Çağdaş Bir Mimari İçin Yeterli Birikim Neden Yok?

Mimarlık konusu, özellikle estetik bağlamında, toplumun genel bilgisizliğinin tepe noktalarından biridir. Halkın büyük bölümü yeni ile güzeli birbirine karıştırıyor. Geçenlerde aydın geçinen bir üniversite mezununun yüksek binalara bakıp 'İşte Avrupalı olduk!' dediğini kendi eşinden dinlemiştim. Avrupalının gökdelenlere bir uygarlık simgesi olarak baktığını sanıyorlar. Öyle olsaydı iyi olurdu, ne yazık ki o kadar ucuz uygar olunmuyor. Aynen kopya etsek bile bizimki kopya bir uygarlık simgesi olur.

24 Mayıs 2013 Cuma, 06:50
Abone Ol google-news

Her yeni ve güzelin arkasında, uzun bir mimari birikim ve sınırlı da olsa, bir yaratıcılık gerekir. Doğrusu istenirse böyle bir birikim toplumda olmayınca mimardan da istenmez. Bizim kültür ortamında insanlar güzelin ne olduğunu bilmez, kopyasını bile yapamazlar. Bunun kanıtı güzelim cami geleneğimizin içine düşürüldüğü durumdur. Camiyi bir sahne aracı, bir mizansen gibi algılıyorlar. Oysa Sinan bizim en gözde mirasımız. Konut geleneğimiz de Osmanlı kültürünün en büyük yaratılarından biri idi. İkisi de yok oldular.

Cahil insanları boyutları ya da malzemesi ile etkileyen, heyecanlandıran ve şaşırtan her yeni yapı güzel değildir. Yeni yapılanın güzelini ve çirkinini ayıracak bir kültür düzeyine toplum henüz erişmedi. Çağdaş mimarlığın bileşenleri bizim kültürümüzde yok. Yapılan özel ve resmi binalara bakınca bu anlaşılıyor. Bu nedenle Selçuk üslubunda bir adalet sarayı, büyük boyutta bir karikatür oluyor. Bundan 65 yıl önce Teknik Üniversite Mimarlık Fakültesi öğrencileri böyle denemelerin komik olduğunu öğrenmişlerdi. Bunca yıllık deneyimin yok olması anlaşılması zor bir kültürel gelişme. Çağdaş uygulamaların arkasında bir tarihi birikim gerektiğini anlamazsak bu alandaki yaygın cehaletin önünü alamayız.

SANATTA KAYIP 500 YIL

Avrupa’da Vitruvius’tan sonra mimari kuram üzerine İtalya’da 14, Fransa’da 19, Almanya’da 23, İngiltere’de 9, İspanya’da 4 ve yirminci yüzyılda da önemli 21 kitap yayınlanmış. Osmanlı çağında hiçbir şey yazılmamış. Resim ve heykel yasak olduğu için o konuda da hiçbir şey yazılmadığını, felsefe yasak olduğu için estetik konusunda da bir şey üretilmediğini düşününce, sanat alanında 500 yıl kuramsal düşünce geliştirmemiş bir toplumda yaşadığımızı anlarsınız.

Osmanlı kültüründe mimari sadece bir uygulama. Mimarların bunun farkında olmamaları acıklı bir boşluk. Dünyadan haberiniz olduğu zaman bu boşluğu içinizde hissetmeniz gerek. Her şeyin ithal olduğu bu ortamda hiçbir kuramsal düşüncenin üretilmemesi (kuşkusuz birkaç on kişi var) sanat bağlamında toplumun kör cahil olduğunu ve yaratıcı bir mimari tasarımın ancak bir tesadüf sonucu olacağını gösterir.

Bugünkü iletişim ortamı, öğretim programları, görsel verilerin yaygınlığı çağdaş dünyaya ortak olduğumuz sanısı veriyor. Oysa yukarıda verdiğim sayılarla gösterdiğim birikim bizde olmadığı için fazla bir şey beklemek olanaksız. Genç mimarlar arasında bilgili, duyarlı dünyadan haberli olanlar var. Fakat bu 45 000 kişilik mimari ordusu ve inşa edilen yapı sayısı yanında birkaç mimarın eleştirisi etkili olamıyor. Dünyadan haberi olmak tarihi birikim yokluğunun etkilerini ortadan kaldırmıyor.

Kaldı ki diğer entelektüel alanlar da bundan farklı değil. Osmanlı çağından kaç bilim adamı, kaç filozof, kaç edebiyatçı, kaç sanatçı dünya kültürüne mal olmuş? Bildiğim kadar hiç. Emin değilseniz, İslam kültür tarihinde evrensel düzeye çıkanların arasında Osmanlıları arayın. Üzülmeyi bir kenara bırakıp düşünmek gerek. Ünlü mimarlardan söz eden bir uluslararası listede kaç Türk biliyorsunuz? İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki 15-20 yılda Cumhuriyet bu koca boşluğu dolduramazdı. Biz çağdaş elbiseler giyip kendi Ortaçağ’ında yaşayan ilginç bir toplumuz. İngilizce konuşan üniversitelerimiz bile var. Ama zenginler çocuklarını yurtdışında okumaya gönderiyorlar.

