun ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. MESEM uygulamaları, mesleki staj sistemleri ve tarımda aile işçiliği modeli başta olmak üzere birçok alanın çocuk işçiliğini meşrulaştıran mekanizmalara dönüştüğünü kaydeden Tanrıkulu, bu yapının artık yalnızca sömürü değil, ölüm üreten bir rejim haline geldiğini ifade etti.
Tanrıkulu, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kurumların idari ve siyasi sorumluluklarının ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti. Çocuk işçi ölümlerinin kaza olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Tanrıkulu, bu ölümlerin doğrudan uygulanan sosyal, ekonomik ve eğitim politikalarının sonucu olduğunu vurguladı.