‘Bizim zamanımızda’

.

10 Aralık 2019 Salı, 12:46
Abone Ol google-news

Geçen gün 13 yaşındaki oğluma bizim çocukluğumuzda hatta ilk gençliğimizde cep telefonu olmadığını söyledim. İnanmakta zorlandı ama inandı. Tam “bizim zamanımızı” anlatacaktım, yazayım okusun dedim.

Biz 1970’lerin ikinci yarısında doğanlar tek kanallı siyah beyaz televizyon kuşağıyız. Öyle her evde de yok televizyon. Telefon bile yok evlerde o zaman. Olsa da santralden bağlatıyorsun falan. Tuş da yok, zemberek var telefonun üzerinde....

Mesela ergenlik dönemimiz. Diyelim sevgilin var. Bu, cebinde jetonlarla telefon kulübesi önünde dikilip sıra gelince arama yapmak demekti. Ha bir de öyle her kulübedeki telefon çalışmazdı. Kimi jetonu yutardı ki başa gelebilecek en acı durumlardan biriydi. İlişkide olay bile çıkardı bu yüzden: “O kadar bekledim de aramadın”, “Ee jetonu yuttu telefon.” Tartışmaların nereye varacağı belli olmazdı. 

SOBALI EV, SICACIK ÇAY

Evlerin çoğu sobalıydı. Tabii bu biraz da maddi durumla ilgiliydi ama yine de kaloriferli ev azdı. Benim en sevdiğim şeylerden biriydi soba. O üzerinde hep sıcak duran çay, ısındıkça mis gibi kokan portakal, mandalina kabukları... Üst kapağını açtığında “güp güp güp” diye yanışı, tavana yansıyan ateşinin dansı vardı ki, içimi ısıtırdı. Evde sobaya yakın küçük bir gömme dolap vardı. Odunluktan getirip oraya doldururdum odunları. Taşırken odunlardan gelen mis gibi koku da hâlâ burnumdadır.

NE ZAMAN DUYSAM

Ama arada bu kadar teknolojik fark varken anladığım kadarıyla çocuk ve ergenler için bazı şeyler hâlâ aynı. Mesela pazar gecelerinin verdiği o huzursuzluk. Ertesi gün okul olması, cuma-cumartesi yapılmadığı için pazara yığılan ödevlerin yarattığı sıkıntı... Farklı olarak doğalgazın getirdiği rahatlık sayesinde pazar günleri banyo günü olmaktan çıktı. Bir o değişti sanırım pazarlara ait. 

Tabii bir de televizyonda bizim ergenlik çağımızda TRT 3’te her pazar akşamı yayımlanan Western filmleri ile Cenk Koray’ın pazar günü öğleden sonra boyunca TRT 1’de yayımladığı programı Pazar Stüdyosu benim vazgeçilmezlerim arasındaydı. O zaman ben anneciğimle Bursa’da yaşıyordum. Dar sokakları soba dumanı kokardı kış boyunca Bursa’nın. Hava kirliliğinden şikayet edilirdi sık sık. Ama şimdi o kokuyu ne zaman duysam içimde öyle bir huzur hissi yükseliyor ki, keşke geri dönebilsem Bursa’nın çocukluğumdaki, ergenliğimdeki sokaklarına, cebimde telefon yerine jetonlarla. 

Çünkü başka bir mutluluk, başka bir huzur vardı o zaman.