Beyazperdenin jönü artık işçiler değil

Türk sinemasında 200 filmden sadece biri işçi hareketlerine odaklanırken; son zamanlarda işçi mücadelelerini beyazperdeye taşıyan filmleri mumla arar olduk. Gerçi bu, sendikalaşmanın engellendiği, yönetmenlerin gişe ve ödül kaygısına düşüp siyasetten uzaklaştığı bir dönemde pek de şaşırtıcı değil.

24 Eylül 2015 Perşembe, 17:58
Abone Ol google-news

İşçiler, işçi hakları, işverenler, grevler, lokavtlar, sendikalar tarih boyunca pek çok kez beyazperdede kendine yer buldu. Türkiye’de de 1960’lı yıllardan beri haklarını aramak için mücadele eden, örgütlenen ve işverenin karşısına tek yumruk olarak çıkan işçilerin hikâyeleri sinemaya taşındı. Sağlıksız ortamda çalışan fabrika işçileri, emeklerinin ağırlıkları altında ezilen tersane işçileri, “ya bir gün makineler işimize sahip çıkarsa” endişesiyle güneşin altında kavrulan pamuk işçileri, gün yüzü görmeden ama sık sık ölümle burun buruna gelen maden işçileri ve daha niceleri.... Hepsi de arkalarına aldıkları işçinin gücüyle sömürü düzenine karşı kendilerince karşı koydular.

200 filmden biri

Sendikacı, yazar Tufan Sertlek’in ifadeleriyle Cumhuriyet döneminde üretilen konulu film sayısı yaklaşık 6 bin 300 iken buna rağmen doksan yıl içinde çekilen bunca film arasında işçi filmi sayısı otuz beşi bulmuyor. Bir başka deyişle, çekilen her 200 filmden yalnızca bir tanesi işçilerle ilgili. Özellikle son dönemlerde işçiyi merkezine alan filmlerin sayısında gözle görülür bir azalma olurken; bu Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Koordinatörü Önder Özdemir’e göre birkaç farklı nedenle açıklanabilir. Toplumsal muhalefetin ve işçi hareketlerinin yükseldiği 1977- 1980 arasında sansür kurulunun ve Yeşilçam sermayesinin bariyerlerini aşabilen filmlerin nispeten daha fazla çekildiğini söyleyen Özdemir, “Diğer baskı dönemleri sinemanın sadece işçi sınıfından değil, siyasetten de koptuğu dönemler oldu. Bir de belki neo-liberalizmin egemenliğinin ve kültürel alanın hızla meta üretim alanına dönüştürülmesinin işçi filmlerinin sayısını azalttığını söyleyebiliriz” dedi. Türkiye’de son dönemde çekilmiş doğrudan işçi sınıfı ve işçi sınıfının örgütleriyle ilgili kurmaca uzun metraj sayısının çok az olduğunun altını çizen Özdemir, bunun sadece işçi örgütlenmesinin içinde bulunduğu durumla açıklanamayacağını da savundu.

Gişe kaygısı hâkim

“Çünkü bilmekteyiz ki, neo-liberalizm tüm dünyada işçi örgütlenmelerine saldırmış ve özelleştirmeleri, serbestleştirmeleri işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmak için tüm dünyada işe koşmuştur. Ancak bu saldırılar ve işçi sınıfı örgütlerinin dağılması, örneğin İngiltere’de Ken Loach’ın ya da İspanya’da Fernando Leon de Aranoa’nın, Fransa’da Robert Guediguian’ın ısrarla ve inatla işçi filmleri çekmesinin önünde engel oluşturmadı. Ayrıca, Türkiye’de belgesel sinemanın iyi örneklerinde işçi sınıfı mücadeleleri ile karşılaşırız. Örneğin Metin Kaya’nın uzun metraj belgeseli Büyük Zonguldak işçi yürüyüşünü anlattığı ‘Yüzbin kişiydiler’ filmi yeni dönem işçi filmlerinden biri. İşçi sınıfı ve toplumsal mücadeleler ile ilgili film çekmenin, bu mücadelenin varlığı ya da yokluğundan ziyade yönetmenin tercihi” diyen Özdemir, bugün birçok yönetmenin kurmaca film yaparken “gişe yapar mı?” veya “hangi önemli festivallerden nasıl ödül alırım?” sorusuna göre hareket ettiğine dikkat çekti.

Maden’den Çark’a az bilinen filmler

Bugüne kadar aralarında Kibar Feyzo, Güneşli Bataklık, Diyet, Ekmek, Demiryol, Şehirdeki Yabancı olmak üzere onlarca film işçiye ve direnişe adandı. Sinema eleştirmenleri ise gerek çekildikleri dönemde yarattıkları etki, gerekse işçi yaşamlarına yönelik gerçeğe yakın kurgularıyla aşağıda detaylarını vereceğimiz filmlerin altını çiziyor.

