Büyük Marmara depreminin 22. yılında İstanbul'un acı tablosu

Rant projeleriyle dolup taşan İstanbul’da, büyük Marmara depreminin 22. yılında ortaya çıkan acı tablo: Tahmin edilenin üç katı ağır hasar alacak.

17 Ağustos 2021 Salı, 04:00
Büyük Marmara depreminin 22. yılında İstanbul'un acı tablosu
Abone Ol google-news

- Büyük Marmara depreminin üzerinden tam 22 yıl geçti. Beklenen deprem kapıya dayandı ama İstanbul hâlâ hazır değil. 2018 verilerine göre İstanbul’da 7.5 büyüklüğündeki bir deprem ortalama 48 bin binada ağır veya çok ağır hasara yol açacak, 146 bin binada ise orta hasar oluşacak. Yani milyonlarca yaşam tehdit altında. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Deprem Risk Yönetimi Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman, büyük Marmara depreminin 22. yılında Cumhuriyet’e konuştu. 

- 2000 yılı öncesinde inşa edilen binaların yönetmelikteki koşulları sağlamadığını açıklayan Kahraman, “Olası bir depremde 22 ilçede ağır veya çok ağır hasar alacağı tahmin edilen bina sayısının 2018’de tespit edilenin 2-3 katı, orta hasar alacağı tahmin edilenin bina sayısının da 1-2 katı olacağını hesapladık” diye konuştu. Kahraman, bütün İstanbulluları afet anında yapılacaklar için geliştirdikleri telefon uygulaması ABİST’i kullanmaya ve kısa süre sonra açıklayacakları Afet Gönüllüleri programına katılmaya çağırdı. 

- İstanbul 22 yılda depreme hazırlanabildi mi?

TAYFUN KAHRAMAN: Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. 1999’dan sonra başta İstanbul olmak üzere birçok kentte yerel yönetimlerin yaptığı tespit ve dönüşüm çalışmaları beklenen etki ve genişliğe sahip olmadı. İdareler deprem gerçeğini ve yapıların güçlendirilmesi ya da yenilenmesi gerektiğini kabul ediyor ama etkin bir mücadele yürütülmüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) de 2003 yılında bir Deprem Master Planı oluşturdu ancak planın çok küçük bir bölümü uygulanmış. Deprem, arada anımsanan ve sonra unutulan bir gerçekliğe dönmüş. Geçen yıllara “kayıp yıllar” demek mümkün.

HIZLI MÜDAHALE ZOR

- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın İstanbul genelinde deprem konusunda özel bir yetkiye sahip olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İBB olarak bunun sıkıntısını çekiyor musunuz?

Elverişsiz ve başarısız olarak yorumlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 2012 yılında yasalaştı ve bir yetki karmaşası ortaya çıktı. Bakanlığın hareket alanı büyürken yerel idarelerin hareket alanı kısıtlandı. Kanun, yerel yönetimlerin riskli alan ilanları, projelendirme gibi temel dönüşüm faaliyetlerini bakanlık iznine bağlıyor. 

Sonuçta gereken hızla müdahale şansımız olmuyor. 2020 İzmir depremi sonrası bizzat Cumhurbaşkanı, 2020 yılına kadar 975 bin TOKİ yapısı yapıldığını ancak “dönüştürülmesi gereken” 6 milyon 700 bin yapı daha olduğunu söyledi. Bu hesaba göre “deprem güvenliği” için bizim 125 yıla ihtiyacımız var. Türkiye’nin hiçbir kentinin bu kadar vakti yok. “Adil kent yasası” çalışmalarına bir an önce başlamaya ihtiyacımız var.

‘MİLYARLARCA LİRA İSRAF OLUYOR’

- Deprem bahane edilerek yapılan mega projeler...

Aslında afete hazırlık iktidarın ihtiyaç duyduğunda başvurduğu sihirli bir değnek. Çılgın projeler, afetlere hazırlık amacıyla harcamamız gereken milyarlarca lirayı israf ediyor.

- Siz göreve geldiğinizde İstanbul’da deprem adına nasıl bir tablo vardı?

Kamu binalarına birtakım müdahaleler yapılmış olsa da vatandaşlarımıza ait yapılarda aynı seviyede yol kat edilememişti. Kentsel dönüşüm projeleri “rant aracı” olarak kullanılmış. Bu kapsamda İBB olarak öncelikle afet odaklı, mülkiyet problemlerini çözmeye yönelik, planlama ve kentsel dönüşümün koordinasyon içinde sürdürülebildiği, birlikte ve bütüncül bir kentsel dönüşüm yaklaşımını benimsiyor ve uyguluyoruz. 

Yapmamız gereken önlenebilir afetler için hızla önlemler almak, dereleri, denizleri, ormanları gözbebeğimiz gibi korumak, kollamak. Hemşerilerimizden düşüncelerini, emeklerini bizimkine katmalarını rica ediyoruz.

‘BİNAYA GİRMEMİZE İZİN VERMEDİLER’

Kahraman: “Bugüne kadar 26 ilçede yaklaşık 70 bin binaya gittik, 20 bin binada inceleme yaptık. İnceleme amacıyla gittiğimiz binaların yüzde 50’sinde bina sakinleri, binalarına girmemize izin vermedi. Vatandaşlarımız binalarını yıkmak zorunda kalacakları ve yeniden yapmak için gerekli desteği alamayacaklarını düşündüğü için binalarının incelenmesini istemiyor. Hemşerilerimiz kendilerini yalnız hissediyorlar, idareye güven duymuyorlar.”

ADETA AFETLER ÇAĞI 

Kahraman: Çok zaman yitirmiş olsak da hep birlikte İstanbul’u afetlere hazır, dayanıklı bir kent haline getirebiliriz. Kurumların eşgüdümü bir zorunluluk ama yurttaşların katılımı da bir o kadar önemli. Adeta afetler çağında yaşıyoruz. Önümüzde iki yol var; hiçbir sorumluluk almadan başkalarını, birbirimizi suçlayabiliriz ya da hep beraber afet odaklı, bir başarı öyküsünü hep birlikte yazabiliriz.