Asıl başarısı “Asım Bezirci” olmak!

Yirmi yedi yıl önceki dehşetengiz Sıvas Katliamı’nı, tarihimize kara leke olarak bırakan gözü dönmüş linçseverlerin ardındakiler kimlerdi? Onlar daha tehlikeli! Adalet’in varlık alanının tartışılmasının yanı sıra klasik deyimle “adalet duygusu” var mı yok mu diye soruyoruz, hep!

29 Ağustos 2021 Pazar, 00:03
Abone Ol google-news

Yirmi yedi yıl önceki dehşetengiz Sıvas Katliamı’nı, tarihimize kara leke olarak bırakan gözü dönmüş linçseverlerin ardındakiler kimlerdi? Onlar daha tehlikeli! Adalet’in varlık alanının tartışılmasının yanı sıra klasik deyimle “adalet duygusu” var mı yok mu diye soruyoruz, hep!

O kara günde, katledilenleri saygıyla sevgiyle anarak; vahşeti, cinayetleri ve de bu tür komplo eylemlerini şiddetle protesto ederek, orada yitirdiğimiz çok değerli eleştirmen, yazar ve çevirmen Asım Bezirci için belki bir pencere açabilirim.

Bezirci’nin yaşamına baktığımızda, hep çalışırken, üretirken, hep bir yapıt oluştururken görüyoruz. Gerek kişisel tanıklıklar gerek belgeler bunu veriyor. Bezirci için çalışmak üretmekti, bir yaşam biçimi olarak algılıyordu ama öte yandan üretmek hayata karşı “egemen” olmaktı. Egemen olmak ama onu yok etmek, bozmak değil, anlamlandırmak. Çalışma süreci, kendi seçimlerinin yanı sıra, öğrenen, öğreten ve paylaşımcı bir nitelikteydi ki bu da başka bir seçimi gösterir. Şöyle de diyebiliriz: bu anlamlandırma eylemi toplumsal bir öz taşır.

‘ELEŞTİRİMİZE YÖNTEM GELİŞTİRDİ’

Bezirci kaynakçasını önümüze koyduğumuzda, geniş bir alana yayıldığı ve birbiriyle ilgili yani bir sistematiği olduğu, ki kendisi de eleştirimize “yöntem” getirmiş eleştirmendir, ortaya çıkar. Bu yöntemin ardında da bir metodoloji vardır, kendisinin tanımıyla nesnel-bilimsel eleştiri dediğidir; yine kendi deyimiyle “öznele de pencerelerini büsbütün kapamayan”.

Edebiyatta yeniliktir, o zamanlar belki akademinin çatısı altında bulabilirdiniz ama dışında bilimsel yöntemle eleştiri yapmak, pek rastlanılmayandır ve o bunun öncüsüdür. İlk yıllardaki bu karar, bir süre sonra Marxist dünya görüşünün uzantısı gerçekçilik estetiğiyle tamamlanır:

“... Sanatın konusu insan, eleştirininse eserdir. Sanat insanı yansıtır, eleştiriyse eseri tanıtır. Sanat gerçeği estetik yolla, imgelerle canlandırır, eleştiriyse yalın bir dille, kavramlarla anlatır. Sanat bir yaratmadır, eleştiriyse yaratılanı yargılama. Sanat bir kurmadır, eleştiriyse bir çözümleme vb.” 3

Yazma sürecinin bir evresinden sonra dergilerde çıkan yazılarını kitaplaştırır; bunlar tek tek eleştiri, deneme yazılarıdır ama kitap haline gelirken bir bütünlük gözetilmiştir. Yazar ve şairlere ilişkin eleştiriler, monografiler, yaşamöyküleri kaleme alır. İlk kitapları arasında yer alan, - şiir üzerine yazılmış - Edip Cansever (1961) çalışması yine edebiyat tarihi açısından çok önemlidir. Hangisi değil!

“‘SABAHATTİN ALİ’, ÖNCÜ BİR KİTAPTIR!”

