Belki de gerçek!

Belki de, yazarın İtalya’da kaleme aldığı bir aşk ve yalnızlık romanı. Altmışına merdiven dayamış İlhami’nin Milano’da bir serginin kokteylinde tanıştırıldığı güzel Sonia ile olan aşkı anlatılıyor. Klasik tadında postmodern bir roman. Anlatıcının oldukça etkin bir rol üstlendiği “üst kurgusal biyografi” özellikleri de taşıyor.

14 Mart 2021 Pazar, 00:05
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: ENİS GÖLE

Belki de... Bu romanı 2021’in kış aylarından birinde okuyorum. Sanırım romanın Milano, Roma, İstanbul, Bolgheri, Bodrum arasında gidip gelmesinin bıraktığı özgürlük duygusu, tüm salgın aylarını içeren kapanma döneminde bana iyi geldi. Uzak ülkelerin uzamlarını ve insanlarını anlatması iyi geldi.

Buradaki aşkın sakinliği, araya bir başkası girse de iki kişinin ilişkisinin birbirini kanatmadan aralanışı, bir aşkın bittiği yerdeki tutkunun aynısıyla yıllar sonra yeniden başlaması iyi geldi. Evliliğin içinde sıkışıp kalmışlara, hiçbir çıkar olmadan sadece aşk için bir araya gelmenin naifliğini duyumsatması açısından iyi geldi.

Bu arada anlatıcının, okurla giderek daha çok söyleşmesi örneğin mimari tasarım ve algı üzerine konuşması, evlilik gibi bir düzene bağlı olmak ya da olmamak konularındaki düşünceleri, kurgulama olayına okuru da dahil etme oyunu iyi geldi.

Münir Göle’nin Belki de romanını okuduktan sonra onu, romantizm ışığında aşk ve yalnızlık kitapların bulunduğu İtalyan yazar Buzzati’nin Bir Aşk, Erich Segal'in Aşk Hikayesi, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı romanlarının bulunduğu rafa yerleştirdim. Şimdi kitap hakkında yazabilirim.

ÇOK YÖNLÜ BİR YAZAR

Yaşamının büyük bir bölümü yurt dışında geçse de Münir Göle, İstanbul’la ilişkisini kesmemiş, bir süredir İtalya’da yaşamaya başlamış bir yazar ve fotoğrafçı. Fotoğraf kitapları dışında ondan fazla roman, öykü ve deneme kitabı var.

Aynı zamanda önemli bir çevirmen; Borges, Tabucchi, Onetti, Fowles ve Auster’den çeviriler yapmış. Roman ve öykülerinde kadın-erkek ilişkilerini, ele alarak yaşamın gidişatı içinde erkeğin yalnızlığına odaklanan metinler yazmış.

Belki de, yazarın İtalya’da kaleme aldığı bir aşk ve yalnızlık romanı. Altmışına merdiven dayamış İlhami’nin Milano’da bir serginin kokteylinde tanıştırıldığı güzel Sonia ile olan aşkı anlatılıyor.

İlhami İtalya’da yaşıyor, üst gelir grubundan entelektüel bir kentsoylu. İyi bir caz dinleyicisi, karısından ayrılmış, iki erkek çocuğu olan bir başkarakter. Çocuklar olduktan sonra her evlilikte olduğu gibi onun evliliğinde de sorunlar başlamış, bu sorunlar İlhami’nin şimdiki zamanında da devam ediyor.

Oğullarıyla yaşadığı sorunlar yüzünden İlhami, ciddi biçimde sarsılıyor. O, hem artık yetişkin olan oğluyla hem de Roma, Milano, İstanbul üçgeninde yaşanan aşk ve ayrılık acısıyla baş etmenin yollarını arıyor.

Buzzati’nin Bir Aşk romanında orta yaşlarında aşkı bulan Antonio’nun ruhundan izler buluyorum İlhami’de; çaresizlik, umutsuzluk içinde kendini kapatma. Fakat bu romandaki kadınlar erkeği esir alma yoluna başvurmuyorlar, birbirlerine karışmadan birbirlerinin hayatlarına dahil oluyorlar.

