TÜİK'in nisan verileri hedefleri zora soktu: Enflasyonda düşüş süreci sona mı eriyor?

TÜİK'in nisan verileri hedefleri zora soktu: Enflasyonda düşüş süreci sona mı eriyor?

4.05.2026 14:30:00
Güncellenme:
TÜİK'in nisan verileri hedefleri zora soktu: Enflasyonda düşüş süreci sona mı eriyor?

TÜİK’in açıkladığı nisan ayı enflasyon verileri ekonomi yönetiminin 2026 yılı için belirlediği yüzde 16’lık yıl sonu hedefinden belirgin bir şekilde uzaklaşıldığını ortaya koydu. Jeopolitik risklerin enerji fiyatlarına yansıması ve baz etkisinin sona ermesi, rasyonel zemine dönüş programını yeni bir krizle karşı karşıya getirdi. İşte hedeflerdeki sapmanın ve Türkiye ekonomisini bekleyen yapısal risklerin ayrıntıları...

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bugün açıkladığı nisan ayı enflasyon verilerine göre aylık enflasyonun yüzde 4,18, yıllık enflasyonun ise yüzde 32,37 olarak hesaplandığını duyurdu. Bu rakamlar, 30 Ekim 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 12 Şubat tarihli 2026 yılının ilk Enflasyon Raporu’nda korunan yüzde 16’lık yıl sonu enflasyon hedefinden giderek uzaklaşıldığını ortaya koydu.

Türkiye ekonomisi, 2023 genel seçimlerinin ardından başlatılan 'rasyonel' zemine dönüş ve dezenflasyon programında kritik bir virajda bulunuyor. Ancak 28 Şubat'ta İran lideri Ayetullah Hamaney'in öldürülmesiyle başlayan İran-ABD savaşı, ekonomi yönetiminin planlarını etkiledi. Bugün açıklanan nisan verileri ise kamuoyundaki şu soruyu daha da öne çıkardı. Peki açıklanan son verilere göre Türkiye'de dezenflasyon süreci sona mı eriyor?

KRONİK REVİZYON YORGUNLUĞU

2023’ten bu yana enflasyon tahminlerinde yapılan yukarı yönlü güncellemeler dikkat çekti. Orta Vadeli Programlar ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Enflasyon Raporları arasındaki farkın dönemler itibarıyla açıldığı görüldü.

2023’te yüzde 33 olarak öngörülen 2024 yıl sonu enflasyonu yüzde 44,4 olarak gerçekleşti. 2025 yılına ilişkin hedefler ise yıl içinde revize edilerek yüzde 31-33 aralığına yükseltildi. 2026 yılı için TCMB’nin yüzde 16’lık ara hedefi korunurken, piyasa katılımcılarının yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 27,5 seviyesine çıktı.

Veriler enflasyon tahminlerinin dönem içinde güncellendiğini ve hedeflerle gerçekleşmeler arasında fark oluştuğunu ortaya koydu.

BAZ ETKİSİNİN İLLÜZYONU

Dezenflasyon sürecinde öne çıkan başlıklardan biri 2024 yazında yıllık enflasyonda görülen düşüş oldu. Ancak bu gerilemenin fiyatların düşmesinden değil, önceki yılın yüksek baz etkisinin hesaplamalardan çıkmasından kaynaklandığı veriler ortaya koyuyor.

2024 Mayıs ayında yüzde 75,45 ile zirve yapan yıllık enflasyon, haziran ayından itibaren baz etkisinin devreye girmesiyle düşüş eğilimine girdi. Temmuz ayında yıllık TÜFE yüzde 61,78’e, ağustos ayında ise yüzde 51,97’ye geriledi.

Söz konusu düşüşün fiyat seviyelerindeki gerilemeden ziyade matematiksel 'baz etkisi'nden kaynaklandığı verilerle ortaya konuluyor. Bu dönemde fiyatlar artmayı sürdürürken yalnızca artış hızında yavaşlama görüldü.

2026 yılına ilişkin değerlendirmelerde benzer bir baz etkisinin oluşması beklenmiyor. 2025 yılı boyunca aylık enflasyonun sabit bir bantta seyretmediği, ocak ayında yüzde 5,03, eylül ayında yüzde 3,23 gibi yüksek seviyelerin görüldüğü, yılın son aylarında ise yüzde 1’in altına gerilediği dalgalı yapı dikkate alındığında 2026’ya güçlü bir baz etkisinin devredilmediği ortaya çıkıyor.

SAVAŞ MI, ZİRAİ DON MU?

