Bir destanın perde arkası

Pat Barker, Kızların Suskunluğu’nda İlyada destanını kadın bir kölenin gözünden anlatarak, üç bin yıla yakın bir zamandır anlatılan bir kahramanlık hikâyesine farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

14 Haziran 2021 Pazartesi, 00:03
Abone Ol google-news

Kahraman yaklaşık 3000 yıldır orada duruyor, biz ise bunca zaman onu başka yerde arıyormuşuz meğer. Troya Savaşı'ndan sözediyorum; ayağıtez Akhilleus'tan, can yoldaşı Patroklos'tan, yiğit Hektor'dan, cinfikir Odysseus'tan, açgözlü Agamemnon'dan ve bütün bu savaşa sebep güzeller güzeli Helene'den.

Pat Barker, Kızların Suskunluğu'nda hikâyeyi tekrar anlatıyor. Tekrar ama aynı bakışla değil.

Kızların Suskunluğu'nda bu defa bir köle ağzından dinliyoruz hikâyeyi, Akhilleus'un yatak kölesi Briseis'ten.

İlyada'da savaştaki becerisi, ilahi hamisi ya da soyu sopuyla anılan onca karakter arasından pek seçilesi biri değil belki ama en kulak verilesi olduğunu yazar bize kanıtlıyor. Çünkü savaşta hiç yer almasa da her koşulda kaybedeceği belli olanların bir temsilcisi Briseis.

Her ne kadar bir kadının, Helene'nin yüzünden çıktığı anlatılagelse de Troya Savaşı'nda dövüşenler, yenilip yenenler kadınlar değil. Klasik anlatıda kadınlar savaşın mağlubu, hikâyelerin de keder yahut şehvet yüklü arka plan süsleri olarak kalmaya mahkûm.

SACECE BİR SAVAŞ ANLATISI DEĞİL

Ama Briseis'in anlattığı sadece kadınlar değil. Pat Barker sadece bir savaşı anlatmıyor, kendi de anlatının müstahkem mevkine saldırıya geçiyor. Binyıllardır anlatılan bir kahramanlık hikâyesini en edilgen karakterlerinden birinin ağzından anlatmayı denemek başlı başına bir cesaret örneği. Pat Barker'ın Briseis'i, nesnellik kalıbını aşıp savaşı gerçek bir birey olarak aktarırken okur olarak saldırının ciddiyetine tanık oluyoruz.

Briseis kölelik gerçeğini kavrayabilmiş ama kabullenmemiş bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Ona bu kaderi yaşatanlara ettiği beddualar olsun, iyi efendi diye bir şeyin imkânsızlığını anlaması ya da okurken kendisini yargılayan okura bir anda, “Siz hiç köle olmadınız!” diyebilecek dikbaşlılığı olsun, anlattığı hikâyeye daha fazla saygıyla yaklaşmamızı sağlıyor. Hele destansı bir anlatımda kahramanın şanına şan katacak işlerini gözlerinizin hemen önünde yaşanan bir dehşet sahnesi olarak betimlediği muhteşem bir 34. Bölüm var ki...

Mart ayında yine İthaki Yayınları'ndan yayımlanan Akhilleus'un Şarkısı'nda Troya Savaşı'nı Patroklos'un gözlerinden görmüş, onun ağzından dinlemiştik; anlatı kalıplarını aşma denemesinde ona ortak olan Kızların Suskunluğu da her yanda görüp duyduğumuz, imlerine rastladığımız destanı bu defa anakronik bir roman metni olarak okuma fırsatı sunuyor bize.

Birkaç yerde okurun ağzından kendine sorduğu sorularla izleyiciyi anlatıya dahil etmeye çabalıyor ve anlatının destansı mesafesini yok ediveriyor bir anda. Pat Barker anlatım ve bakıştaki küçük müdahaleleriyle sürekli aynı kalıplar üzerinden duymayı yadırgamadığımız bir anlatıyı okur olarak bizim yapıyor. Öyle ki Briseis'in hikâyesinin daha erken safhalarında ilan ettiği zafere ortak olmuş, efendinin ve anlatının zincirlerinden azade buluyoruz kendimizi.

Kızların Suskunluğu / Pat Barker / Çeviren: Seda Çıngay Mellor / İthaki Yayınları / 320 s. / 2020.