Bezirci’nin yönteminde, bilginin peşinden özenle koşmanın, onu bulup çıkarmanın yanı sıra konu edindiği yazar yaşıyorsa onunla konuşmak, yaşamıyorsa onu tanıyanlarla konuşmak önemli bir yer tutar. Bu yöntemle yazdığı Sabahattin Ali, öncü bir kitaptır. Tüm yapıtlarında gördüğümüz bir özelliği bu yapıtla somutlayalım. Bezirci, her basıma, yeni kitaplar, yazılar çıkmışsa, onu ekler, kendisinden sonra yazılanları es geçmez. Sabahattin Ali kitabı ilk basımını 1974’te (Oluş yay.), ikinci basımını 1979’da (Gözlem yay.), üçüncü basımını 1987’de (Amaç yay.) yapmış. Bu basımlarda S. Ali’nin Ayşe Sıtkı’ya yazdığı mektuplar yok. Bunlar, İki Gözüm Ayşe’de yayınlanıyor.4 Bezirci, kitabının dördüncü basımına (Çınar yay., 1992), künye notunu eklediği gibi, mektupları da metnin içinde örneklendiriyor. Yani hep yaptığı gibi, yeni basımı hazırlarken, gözden geçirmek bir yana, yeni bilgiler varsa, ekliyor, genişletiyor. Bu, diyalektik’in kapısını açtırıp, Marxism’in önemli ilkelerinden olan aşma’ya ulaştırır. Ne yazık ki daha sonra hiçbir kitabını gelişletemedi!

ÇEVİRİLERİ

Bezirci’nin çevirileri de veriminde önemli bir yer tutar. Bir “olgu” olarak kabul edilmiş yapıtları, görüşüyle bire bir örtüşmese de çevirmiştir. Varoluşçuluk’u (Jean-Paul Sartre), Yeni Roman’ı (Alain Robbe-Grillet) örnek gösterebiliriz. Her şeyden önce Bezirci “pedagojik” diyebileceğimiz bir eylem içindedir. Örülecek duvarda, bir tuğla da o koyacaktır ve edebiyatımızda onun çok tuğlası vardır.

Yine, klasik ve modern şairlerin yapıtlarını basıma hazırlamıştır: Tevfik Fikret, Ahmed Hâşim, Sabahattin Ali, Cahit Sıtkı, Orhan Veli. Özellikle Nâzım Hikmet’in yayına hazırladığı tüm şiirlerine (Cem yay., 8 cilt, 1975-1980) koyduğu notlar, onun gerçek bir araştırmacı olduğunun en önemli göstergesidir. İlk iki cildi birlikte hazırladığı Şerif Hulûsi’nin ölümünden sonra tek başına çalışmıştır. 1975’te de Nâzım Hikmet yaşamöyküsü yayınlanmıştır; uzun bir süre Şair’e çalıştığı görülmektedir. Notlar, başlıbaşına özgün bir kitaptır.

Verimine “ortak” çalışmaları da eklemek gerek. Biriyle birlikte bir yapıt’ı ortaya çıkarmak. Herhalde bu yönünde onun dünyagörüşü, sosyalistliği de etkin olmuştur. Koşut olarak, genç yazar-şair adaylarına yardım elini hiç esirgememiştir. Bezirci tüm bunları yaparken maddî karşılık beklemez, paylaşmaktan çekinmez, bilgi’yi paylaşmak onun için bir yaşam sevincidir. Bu onun özgeci yanını gösterir ki erdemdir, öte yandan sizi de özendirir: öğrenin, yazın, bir tuğla da siz koyun. (Burada bir parantez açayım: Çok şey öğrendiğimiz, yardımını sıkça gördüğümüz, O, bizim Asım Ağbimiz’di! Öfkemiz büyük ama ardında bıraktığı yapıtları var.)

YAZINSAL DÜŞÜNCESİYLE ÖNCÜ ELEŞTİRMEN

Bütün bu paylaşmalarda, kendi görüşünden “taviz” verdiğini, inandığı değerlerden çark ettiğini göremezsiniz! Kuşkusuz Bezirci, yargılarında mutlak doğruları göstermeyebilir, eleştirilecek yerler, anlayışlar, eksiklikler vardır (ki bu da Bezirci’nin çevresindekileri özendirdiği bir özelliktir; onu eleştirebilirsiniz) ama turtarlılığı olan, bilimsel bir görüşe yaslanan ve bir “metodoloji” çerçevesinde geliştirilmiş yazınsal bir düşünce’dir onunki, gerçekten de eleştirimizin öncülerindendir.

Asım Bezirci, 1928’de Erzincan’da fakir bir emekçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, yoksulluk içinde büyümüş, üstelik büyük depremi de görmüş, küçük yaşta çalışmış, bütün bir ömür güçlüklerle geçmiş. Okul hayatı o güç koşullara karşın başarıyla dolmuş, gerek siyasî düşüncelerinden gerek yapıtlarından dolayı, soruşturulmuş, hapis yatmış, parasızlık çekmiş, tercih etmediği bir işte çalışmak zorunda kalmış ama okumuş, öğrenmiş, yazmış, iğneyle kuyu kazmış, hep namuslu hep kararlı olmuş.

Özcesi söylemek istediğim şu: 70 kitabı, 17 çevirisi olan Bezirci bu verimiyle, nitelik ve nicelik açısından çok başarılıdır; ancak asıl başarısı, o koşullarda Asım Bezirci olmaktır!