Bir bebekten katil yaratan karanlık

Avustralya medyasında yabancı ve Müslüman düşmanlığı had safhada. ABD’li tenisçi Serena Williams’ı bir maymun olarak çizmişlerdi. Brenton Tarrant, bu nefretin içinde büyüdü.

28 Mart 2019 Perşembe, 09:02
Abone Ol google-news

Alçakça bir suikast sonucu 19 Ocak 2007’de kaybettiğimiz Hrant Dink’in cenaze töreninde, Rakel Dink’in   eşinin katilini kastederek sarf ettiği "Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim" sözleri, topluma da sorumluluğunu anımsatan çok güçlü bir mesajdı. 

Rakel Dink'in Ogün Samast için kullandığı bu sözler Yeni Zelanda'da cami basıp onlarca kişiyi öldüren katil için de geçerli. Hrant’ın katili de Yeni Zelanda’daki katliamın sorumlusu ırkçı da sadece bireysel gerekçelerle gerçekleştirmemişlerdi eylemlerini. Onları buna hazırlayan toplumsal bir atmosfer de vardı. “Bebekten katiller yaratan” ortamı görmeden yapılacak her değerlendirme eksik kalır bu yüzden.

Brenton Tarrant adlı ırkçı faşist Avustralyalının, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki camiyi basarak 50’den fazla kişiyi katletmesi elbette bir nefret eylemi. Brenton’u bu eyleme sürükleyen, başta psikolojik olmak üzere (asla yaptığını haklı göstermeyecek) bir çok gerekçe var kuşkusuz.

İlham aldığı kişi

Trenton, ülkesindeki yüzlerce ırkçı sitede yazılanlardan, yabancı düşmanı politikacılardan da etkilendi elbette. Ama asıl etkisinde kaldığı kişinin Avrupa'nın beyaz nüfusunun yerini Afrikalılar ile Müslüman göçmenlerin aldığını iddia eden aşırı sağcı Fransız Renaud Camus olduğu biliniyor. Tarrant, cami saldırılarını gerçekleştirmeden hemen önce, internet üzerinden Camus'nun "Büyük İkame/ Le Grand Remplacement" adlı manifestosunu yayınlamıştı, bişndiği gibi.

Ancak Camus’nun düşünceleri ile buluşmadan önce Tarrant’ın, Avustralya gibi, yabancılara tahammülsüzlüğün zamanla yerini ırkçılığa bıraktığı bir ülkede büyüdüğünü anımsayalım. Medyasının dili, politikacısının söylevi yabancı düşmanı, ırkçı olan bir ülkede büyüdüğünü yani. İki yıl önce hazırlanan bir raporda göçmenlere, müslümanlara, yerli Avustralyalılara yönelik ırkçı tutumun ülkedeki yaygınlığı göz önüne serilmişti. 

Murdoch’un ırkçı yazarları

Büyük basın tröstü Robert Murdoch’un gazetelerinden birinde köşe yazan sağcı Andrew Bolt örneğin geçen Ağustos ayında “Yabancı İstila” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yazıda Avustralya’nın bir otele döndüğü iddia ediliyor, göçmenlerin ülkeyi sömürdüğünden dem vuruluyordu. Yazıya o kadar destek geldi ki o kadar olur. Bu yazı ırkçı nefreti yaygınlaştıran çok sayıda örnekten sadece biriydi.

Televizyonlarda ülkenin önde gelen “şahsiyetleri” Müslüman göçünün durdurulması gerektiğinden söz ettiler yıllarca. Sadece Müslümanların hedef alındığı düşünülmemeli, dünyaca ünlü siyah tenis yıldızı Serena Williams’ı maymun olarak çizdi bir karikatürist, yine Murdoch’un gazetelerinden birinde tabii ki.

O harika çocuğun, Will Connolly’nin, kafasında yumurta patlattığı Senatör Fraser Anning var ya, Christchurch’de yapılan saldırıda bile göçmen parmağı buldu. Anning’e göre “Yeni Zelanda sokaklarında kan dökülmesinin asıl sebebi Müslüman fanatiklerin Yeni Zelanda’ya göç etmesine izin veren göçmenlik programı”ydı. Tarrant’ın eylemini neredeyse haklı çıkaran bir zırvaydı bu. Anning, kendi ülkesi Avustralya’nın göçmen politikasını da aynı gerekçelerle eleştiriyor. Avustralya’da suça karışanların çoğunun bu ülkede doğanlar olduğundan haberi yokmuş gibi davrandı bu senatör.

Anning’den önce de ülkedeki müslüman nüfusun artışına dikkat çeken başka politikacılar vardı. Örneğin 2007’de Avustralya'da burkanın yasaklanmasını isteyen aşırı sağcı Tek Ulus Partisi'nin lideri Pauline Hanson gibi... Hanson Senato'da yapılan bir oturuma burkayla gelmişti.

Ülkenin en tehlikeli ırkçı örgütlerinden Blue Patriot’un Yeni Galler eyaletindeki üyeleri İran asıllı İşçi Partili Senatör Sam Dostvari’ye sözlü saldırıda bulunmuş, “küçük maymun” diyerek hakaret ettikleri milletvekiline “İran’a dön”, “teörist” demişlerdi. Bunlar ülkede yıllardır rastlanılan örnekler.

Geçmişinde kan var

Avustralya, yabancı düşmanlığına da, ırkçılığa da karşı olan büyük bir nüfus barındırıyor kuşkusuz ama bu geçmişinin kanlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ülkenin yerli nüfusu (Aborijinler) 1700’lerde sistemli bir biçimde öldürüldüler. Avustralya hükümetleri bu suçlamayı asla kabul etmediler ama bunun gerçek olduğunu onlar da biliyor.

Aborjinlere yönelik ayrımcık, ırkçı tutum hala canlı olarak varlığını koruyor. Çok değil yakın bir zamanda ülkenin Yeni Güney Galler eyaletinde bir siyasi parti, kendilerine sosyal yardım yapılmasını isteyen yerli Aborjin halkına DNA testi yapılmasını istemişti. İnsan olup olmadıklarını anlamak için mi acaba? Aborjinlerin gözaltına alınma sayısı, günümüz Güney Afrikası'ndan daha fazla bu arada.

Yabancılara/farklı olanlara düşmanlığın ırkçılığa evrildiği, tahammül kültürünün yok edildiği toplumlarda Tarrant gibilerin türemesi şaşırtıcı değil.