ABD ile İran arasında 28 Şubat 2026’da 'Operation Epic Fury' (Destansı Öfke Operasyonu) adıyla başlayan çatışmalar, Batı Asya’daki dengeleri değiştirirken küresel enerji piyasasında da sert dalgalanmalara yol açtı. Dünya petrol ticaretinin yüzde 20'sine karşılık gelen ve küresel petrol arzının ana damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı’na İran tarafından mayın döşenmesi ve ABD ablukasıyla boğazın fiilen kapanması dünya genelinde yaklaşık 16 milyon varillik arz açığına neden oldu. Bu gelişmelerin ardından Brent petrol fiyatı 120 dolar seviyesine kadar yükseldi.

Petrol fiyatlarındaki sert yükselişin enflasyon üzerindeki etkisinin de güçlü olacağı değerlendiriliyordu ancak bugün gelinen noktada nisan ayı enflasyon verileriyle birlikte bu etkinin sonuçları doğrudan görülmeye başlandı. TCMB verilerine göre petrol fiyatlarında yüzde 10’luk artış, yaklaşık 12 ay içinde enflasyonu 1 puan artırıyor. Mevcut fiyat seviyelerinin korunması, yıl sonu enflasyonu üzerinde enerji kaynaklı ek baskıyı şimdiden kalıcı hale getiriyor. Yapılan hesaplamalarda yıllık enflasyona 10–12 puanlık ek baskı ihtimali de gündeme geliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, nisan ayında yaptığı açıklamada küresel petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin enflasyon görünümünü olumsuz etkilediğini belirterek, “Enflasyon beklentilerindeki bozulmada savaşla birlikte artan enerji maliyetleri etkili oldu. 2026 sonunda yüzde 20'nin altına inme hedefimiz ancak ilave şoklar yaşanmaması durumunda mümkün” dedi.

Şimşek’in ocak ayında, savaş başlamadan önce yaptığı “Zirai don ve kuraklık nedeniyle gıda fiyatları beklentilerin üzerinde arttı, meyve ve tahıl üretimi düştü” açıklaması ise gıda tarafındaki baskıların savaş öncesinde de sürdüğünü ortaya koydu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da nisan ayındaki değerlendirmesinde, kira ve eğitim gibi kalemlerde yavaşlama görülmesine rağmen jeopolitik gelişmelerin yarattığı arz yönlü baskıların dezenflasyon sürecini zorlaştırdığını ifade etmişti. Eşel mobil uygulamasıyla petrol fiyatlarındaki artışın tüketiciye yansımasının sınırlandırıldığı belirtilse de nisan ayında elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25’lik zam bu uygulamayla ilgili tartışmaları gündeme taşıdı.

ENFLASYONDA DÜŞÜŞ SÜRECİ SONA MI ERİYOR?

AKP iktidarının 21’inci yılı olan 2023’te “rasyonellik” sloganıyla başlatılan ekonomi politikası 2026 itibarıyla jeopolitik gelişmeler ve yapısal sorunlar nedeniyle sıkışma sinyalleri veriyor. Ekonomi yönetiminin hedeflerdeki sapmaları çoğunlukla dışsal şoklar ve iklimsel gelişmelerle açıklama eğilimi öne çıkıyor.

Savaş dinamiklerinden bağımsız olarak mevcut ekonomik modelin ve özellikle Türk Lirası’nın reel değerlenmesine dayalı döviz politikasının sürdürülebilir olmadığı yönünde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatma Özkul tarafından daha önce değerlendirmeler yapılmıştı.

Özkul’un 12 Şubat 2026’da düzenlenen yılın ilk Enflasyon Raporu toplantısında yaptığı “Reel değerlenmenin sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil” değerlendirmesi, sürecin bir noktada tıkanabileceğine ve dezenflasyon programının sınırlılıklarına işaret etmişti. Buna karşın mevcut ekonomi yönetiminin, hedeflerdeki sapmaları ağırlıklı olarak dışsal şoklar ve iklimsel gelişmeler üzerinden açıklama eğilimi sürüyor.

Baz etkisinin yarattığı matematiksel rahatlama 2024 yılında geride kalırken, 2026’da dezenflasyonun devamı için gerekli görülen yapısal reformların hayata geçirilmediği ve gıda arz güvenliğine yönelik sorunların sürdüğü değerlendiriliyor. Bugün açıklanan verilerle birlikte mevcut ekonomik programa ilişkin beklentilerin zayıfladığına işaret ediyor.

Genel görünümde savaşın dezenflasyon sürecini doğrudan sonlandırmadığı, ancak mevcut yapısal sorunların üzerini örten bir unsur haline geldiği görülüyor. Kamu harcamalarında disiplin sağlanmaması ve yönetilen fiyatlarda artışların devam etmesi halinde, 2026 yılı dezenflasyon sürecinin zayıfladığı ve yüksek enflasyon eğiliminin kalıcılaştığı bir dönem olarak öne çıkabilir.