Bana bir masal anlat içinde kendimi bulayım

Anlatılan size özel bir hikaye. Aynı zamanda hem yazan hem resimleyen duygulu biri. Merak etmez misiniz sizin masalınızı yaratanı?

27 Temmuz 2015 Pazartesi, 12:12
Abone Ol google-news

Okuduğumuz tüm masallarda, romanlarda kendimizden parçalar bulur, kahramanları kendimizle özdeşleştirebiliriz elbet, edebiyat bu yüzden de büyülüdür. Lakin burada bahsi geçen masallar başka... Sadece bir kişiye özel olarak yazılan, yazarı tarafından resmedilen ve bir tane üretilen masallar bunlar... Neredeyse herkesin ve her kurumun diline pelesenk olmuş “kişiye özel” hizmet ve üretimlerin arasında naif, hassas, hatta biraz tılsımlı, “Hiç aklıma gelmezdi” dedirtecek türden bir uğraşla karşı karşıyayız.  

 

BU ONUN HİKAYESİ

Bu hikayenin kahramanı Mimar Sinan Üniversitesi mezunu, ömrü boyunca yazan, çizen, tasarlayan, tiyatro yapan ve büyülü sesiyle profesyonel olarak sahne alan bir anne: Arbil Çelen Yuca (43). 6 yaşındayken kaybettiği tek gözü yüzünden değil okumak, resim bile yapamayacağına inanılan bu kız çocuğu, hayata meydan okumuş ve asıl mucizenin insanın ta kendisi olduğunu keşfetmiş. Şimdi bu sihri üretimleriyle insanlara ulaştırmaya çalışıyor... 

“Masalların hayatımdaki yeri sanırım hep baş köşeydi. Salıncaktaki kardeşime anlatarak başlamıştır anlatıcılık halim. Oldum olası fantastik, görülmeyen, hislerimle bağlandığım şeylere yakındım. Kimsenin inanmadığı, kanıt aradığı pek çok şey, mesela melekler, benim için hayatın gerçek rehberleriydiler. Anlatmak, harfleri öğrendiğim andan itibaren yazmaya bıraktı yerini. İlkokulda, kendimce uydurduğum şiirlerle ödüller aldım. Ortaokulda da Adana’da öykü birinciliğim var; bir gecekondunun merdiven boşluğundaki sandalyeyi sahiplenip, ona yazmıştım o öyküyü de...”

Arbil’in yolu, üç sene önce Yazı Evi’nin kurucusu Yeşim Cimcoz’la kesişiyor. Kelimeleriyle kendine ait hayatlar yarattığı bir çalışmaya dahil oluyor. İşte çocukluğundan sonra masallarla yeniden buluşması o günlere rastlıyor. Sonrası ise çorap söküğü. Masal ''meselesi'' oluyor artık. Masalhane’nin kurucusu, yazar Judith Liberman'ın düzenlediği Nazım Hikmet Geceleri’nde sahneye çıkıp masallar anlatmaya başlıyor. Geçen yaz bir kampına katıldığı Şirince'deki Tiyatro Medresesi ise artık masalın onu nasıl bütünlediğini anladığı yer oluyor. Müzisyen tarafı, oyuncu yanı ve hayalperest hikayeleri... Hepsi emin adımlarla Arbil’de harmanlanıyor.

 

OYUN GİBİ BAŞLADI

“Aslında bir oyun gibi başladı masalları kişiye özel yazmak. Arkadaşlarım için yazıyordum. Masalın şifası bulaşsın, zamansızlığı korkuyu önüne katsın, yok etsin diye başladığım oyunum, hiç tanımadığım insanların hikayelerini benimle paylaşmasıyla ciddi bir sorumluluk oldu.” 

 

Daha anlamlı bir hediye var mıdır acaba?

Benim de bana özel yazılmış bir kitabım olsun diyebilirsiniz elbette. Ancak bugüne kadar Arbil’e gelenler, sevdikleri birine çok özel bir hediye vermek isteyenler. İlk müşterisi, bir yaşına girecek olan Ömer’in halası. Yeğeninin her yaş gününde okuyarak büyüyeceği özel bir şey istemiş. Son üretimi ise, 11 yaşına basacak Kuzey için olmuş. Sait Faik'ten Richard Bach'a dokunuşları olan bir Burgazada hikayesi yaratmış. Haritası kitabının arkasında, bir tılsımın peşine düşürmüş Kuzey’i ve annesini...

“En çok istediğim sadece ılık bir mutluluk hissiydi. Kuzey’in annesinin geri dönüşünden anladığım, amacıma ulaşmışım” diyor Arbil.  

“Hiç tanımadığın birini düşün... Hikayenin asıl sahibi masalının yazıldığından haberdar bile değil. Siparişi veren kişiye hediyeyi alacak kişi ile ilgili sorularım oluyor, resim istiyorum, hatta facebook hesabından casusluk yapıyorum. Aile bağları, hayalleri, sağlık durumu, hayata bakış açısı, en sevdikleri, evindeki objeler, takıntıları... Her türlü soruya açık bir sohbet. Hikayeyi geliştirirken kimsenin müdahalesi söz konusu olmuyor. Bana emanet ettikleri şeye içimi akıtıyorum.” 

25 sayfa civarındaki bir kitabın yaratımı üç haftaya kadar uzayabiliyor. Fiyatları sorunca sembolik rakamlardan, asıl sözlerin şifa olabileceğine inandığından, bir kişinin bile hayatına değebilmenin mutluluğundan bahsediyor Arbil. “Önce hikayeyi oturtmam gerekiyor. Gece saat 2’de kalkıp sabah 10’a kadar aralıksız çalışıyorum. Böylece zihnim başka hiçbir gerçeklik yokmuşçasına orada kalıyor. Baskıyı tamamladıktan sonra sıra en kritik kısma, desenleri baskının içine yerleştirmeye geliyor. Önce desenlerin eskizlerini yapmış oluyorum, sonra orijinal resimleri kitabın görseller için ayırdığım boş bölümlerine çizerek tamamlıyorum. Bazılarına özel şeyler de ilave ediyorum. Kuzey'in hikayesinde ise oyun kartları ve mavi tüyden bir kalemi oldu.”  

Bu görüşmeyi yaparken Arbil’e üç yeni sipariş daha geliyor. Biri 35, diğeri 50, bir diğeri de 60 yaşın üzerinde olan üç kadına, arkadaşları ve kızlarından hediye üç özel kitap yazacak ve resmedecek şimdi Arbil. Ben de yeğenlerim için sıradayım. 

arbilyuca.com