Bir Jacinda dokunuşu

Irkçı bir caninin saldırısı sonucu çok sayıda kişinin yaşamını kaybettiği camiyi, üstelik başını örterek ziyaret eden Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in kurban yakınlarıyla kucaklaşması son yılların en sıcak görüntülerinden biri kabul ediliyor. Öyle ki, İkinci Dönem Başkanlık zaferi sırasında Barack Obama ile eşi Michelle Obama’nın o ünlü kuçaklaşmalarını bile geride bıraktı.

25 Mart 2019 Pazartesi, 12:40
Abone Ol google-news

Kucaklaşma bizim hiç de yabancısı olmadığımız bir samimiyet ifadesi ama Batı toplumlarında bizim gibi yaklaşılmaz pek kucaklaşmaya. Birkaç yıl önce İngiliz The Daily Mail gazetesinin sitesinde kucaklaşmayla ilgili bir yazıya rastlamıştım. “Sarılma! Biz İngiliziz” başlıklı bir yazıydı. Yazar, moda haline gelmesinden yakındığı sarılmanın ya da kucaklaşmanın yaygınlaşmasını “vebanın yayılmasına” benzetiyordu.

Kökeni ‘rahatlık’

Üzerinde konuşulacak kadar önemli mi, denebilir. “Son derece doğal bir insan eylemi, ne var bunda bu kadar özel olan” diye de sorulabilir. Hıristiyan dininin, yasaklamasa bile pek soğuk baktığı bir tutum sarılma ya da kucaklaşma, önce bunu anımsayalım. Kucaklaşma ya da sarılma elbette “dokunma” temelli, dokunma ise Hıristiyanlıkta bedensel bir deneyim olarak tanımlanıyor. Richard Sennet, Ten ve Taş adlı o muhteşem kitabında tarihçi Sander Gilman’ın şu sözlerini aktarır: ‘Adem’e dokunan Havva’dan... Batşeba’nın baştan çıkartılmasına ya da İsa’nın Magdalalı Meryem’i arıtan dokunuşuna kadar dokunma imgesi İncil’deki bütün cinsellik temsillerine damgasını vurmuştur. Aziz Tomasso’ya göre dokunma duyusu bedenin bütün duyularının en aşağı düzeyde olanıydı.”

Dinin bu soğuk tutumu zamanla toplumun yerleşik kodlarından biri haline geldiğinde kucaklaşma da sarılma da tuhaf karşılanır oldu haliyle. Kolay kolay dokunmayan, hiç sarılmayan ya da kucaklaşmayan Batı insanını bizim gözümüzde “soğuk” kılıyor bu durum. O nedenle Jacinda Ardern’in içimizi ısıtan ama başta kendi toplumu olmak üzere batıda önemli bir “olay” haline gelen o kucaklaşma görüntüleri Hıristiyanlığın önemli uyarılarından birinin ihlalidir aslında, bu nedenle de hayli önemli.

İngilizcede “Sarılma” anlamına gelen Hug sözcüğünün, 450 yıl önce konuşulan eski İskandinav dilinde “rahatlık” anlamına gelen “hugga” sözcüğünden türediğine inanılıyor. Sarılmada, kucaklaşmada rahatlık hissedenler buna şaşırmaz herhalde. 17 Eylül 1787, Philadelphia'daki toplantıda anayasa üzerindeki tartışmalar nihayete erince George Washington, Alexander Hamilton’u hızlıca kendine çekerek sarılır. O tarihe kadar ikili ilişkilerde rastlanmadık bir görüntüdür bu. Tarihe kaydedilmesinin nedeni tabii ki, kucaklaşmanın Amerika’ya ait bir “kültür” olmamasıdır. Rastlanınca da tarihe mal edilme fırsatı kaçırılmamış demek ki. Amerika’ya ait değil tamam ama son yarım yüzyıldır ABD politikasında da kucaklaşma, sarılma bir iletişim aracı olarak yer buldu kendine. “Jimmy Carter” öncüdür, derler. El örgüsü kazağıyla seçmen karşısına çıktığı bir görüntüsünü anımsarım, pek içtendi. Destekçilerine sarıldığı anların da görüntüleri kayıtlıdır. Ünlü şarkıcı Sammy Davis Jr.’ın 1972 Cumhuriyetçi Ulusal Konvansiyonu’nda Richard Nixon’a arkadan sımsıkı sarılması elbette bizim için bile biraz fazla “samimi” bir görüntüydü. Hâlâ konuşulur bu. Jacinda Ardern gibi içten olduğuna kimse beni inandıramaz ama eski ABD başkanlarından Lyndon Johnson da dostlarına sıkı sıkı sarılmasıyla ünlüydü. 1984 yılında ABD Başkanlığına adaylığını koyan Walter Mondale ile Yardımcılığına aday olan kadın politikacı Geraldine Ferraro kampanyaları boyunca bir kez bile olsun birbirlerine sarılmadılar. Durum o kadar dikkat çekmiş ki bugün hâlâ bunu anımsayabiliyoruz. Kucaklaşmanın “politik” bir araç haline geldiği dönemde bu ikilinin birbirlerine sarılmamaları seçmen üzerinde olumsuz etki yapmıştı.

Yakan kucaklaşma

“Bayanlar baylar, lütfen Başkan Barack Obama'ya sıcak bir Florida selamı verin”. Florida’nın Cumhuriyetçi Valisi Charlie Christ bu sözleri söyledikten sonra Demokrat Obama’ya sarılınca siyasi kariyerinde düşüş başlamış oldu. Daha sonra yazdı da bunu: “Özel bir şey değildi. Bir saniye içinde oldu bitti. Yıllar boyunca binlerce Floridalı ile yaptığım türden bir kucaklamaydı.”

Bir sonraki valilik seçimlerini kaybetti Christ. Seçmenleri sarılma olayını unutmadıkları Christ’in “sahte bir muhafazakâr” olduğunu düşündükleri için ona oy vermemişlerdi. Mesele mühim yani.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in gördüğümüz o sarılma fotoğraflarının sahiciliğine inanıyorum. Bu fotoğraflara yapılan yorumlar içinde çokça, “Ardern Hıristiyanlığın ne kadar barışçı olduğunu gösterme fırsatını kaçırmamış” diyenlere de rastladım. Ardern, tüm siyasi yaşamı boyunca ezber bozan tutumları olan biri bir kere. Dine de çok yakın olduğu söylenemez. O “sarılma”yla Hıristiyanlığın pek olumlamadığı bir beden eylemi gerçekleştirmiş olduğu da ortada. İkincisi Hıristiyanlık’ın hangi barışçılığından söz ediliyor. İsa’nın bizzat barışçı olduğu düşüncesi ölümünden sonra yazılan ilk İncil’e Pavlos tarafından kondurulmuştur. Doğruluğu dinler tarihinde hâlâ tartışılır. Yani Jacinda Ardern, bu Hıristiyanlığın propagandasını mı yapacaktı? İçten gelen bir acıyla sarılmıştır o kadar. Ülkesinin kültürel kodlarına meydan okuyarak hem de.Sağ olsun.