Gelişmiş ülkeler, dünyayı dışarıdan izleyen toplumları tüketime boğup, ucuz klişelerle aldatıyorlar. Bu evrensel beyin yıkamanın asıl suçlusu kendi geçmişimizdir. İnsan aklı kendini aldatmaya da yarar. Türkiye’de bir araba edinenin kendini otomobil motoru icat etmiş dünya fatihi gibi hissettiği garip bir bilgisizlik ve bilinçsizlik ortamında yaşıyoruz. Geçmişin entelektüel ıssızlığı insanı ağlatacak kadar sessiz.

BU DURUMU AŞMALIYIZ

Yakın geleceğe güven duymak için bu durumu aşmak zorunda olduğumuz açık. Koca bir imparatorluk eriyip yok olduktan sonra bugün İslam dünyasının bir iki gömlek yukarısında 75 milyonluk bir ülke olmamız, 1923’te sömürgelikten kurtulup, bağımsız olarak yaptığımız 15-20 yıllık dev bir sıçrama sonucudur. Bu bize teknolojinin küreselleştiği dünyaya paralel bir yaşam olasılığı yarattı.

Osmanlı tarihine zaferler için değil, yenilgi nedenlerini öğrenmek için bakınız. Örneğin 2500 kişinin yaşadığı Zigetvar kalesi etrafındaki bataklıkta 20 000 yeniçeriyi bıraktığımız savaşın neden zafer olduğunu yeniden düşünmemiz gerek. Macaristan’a egemen olduğumuz için böbürlenmek yerine, Rusların neden İstanbul’a kadar geldiğini irdelemek gerek. Yoksa gelecek sadece düş kırıklığı olur.

Türkiye’de çağdaş mimarlık neden gelişemedi? Batılı mimarlık kuramında resimler, perspektifler, insan figürleri vardır. Batı’da resim, heykel mimari birbirlerinden kopuk değil. İnsan doğayı olduğu gibi, sanatı da bir bütün olarak algılar. Avrupa mimarisi resim sanatıyla iç içe gelişir. Mimar ressam ve heykeltıraş olabilir. Mimari resim ve heykel içerir. Resimler de bütün ayrıntıları ile mimari tasarım içerirler. Leonardo, Michelangelo, Rafaello, Bernini ressam, heykeltıraş ve mimardırlar. Piranesi, Bibbiena gibi mimariyi resim olarak tasarlayanlar da var. Canaletto, Venedik kentinin büyük ressamıdır. Onun resminde kent bir plastik sanat müzesidir. Bu geleneğin bugüne uzandığını söyleyemesek de, Viollet-le-Duc, Gaudi, Wright, Le Corbusier gibi mimarların da komple sanatçı olduklarını görebiliriz. Michelangelo’nun S. Pietro’su mimari olduğu kadar bir heykeldir. Gehry’nin Bilbao’daki Guggenheim müzesi yapıdan önce bir heykeldir. Bizde bir Gehry çıkamaz. Çıksa da toplum benimsemez.

Sinan’ın geometrik tasarım dehâsı olmasaydı, Osmanlılar sıradan yapı yapmaktan büyük mimarlık yapmaya yükselemezlerdi. Eğer İslam mimarisi İslam öncesi İran, Hint, Roma geleneklerinden esinlenmeseydi, yapı ve bezeme bileşeni düzeyinde kalır, anıtsal mimariye yükselemezdi.

YAPI USTASI DÜZEYİ

Son yarım yüzyılda yapılan on binlerce cami tasarımı yapı ustası yeteneği içinde kalmıştır. Yabancı örnekler kopya çekilmediği zaman Türkiye’nin ortalama mimarisi yapı ustası düzeyinde kalmaktadır. Bunu aşanlar yabancı kitapların, dergilerin, turistik gezilerin, görsel verilerin, dışarıda yaptırılan projelerin etkisiyle çağdaş karaktere ulaşıyor. Ama çağdaş sanata değil. Bu gelişmemişliğin arkasında resim ve heykelle yoğrulmuş bir sanat geleneğinin olmaması yatıyor. Kimse bunun farkında değil. Mimarların içinde çağdaş resim, heykelle ilgili kaç kişi var dersiniz?

Bu Osmanlı’nın negatif miraslarından biridir. Bilim, teknoloji, sanat ve soyut düşüncede de aynı durum var. Kültürel temelsizlik nedeniyle, her alanda, politika da dahil, dünyaya tam ortak olamıyoruz. Bu genetik yetersizlik değil, eğitim ve öğretim yetersizliğidir. Bilim ve teknolojisiz bir gelecek nasıl yoksa, sanat ve mimarisiz de gelecek yok. Ekonomi ve finans uluslararası kurallara ne kadar uymak zorunda iseler, öteki alanlar da uymak zorundalar. Resim ve heykel mimari ile etkin olarak kaynaşmazsa mimari bizimki kadar olabiliyor.

Bütün bu olumsuz gözlemlere karşın toplumun her engeli aşacak bir potansiyeli var. Her alanda yetenekli sanatçı yetişiyor. Genç toplum kesimlerinin dinamizmi, dünya ile ilişkilerinin çok daha fazla olması ve dünya konjonktürünün karşı konamayacak yönelimleri gelecekten umut kesmememizi sağlıyor.

Kaldı ki İyimserlik önemli bir yaşam potansiyelidir.