Altın İskender’e doğru

55. Selanik Film Festivali’nin büyük ödülleri Altın ve Gümüş İskender’in sahipleri yarın akşamki kapanış töreninde açıklanacak.

07 Kasım 2014 Cuma, 21:12
Abone Ol google-news

 Uluslararası yarışmada In the crosswind(Martti Helde/Estonya), The Tribe (Myroslav Slaboshpytskiy/Ukranya)  Corrections Class (Ivan Tverdovsky/Rusya–Almanya), The Lesson(Kristina Grozeva,Petar Valchanov/Bulgaristan–Yunanistan) ödüllere aday yapımlar. Jüri başkanı Avusturyaylı yönetmen Götz Spielmann, jürinin bağımsız sinemayı  destekleyen sinemacılardan oluştuğunu, bireysel düşüncelerden çok ortak zekayı önemsediğini, kararlarının ne olursa olsun evrendeki hiçbir şeyin kaybolmadığını vurguladı. Festival programcısı Rashi Salti değişik ülkelerden, farklı kültürlerden  gelmelerine karşın filmin evrensel bir sanat formu olduğunu irdeledi. Yarışmadaki ilk ve ikinci filmlerin teknik yapılarının çok iyi olduklarına dikkat çeken Spielmann, mükemmel bir filmin aslında mükemmel olmadığını, mükemmeliyetçiliği ilginç  bulmadığını da açıkladı. Polonya New Horizons Film Festivali’nin sanat yönetmeni Joanna Lapinska film festivallerinin eğitici, öğretici yanlarını vurguladı. Sırbistan Film  Merkezi yönetmeni Miroljub Vuckovic festivallerin alternatif dağıtım olanakları  Sağladıklarını, İzleyiciyi beslediklerini, bilgilendirdiklerini açıkladı. Jüri genel olarak  İlk ve ikinci filmlerin enerji dolu, coşkulu, derin bir hümanizm içerdiklerini de belirtti. Altın ve Gümüş İskender için yarışan filmler çiftlerin bunalımını, yaşamın amacını, varoluş sorununu, aile ilişkilerini, şiddeti, yozlaşmayı, ekonomik krizi, kökenleri arayışı, engellilerin dünyasını, bağışlamayı, sınıf çatışmalarını

Etkinliğin en önemli konuklarından, Avrupa sinemasının ikonik figürü, şarkıcı– oyuncu Hanna Schygulla’ya Altın İskender onur ödülü verildi. Sanatçı törende bir konser verdi. Schygulla’nın yönettiği Fresque biographique, Moi et mon double, At the End, Sell My Dreams adlı kısa metrajları, yaşamını anlatan belgesel  Whatever the Dream(Anne Imbert) gösterimde. “Her dilin kendine özgü bir müziği, sesi vardır. Bu müzikal ses sizinle sözcüklerden farklı bir yolla konuşur. Ben çocukken televizyonumuz yoktu, radyo dinlerdik. Dünyanın her köşesinden gelen sesler doğrudan doğruya oturma odamızı kaplardı. Bu sesler beni bambaşka dünyalara taşırdı, şarkıcı olduğumu düşlerdim. Bedeninize bağlı çalabileceğiniz bir enstrümanınızın olmasıçok güzel” diyen Schygulla, güzelliğin dünyaya, yaşama bakış açısında saklı olduğunu, en güzel konuşmalarınsa kişisel deneyimlerden kaynaklandığını belirtti. Borges’in “Ben ortak belleğim” sözlerini yineleyen sanatçı yaşamın sürekli değiştiğini, sürekli toz pembe gitmediğini, hep bir mucizeyle karşılaşmayı beklediğini, rastlantılara inandığını belirtti.  Beden, bilinçaltı, tinsellik ilişkilerine değinen oyuncu At the End’de ölümle yaşamı içiçe vurguladığını, ölüm olmadan yaşamın da olamıyacağını anlattı. Rainer–Werner Fassbinder’in çok özel bir yetenek olduğunu açıkladıktan sonra gençliğinde ufukların çok geniş olduğunu, dünyayı değiştirmek istediklerini  ekledi. Ülkesi Almanya’nın kalıntılardan doğduğunu, fiziksel ve etik  geçmişlerinden utandıklarını, ağır bir suçluluk duygusu taşıdıklarını belirten Schygulla yeni bir başlangıç için yeniden yapılanmanın, değerlerin ve görüşlerin önemine değindi. “Varsıl ülkelerin gelir kaynakları ne yazık ki uyuşturucu,  silah ticareti, otomotiv ve yüksek teknolojiden kaynaklanıyor. Almanya’da ne yazık ki faşizm yeniden hortladı, tüm Avrupa’da durum böyle” diyen Schygulla geçmişlerinde bir Nazi felaketi barındıkları için doğum oranının düştüğünü, tarihi depremlerden ötürü normal mekanizmanın bozulduğunu irdeledi.