ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka’ya bağlı yarı özerk bir bölge olan Grönland’ın ABD’ye verilmesi gerektiğini savunuyor. Trump, bu talebine gerekçe olarak Rusya ve Çin’in Grönland üzerindeki etkisini engelleme hedefini gösteriyor. Rusya’nın tepkisini BBC Rusça Servisi’nden Sergey Goryashko, Çin’in yaklaşımını ise BBC Küresel Çin Birimi’nden Tony Han derledi.
“ONLARI GRÖNLAND’DA KOMŞU OLARAK GÖRMEK İSTEMİYORUM”
Trump, ay başında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Grönland’ı savunmak zorundayız. Eğer bunu biz yapmazsak, Çin ve Rusya yapacak” ifadelerini kullandı. Açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
Onları Grönland’da komşu olarak görmek istemiyorum. Böyle bir şey gerçekleşmeyecek.
Bazı gözlemciler, Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri ile bu hedefe ulaşmak için güç kullanma ve ek gümrük vergileri uygulama tehditlerinin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından memnuniyetle karşılanabileceği görüşünde.
NATO VE AVRUPA’DAKİ AYRIŞMA VURGUSU
Avrupa Politika Merkezi’nden analist Maria Martisiute, durumu şu sözlerle değerlendirdi:
Bence Rusya ve Çin ne kadar şanslı olduklarına inanamıyor.
Martisiute, Avrupalı ülkelerin ve NATO’nun bölünmüş bir görüntü vermesinin Moskova ve Pekin’in çıkarlarına hizmet ettiğini belirterek şunları söyledi:
Avrupalıların ve aynı zamanda bir ittifak olarak NATO’nun bölünmüş görünmesi ve en güçlü müttefiği tarafından tehdit ediliyor olması, onların çıkarına bir durum. Bu, Rusya ve Çin’in elini güçlendiriyor çünkü potansiyel olarak Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarını ve Çin’in Tayvan’la ilgili emellerini meşrulaştırıyor.
Çin, tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Tayvan’ı topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve adayı kontrolü altına alacağını savunuyor.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da sosyal medya hesabından, “Çin ve Rusya bayram ediyor olmalı. Müttefikler arasındaki ayrımdan fayda sağlayacak taraf onlar” mesajını paylaştı. Ancak uzmanlara göre tablo göründüğünden daha karmaşık.
RUSYA’NIN TEPKİSİ: SOĞUKKANLI BEKLEYİŞ
Donald Trump’ın Grönland’a ilişkin son açıklamaları, yayılmacı söylemin yeniden gündeme geldiğine işaret ediyor. Bu söylem, tonu ve gerekçelendirme biçimi açısından Vladimir Putin’in Kırım’ın ilhakını savunurken kullandığı argümanlarla benzerlik gösteriyor.
Trump’ın Grönland’ı ABD’nin geçmişte Danimarka’ya verdiği bir “hediye” olarak tanımlaması, Sovyet döneminde Kırım’ın Ukrayna’ya “hediye edildiği” söylemini çağrıştırıyor. Adayı “öyle ya da böyle alacağı” yönündeki ısrarı da Kremlin’in Kiev’e yönelik söylemiyle benzeşiyor.
Buna karşın Moskova, gelişmeleri dikkat çekici bir soğukkanlılıkla izliyor. Vladimir Putin, Trump’ın Grönland’ı satın alabilecek maddi güce sahip olduğunu söyleyerek durumu jeopolitik bir hamleden ziyade pazarlık unsuru olarak değerlendirdi ve bunun “Rusya ile hiçbir alakası olmadığını” ifade etti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise Grönland’ın ABD için, Kırım’ın Rusya için taşıdığı güvenlik önemine benzer bir konumda olduğunu söyledi. Ancak bu paralelliğe rağmen Trump’ın iddialarına açık destek vermekten kaçındı.
Kremlin’den gelen sessizlik, uzmanlara göre dikkat çekici. Trump’ın övgüden hoşlandığı bilinirken, Moskova’dan gelecek bir destek açıklamasının Rusya’nın elini güçlendirebileceği ifade ediliyor.
MOSKOVA NEDEN TEMKİNLİ?
Batılı müttefikler arasındaki gerilimin Ukrayna’daki savaştan dikkati uzaklaştırabileceği düşünülse de Kremlin’in sessizliğinin arkasında farklı nedenler bulunuyor. Carniege Rusya Avrasya Merkezi analisti Alexander Baunof’a göre, Trump’ın öngörülemezliği Moskova için bir avantajdan çok risk oluşturuyor.
Moskova, ABD Başkanı’nın “ayrım gözetmeyen yıkıcılığından” rahatsızlık duyuyor. Her iki liderin de mevcut dünya düzenine karşı çıkmasına rağmen, sistemin tamamen çökmesi durumunda Rusya’nın kendi politikalarını hangi gerekçelerle savunacağı belirsizleşiyor. Bu nedenle Kremlin, gelişmeleri şimdilik temkinli bir şekilde izliyor.
ÇİN’İN TEPKİSİ: ULUSLARARASI HUKUK VURGUSU
Çinli yetkililer, Trump’ın Grönland’a yönelik söylemlerine karşı ABD’ye, ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına saygıyı esas alan Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ilkelerine uyma çağrısında bulundu.
Çin medyası ise Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu stratejik bir ikilem olarak değerlendiriyor. Devlet televizyonu CGTN, ABD’nin Grönland’a yönelik tutumunu NATO üyesi bir ülkeye karşı derin bir ihanet ve ittifakın “fiilen çözülmesi” olarak nitelendirdi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Jose-Ignacio Torreblanca, “Atlantik ittifakının zayıflaması veya bu ittifaktaki bir kırılma Çin için iyi haber” değerlendirmesinde bulundu.
Torreblanca, Avrupalı ülkelerin hem Rusya’ya hem de ABD’ye karşı aynı anda pozisyon almak zorunda kalmasının, Washington’un Pasifik politikalarına desteği azaltacağını savundu.
KUZEY KUTBU, MADENLER VE ÇİN’İN STRATEJİSİ
Çin medyasında, ABD’nin Çin’in Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki faaliyetlerini tehdit olarak göstermesine de sert eleştiriler yöneltiliyor. Küresel ısınmayla birlikte buzulların erimesi, bölgeyi daha erişilebilir hale getirirken Çin bu süreci “Kutup İpek Yolu” girişimi kapsamında değerlendiriyor.
Grönland, sahip olduğu mineral zenginliğiyle de dikkat çekiyor. Özellikle Kvanefjeld ve Tanbreez bölgeleri, nadir toprak elementleri açısından küresel ilgi görüyor. Bu elementler; akıllı telefonlardan elektrikli araçlara, uçak sanayisinden savunma teknolojilerine kadar birçok alanda kritik öneme sahip.
Çinli şirketler, Grönland’daki bu kaynaklara erişmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Ancak havaalanı altyapı projelerinde olduğu gibi bu adımlar, siyasi engellerle karşılaştı. Kvanefjeld projesinde pay sahibi olan Çinli Shenge Resources, uranyum madenciliğini yasaklayan yasa sonrası faaliyetlerini durdurdu.
Tanbreez projesi ise, ABD’li yetkililerin devreye girmesinin ardından New York merkezli Critical Metals Corp.’a satıldı.