Ağzından çıkanı kulağı duymak

Bazı kişisel hayat deneyimleri çok açıklayıcıdır. Bir laboratuvar deneyi gibi pek çok gerçeği gün gibi aydınlatır. Böyle çok aydınlatıcı bulduğum bir hayat deneyiminden söz edeceğim size, çok öğretici.

16 Kasım 2020 Pazartesi, 18:51
Ağzından çıkanı kulağı duymak
Abone Ol google-news

Küçüklüğünde annesinden, “Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?” uyarısını almamış çocuk pek yoktur herhalde. Bu soru çoğumuzun kulaklarında çınlar. Şimdi düşünüyorum da ne önemli bir uyarıdır o, ağzından çıkan sözün ne anlama geldiğini düşünmeyi öğrenme uyarısı! Sözün büyü gibi bir şey olduğunu, savaş çıkarabildiği gibi, yılanı deliğinden çıkarabileceğini de bütün analar-babalar çocuklarına öğretir.

Asla ama asla yan yana getirilemeyeceğini düşüneceğim iki sözcüğün, “dindar ve kindar” sözcüklerinin, yan yana getirildiğine tanık olduğum zaman kulaklarıma inanamadım, annemin yukardaki sorusu kulaklarımda çınladı, o sözü ben söylemişim gibi yüzüm kızardı.

 Kindar ne demektir? “Kin tutan, öç almak isteyen, düşmanlık güden” demektir. Benim bildiğim kadarıyla, bütün dinlerde “Komşunu sev”,  denir, “Bağışlayıcı ol”, denir. “Komşundan nefret et, öç al, kimseye acıma, kimseyi bağışlama” denmez. İnsanlara düşmanlık gütmeyi öneren bir din olamaz ve yoktur. Dinin doğasına aykırıdır bu. Dinler insanlara, kötülüğe bile iyilikle karşılık vermeyi öğütler çünkü dünyanın yaşanmaz bir yer haline gelmemesi için vardır dinler. Ayrıca düşmanlık güderek, nefret ederek insan da olunamaz.

*** 

Bazı kişisel hayat deneyimleri çok açıklayıcıdır. Bir laboratuvar deneyi gibi pek çok gerçeği gün gibi aydınlatır. Böyle çok aydınlatıcı bulduğum bir hayat deneyiminden söz edeceğim size, çok öğretici. 

Roman Polanski’nin “Piyanist” adlı filmini belki pek çoğunuz seyretti. Çok etkileyici bir filmdi. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler Polonya’yı işgal ettikleri zaman, Yahudi bir piyanistin, Wladislaw Szpilman’ın başına gelenler anlatılıyordu filmde. Çeşitli kitaplardan ve filmlerden, işgal altındaki ülkelerde, başta Yahudiler olmak üzere, insanların ne felaketler yaşadıklarını, ne canavarlıklarla karşılaştıklarını aşağı yukarı biliyorduk ama bu filmde, filmin kahramanı olan piyanistin başına o bildiğimiz felaketlerin bin türlüsünün bini birden geliyordu. O durumda piyanistin bin kez ölmüş olması gerekiyordu ama o savaştan sağ kurtulmayı başarmıştı. Filmin kabaca öyküsü buydu. 

***

Ben bundan sonrasında, piyanistin hayat öyküsünde çok öğretici bulduğum bir şeye işaret etmek istiyorum. Piyanistin oğlu babasını anlatırken, “O korkunç savaş deneyiminden sonra babam solist olarak piyanistlik yapmak” istemedi diyor. Savaştan önce solo konser vermek piyanist için bir sorun değilken, savaştan sonra solo konser vermek istememiş. Neden acaba? “[S]olo konserlerin kendisinde çok fazla gerginlik yarattığını söylüyordu; daha sonra açıkladığına göre sahnede piyano çalma gücünü ona veren şey sahnedeki öteki müzikçilerin varlığıydı.  Solo bir konserde tek başına olmanın yalnızlığına,” katlanamıyordu. 

Oğul, babasının yalnızlığa dayanamamasının nedenini de açıklıyor: : “savaştan sonra kentin yıkıntıları arasında yıllarca tek başına yaşadıktan sonra dünyanın çeşitli yerlerine tek başına yolculuk etmek istemiyordu,” diyor.

Beni filmin kendisi kadar etkiledi bu ayrıntı. Savaştan sonra bu adam, başkalarıyla sahneye çıkmak yerine, tam tersine hep solo konser vermek isteyebilirdi, kendini öne çıkarmak, hatırlatmak, parlatmak, yıldızlaştırmak  isteyebilirdi, ün, para, saygınlık gibi şeyler kazanmak isteyebilirdi (bunları kazanmaya yetecek yeteneği vardı) ama bunların hiç birini istememiş. Bunların yerine ne istemiş? İnsanlarla birlikte olmak istemiş, gerçek “insanlarla”, kendisinin kurduğu Varşova Piyano Beşlisi’nin üyeleriyle birlikte olmak istemiş sahnede çünkü insanın yaşama gücünü, ünden, paradan almadığını, ancak gerçek insanlardan aldığını öğrenmiş. Savaş sırasında en çok acısını hissettiği şey “insansızlık” olmuş. Bir daha yaşamak istemediği en önemli şey de bu, insansız ve dolayısıyla da bomboş bir dünyada yaşamak.  

“Kindar” nesiller yetiştirmekten söz edenlere sormak gerekiyor, “Siz hangi din adına konuşuyorsunuz?”