Sonia’nın kaçamağı İlhami’yi içine kapatıyor, İlhami aynı anlarda baş gösteren oğlunun sorununu çözmek adına İstanbul’a yerleşiyor, bu kararla sevgilisinden de uzaklaşmış oluyor; sonra ne mi oluyor? Yıllar sonra, San Francisco’ya yerleşmiş olan eski aşkının maili ile sarsılıyor.

POSTMODERN YAKLAŞIMLAR

Münir Göle’nin Belki desi klasik tadında postmodern bir roman. Aynı zamanda “üst kurgusal biyografi” özelliklerini taşıyor. Bu tür romanlarda anlatıcı oldukça etkin bir rol üstlenir, o bir karakter olabileceği gibi, kurgunun yazma aşamasını yönlendiren bir yazar da olabilir.

Bu romanda anlatıcı; aynı zamanda metni kaleme alan, yazma eylemi sürecinde okurla iş birliğine girişen bir yazar ve başkarakterin İstanbul’da yaşayan bir arkadaşı. İlhami’nin boşanma sürecini, sonraki iki kadınla yaşadığı aşk ilişkilerini, çocuklarıyla yaşadığı olayları biliyor.

Yazar anlatıcı bu romanda başlarda, yaşayan bir kişiyi anlattığını, bir biyografi yazdığını vurguluyor. Romanın girişinde okurla sohbete girişiyor, bu sırada bir başkarakter kurguluyor ve kendisini de İlhami’nin yakın arkadaşı olarak romana dahil ediyor.

Kurgu oyununa okuru da çeken yazar anlatıcı, İlhami’nin kendisinin bir arkadaşı olduğuna inandırıyor okuru. Bu çerçevede İlhamiler nasıl yaşar ne düşünür bunu anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

İlhami çok konuşan bir karakter değil, kendini arkadaşlarına bile zor açıyor, bu nedenle küçük ipuçlarından hareket ederek onun hayatının boşluklarını dolduruyor, oyun devam ediyor, hayal gücü devreye giriyor.

Yine üst kurgusal biyografi özelliği taşıyan romanlarda anlatıcı sık sık görüş bildirir, adeta romanı yönlendirir, okuyucuyu meraklandırır. Yazar anlatıcı burada bir biyografi kesiti sunarken sık sık bir öykü kurguladığını da hatırlatıyor. Örneğin öykü zamanına uydurmak için bu biyografide İlhami’nin hayatından birkaç yılı atlıyor.

Romanın ortalarına doğru yazar anlatıcı, yazar kimliğini daha çok ortaya çıkarıyor ve okuru olayların içine dahil etmeye başlıyor. Yukarda söz ettiğimiz gibi yönlendirme yapıyor ve sonlara doğru İlhami’nin kendi hayal ürünü olabileceği notunu düşüyor:

“Oturdum İlhami diye birinin hayalini kuruyorum. Var mı böyle biri gerçekten? Sizin de hiçbir fikriniz yok. Birlikte bir oyun oynuyoruz. Hep birlikte inanıp bir öykü kuruyoruz karşılıklı. İşin doğruluğunu fazla kurcalamamak gerekiyor.”

Roman denilen tür belki de bir gerçeği göstermektedir; gerçek ve kurgunun ne denli birbirinin içine geçtiği, birbirini ürettiği gerçeğini. Yazar anlatıcı, aşkları çerçevesinde, yanında yöresinde hep kadınlar var olsa da ve son derece yalnız olan İlhami’nin zaman içinde tükenişini gösteriyor okura. Okur olarak bu yalnız adama bir “son” yazmamızı istiyor:

“Sizler de isterseniz İlhami’nin bundan sonrası için keyfinizce, düşleyebilir, kurgulayabilirsiniz. İlhami’yi bırakıp gidiyorsunuz, İlhami ile birlikte sizler beni de terk ediyorsunuz.”

Romanın adına göndermeyle söyleyeyim romana bir son gerekmiyor, belki de İlhami yaşıyor.

Belki de / Münir Göle / Alakarga Yayınları / 224 s. / 2021.