Bu bilimkurgu değil, gerçek

En iyi belgesel Oscarı’nı kazanan “Citizenfour”, festivalden sonra haftaya gösterime girecek.

17 Nisan 2015 Cuma, 10:11
Abone Ol google-news

Amerikan vatandaşlarını mahkeme emri olmaksızın dinleyen, gözetleyen NSA-Ulusal Güvenlik Dairesi’nin ‘çok gizli’ belgelerini, karanlık sırlarını, hayatını büyük bir riske sokmak pahasına, tüm ayrıntılarıyla medyaya (The Guardian’la Washington Post gazetelerine) açıklayarak dünyayı sarsan, eski CIAMerkezi İstihbarat Kurumu ve NSA çalışanı, bilgisayar uzmanı, 1983 Kuzey Carolina doğumlu, halen geçici sığınmacı olarak Rusya’da ikamet eden Edward Snowden’in, sürükleyici bir gerilim filminden farksız gerçek hikâyesini anlatan “Citizenfour”, başından sonuna dek soluk soluğa izlenen, çok önemli ve anlamlı bir belgesel.

Her nasılsa bu yılın en iyi belgesel Oscarı ödülüne layık bulunan, festivalimizin de en çok ses getirecek filmlerinden biri olmaya aday “Citizenfour”, bence bugünün dünyasında soluk alıp veren herkesin izlemesi gereken, beylik deyişle kaçırılmayacak bir belgesel baştan belirtmek gerekirse.

 

Dinleme-izleme-fişleme

Steven Soderbergh’in uygulayıcı yapımcısı, güvenliği açısından ABD’den Almanya’ya- Berlin’e taşınan belgeselci-gazeteci Laura Poitras’ın da yönetmeni olduğu film, ABD hükümetinin ötedenberi zorbaca süregelen yasadışı dinleme- izleme-fişleme faaliyetlerinin, artık baba George Orwell’in demirbaş kitabı ‘1984’teki gibi sadece bilimkurgu romanlarına, distopik eserlere özgü bir durum değil günümüzün artık nerdeyse kanıksanıp sırdadanlaştırılan, ürkünç bir gerçeği olduğunu vurguluyor özetle.

Eskiden komplo teorisi gibi gelen konusu artık Snowden olayı sonrasında kabullenilen, ürkütücü bir gerçek bu.

2013’ün ocak ayında, Citizenfour kodunu kullanan Edward Snowden’den, hukuku askıya alan NSA’nın özel hayatın gizliliğini resmen ihlal ederek yasadışı dinleme-izlemeler yaptığını kanıtlayacak belgelere sahip olduğunu bildiren, şifreli e-postalar alan yönetmen Laura Poitras, Snowden’le Hong Kong’daki bir otel odasında gizlice buluşuyor, The Guardian gazetesi muhabiri Glenn Greenwald’la (ve kamerasıyla) birlikte tabii.

Ailesiyle sevdiği kadını bu tehlikeli sürece dahil etmeyip hayatını fedakârca tehlikeye atıp, 11 Eylül paranoyasından sıyrılamayan, peşine düşmüş ABD hükümetinden de kaçarak Hong Kong, Rio de Janeiro üzerinden Moskova’ya postu seren, muhalif firari Snowden, casuslukla, vatan hainliğiyle suçlanarak hedef tahtasına oturtuluyor, (WikiLeaks olayının ünlü kaçağı) yeni bir Julian Assange olarak.

 

Paranoyak bir ABD portresi...

NSA ile işbirliğindeki Google, Facebook, Twitter, Yahoo, Hot Mail, vb. gibi izlemeyi-dinlemeyi mümkün kılan devasa komünikasyon şirketlerinin de, kuşkusuz özgürlükle eşdeğer özel yaşam hakkına hiç saygı göstermediğine pek ilişmeyen film, sonuçta o malum ulusal güvenlik bahanesiyle özel yaşam mahremiyetini paspas gibi çiğneyen, paranoyak bir ABD hükümeti portresi çiziyor ki breh breh.

Demokrasi adına Amerikan halkını, onlar için ve onlara karşı neler yapıldığına dair bilgilendirmek amacıyla hareket etmesinin sonucunda geçici Rus sığınması altında Moskova’da yaşamak zorunda kalan, idealist kahraman Snowden’in bu ifşaatları, ABD anayasasını bile iplemeyen Obama hükümetini zora soktuysa da sonunda her şey yetkililerce kitabına uyduruldu yine.

Tıpkı gerilim dozu yüksek bir John Le Carre romanından fırlamış bir karakter gibi kendini oynayan, alabildiğine soğukkanlı ve sempatik muhalif Ed Snowden’ın deneyimli aktörleri hiç aratmayan performansıyla sürüklediği, yine olaya karışmış gazeteci Glenn Greenwald, Jacop Appelbaum ve emekli istihbaratçıfelçli itirafçı William Binney gibi yan oyuncuların da kendilerini başarıyla canlandırdıkları, yönetmen Laura Poitras’ın açıklamalı diyaloglarla bezeli, bütünüyle gerçeklere dayanan, gergin bir kurmaca örgüsüne de sahip, işlek anlatımıyla sürükleyici kıldığı, Oscar amca dahil 10’dan fazla büyük ödül kazanmış bu “Citizenfour”, belgesel türünde yeni bir kilometre taşı olabilir, tıpkı Orson Welles’in anaakım sinemada, 75 yıl kadar önce sinema dilini yenileyen “Citizen Kane” başyapıtı gibi.

Sonuçta festival kataloğunda belirtildiği gibi, cep telefonunuz, e-postanız, kredi kartınızla ilgili düşüncelerinizi , hatta dünyaya bakışınızı bile değiştirebilecek nitelikte, sıra dışı, görülesi bir belgesel bu “Citizenfour”.