Vedat Türkali tarafından kaleme alınan ve Ertem Göreç’in çektiği “Karanlıkta Uyananlar”, 1964 yapımı bir işçi filmi. Film, bir boya fabrikasında geçer. Fabrika çokuluslu bir kimya şirketi için ambalaj imalathanesine dönüştürülür. Yeni işverenler, işçilerin kendi kontrollerindeki sendikaya geçmeleri karşılığında işlerini kaybetmeyeceklerini teklif eder etmez işçiler grev kararı alır. Ailelerinin de desteğini alan işçiler, üzerlerine gönderilen sopalı kişilere karşı eylemlerini bırakmaz.

Gösterimi durduruldu

Türk-İş Sendikası ve Marshall Boya fabrikasının katkılarıyla çekilen filmin gösterimi sorunlu olur. Film, sinema salonu sahiplerince vizyona geç sokulur, Adana’daki gösterimi sırasında bir grubun saldırısına uğrar ve gösterime girmesinden iki ay sonra İçişleri Bakanlığı tarafından oynatıldığı şehirlerde birçok olayın çıkması gerekçe gösterilerek gösterimi durdurulur. Her ne kadar 4 Ağustos 1965’te durdurma kararı kaldırılsa da filmin üzerindeki baskı sona ermez.

1970’lerin en önemli filmlerinden biri olan Endişe’yi yönetmeye Yılmaz Güney başlar, daha sonra bu işi Şerif Gören devralır. Makineleşmenin başladığı dönemlerde kırsal kesimde yaşayan ağa tarafından sömürülen köylülerin yaşadığı sıkıntıları konu alan film, umutlarını Çukurova’daki pamuk tarlalarına bağlayan tarım işçilerine odaklanır. Örgütlenme ve dayanışma bilincinden yoksun olan işçiler “tarlaya makinelerin girme korkusuyla” zor günler geçirir. Nasıl geçirmesinler? Bir makine onlarca işçinin toprağa akıttığı alın terini hiçe sayarak çok kısa bir zamanda pamukları toplayabilmektedir. İşverenin ve makinenin karşısında direnen işçiler, direnişe geçer. Biri hariç; kan borcu için çalışmak zorunda kalan Cevher isimli bir işçi.

Sendika daha büyük

Filmde dikkat çeken kırmızı rengin pek çok sahnede kendine yer bulmasıdır. Nitekim, ırgatları taşıyan kamyon ve pamuk toplama makineleri ve patronun arabası hep kırmızıdır. Filme ismini veren “endişe” ise kendini en çok pamuk toplama makinelerinin geldiği sırada pamuk toplayan işçilerin yüzlerinde belli eder. Evet, makine işçiden büyüktür ama o sırada sahneye giren sendikacılar da makineden büyüktür.

Bir devrimci madenci olursa ne olur? Bu sorunun yanıtını barındıran maden filmi 1976’da Yavuz Özkan tarafından çekilir. Devrimci işçi İlyas’ın çalıştığı ocakta sürekli iş kazaları olur. Bu duruma kayıtsız kalamayan İlyas, emekçi arkadaşlarını uyarır, önlem alınması için imza toplar. İlyas’ın işçileri örgütlemesinden rahatsız olan sendika ağaları bir taraftan İlyas’ın bu tavrını engellemeye çalışırken, yöneticiler de onu bir başka ocağa verir. Tüm maden emekçilerinin bir araya gelip örgütlenmesi de İlyas’ın büyük bir göçük olayı sırasında yaşamını yitirmesiyle başlar. Maden filmi, tümüyle gerçek maden ocağı dekorlarında ve gerçek maden işçilerinin katkısıyla çekilir. Film bir taraftan her an ölüm tehlikesiyle karşılaşan maden işçilerinin yaşamlarını, bir taraftan işçilerin yaşanan bir göçük sonrası bir araya gelmelerini bir taraftan da sahte sendikacıları tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.

Muzaffer Hiçdurmaz tarafından çekilen “Çark” filmi, dört fabrika işçisinin mücadelesini beyazperdeye taşır. Kazlıçeşme’deki bir deri atölyesinde son derece sağlıksız hatta tehlikeli sayılabilecek koşullarda ekmeklerini kazanmaya çalışan işçilerden biri hayatını kaybeder. Bu iş kazası sonunda artık susmamaya ve mücadele etmeye karar veren dört emekçi arkadaş, işçileri bilinçlendirerek haklı oldukları grevi başlatır. 1987 yapımı film, her ne kadar üretildiği dönemde doğrudan sansürlenmemiş olmasına rağmen, polis baskısı nedeniyle İstanbul’da gösterime giremez. Filmin gerçek adı “Direniş” olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte filmin ismi herhangi bir olumsuz sonuç doğurabileceği düşünülerek “Çark” olarak değiştirilir. Ama bu çaba da pek bir işe yaramaz ve filmi üreten kadro, birçok kez polis tarafından sorgulanır.

Dünyada örnek çok

Sovyet sinemasından “Grev” ve “Ekim” filmleri, Pudovkin’in çektiği ve liman işçilerinin sorunlarına eğilen “Kaçak”, sendikal sorunlara odaklanan Elia Kazan’ın “Rıhtımlar Üstünde” filmi, bir grevin öyküsünü anlatan “Toprağın Tuzu”, tarım işçilerinin hayatlarını betimleyen “Gazap Üzümleri” dünyada işçilere odaklanan sinema filmlerinin başında geliyor.