Çağlayan Adliyesi'nin adı değişiyor

Başbakan Davutoğlu, İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı'nın adının Mehmet Selim Kiraz Adalet Sarayı olarak değiştirileceğini söyledi.

01 Nisan 2015 Çarşamba, 15:26
Abone Ol google-news

Başbakan Davutoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına ve bütün milletimizin bir vefa borcu olarak İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı'nın adı bundan sonra Mehmet Selim Kiraz Adalet Sarayı olarak değiştirilecektir" dedi.

''ŞİMDİDEN UYARIYORUM; BİR DAKİKA DAHİ MÜSAMAHA GÖSTERİLMEYECEK''

Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Geçen hafta çıkan İç Güvenlik Yasası dolayısıyla yasal zemine kazanılmış bir şekilde bir kişi dahi yüzünü örterek, şiddete, molotofkokteylline yönelir, bu toplumun, ülkenin geleceğini tehdit eden tavır sergilerse çok açık söylüyorum, şimdiden uyarıyorum, hiç bir şekilde müsamaha gösterilmeyecek. Kim olursa olsun ve ne niyetle çıkarsa çıksın. Sokağa izinsiz şekilde çıkarak, ülke güvenliğini tehdide müsamaha gösterilmeyecektir. Bir dakika dahi müsamaha gösterilmeyecektir. Dün bu terörist, katil, alçakların yaptığı şeyden sonra İstanbul sokaklarında bazı yerlerde yapılmaya çalışılan provokasyonlara karşı gerekli her türlü tedbirin alınması talimatını verdik. Özgürlükler korunacak. Türkiye sükunetle ve suhuletle seçime, 7 Haziran'a gidecek. Hep beraber bunu bir demokrasi şöleni olarak gerçekleştireceğiz. Dünyaya güzel bir örnek teşkil edeceğiz. Etrafta ateş çemberi içinde insanlar bırakın seçim sandığına gitmeyi evlerine dahi gidemez haldeyken, biz seçim sandığına milletimizle gideceğiz. Milletimiz ne takdir ederse o olacak. Ama dün yaşadığımız gibi benzeri acılar ve bu acılar üzerinde oynanabilecek bazı tuzaklara karşı da milletimizi uyanık olmaya, bu uyanıklılık ve kararlılık içinde hükümetimize, devletimize ve ortak bilincimize güvenmeye davet ediyorum.''

''GAZETECİLERE AKREDİTASYON TALİMATINI BEN VERDİM''

Davutoğlu, şehit savcı Kiraz'ın fotoğrafların yayınlanması ve bazı basın kuruluşlarına uygulanan akreditasyona ilişkin sora sorulması üzerine, akreditasyon uygulaması talimatını kendisinin verdiğini söyledi. Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Dün saat onbir buçukta bütün gün bu süreçle ilgili olabilecek senaryoları, ıstırapları, düşünceleri hissederek yaşadıktan sonra çıktım ve bir ricada bulundum bütün toplumdan. Bu konuda özellikle medyadan dikkatli olunması ve toplum hissiyatına, provokasyona gelinmemesi için yapılacak medya çalışmalarında dikkatli olunmasını rica ettik. Bunu birçok kereler söylüyoruz. Ama sabahleyin kalktığımızda, hatta gece yarısından itibaren baş sayfalarını gördüm. Sayfaların içerisine girdiğimizde açıkçası bırakın toplumsal duyarlılığı, insani duyarlılık bile görmedim bu basın organlarında. İnsani duyarlılık. O gece şehit savcımızın eşi Yasemin hanımla telefonla görüştüğümde neler hissettiğini ben biliyorum. İşte evladını bugün gördünüz. Bu evlat sabahleyin gazetede bu resmi gördüğünde ne hissetti? O gazeteye, o resmi basanlar bir baba olarak, bir dede olarak, bir amca olarak, bir teyze olarak, hangi yaşlardaysa... Patronlarına da söylüyorum. Çok açık söylüyorum. Bakın 7 aylık hükumetimiz var. Ben de başbakanım 7 aydır. Her türlü eleştiriyi bize yaptılar. Tek bir yerde bile basına dönük herhangi bir ifadede bulunmadım. Bu kapsamda bir akreditasyona gitmedim, devlet güvenliği gerektiren haller dışında. Biz yayın yasağı getirmişiz. Niye getiriyoruz o yayın yasağını? Dünyanın her yerinde gelir. Aslında yayın yasağına ihtiyaç bile yoktur. Biraz ülke aidiyet bilinciyle hareket eden, şu an bile insani duyarlılıkta, 'Şu an bunu yapmam teröristlere yarar, şu anda bunu yapmam propagandanın parçası haline beni getirir, şu anda bunu yapmam, yürüyen bir süreç, iletişim varsa bunu etkiler' deyip, herkesin kendisinin bunu yapması lazımken, yapılmadığını görünce yayın yasağı getirdik."

"O ÇOCUĞUN RESMİNİ ÇEKMEYE HAKLARI YOKTUR"

Yayın yasağı kararını sabah kendisinin verdiğini söyleyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"7 ay basına dönük en ufak açıklama yapmamış olan biri olarak, her türlü eleştiriye rağmen ben verdim. Bir daha olursa bir daha veririm. Basın özgürlüğünden daha önemli olan insanlık onurudur. Herkes bu onura saygı gösterecek. Basın özgürlüğü kadar önemli olan, insanların cenazesine, yasına, matemine saygı duymaktır. Basın özgürlüğü kadar önemli olan bir başka mesele, ülkenin geleceğini tehdit eden teröristlerin propagandalarına alet olmamaktır. Bundan sonra herkes dikkat edecek. Söylediği söze dikkat edecek, aldığı tavıra dikkat edecek çünkü millet seyrediyor, millet biliyor. Şimdi çıkıp da birisi, 'Akreditasyon uyguladı mı?' Bugün uyguladık. Evet, o basın organlarının muhabirlerinin bu cenazeye gelme hakları yoktur. Bu ailenin karşısına çıkma hakları yoktur. O çocuğun karşısına çıkıp da o çocuğun resmini çekmeye hakları yoktur, olmayacaktır da. Ben o çocuğu kendi evladım gibi görüyorsam, onlar da görecekler ve hissedecekler. Bir kez daha acıyı hissedecekler. Bir devleti sahiplenmenin, bir ülkeyi sahiplenmenin ne olduğunu herkes hissedecek. Eğer buna saygı gösterilirse, insanlık onuruna, acıya, ıstıraba, ortak duyarlılığa saygı gösterilirse basının başımızın üzerinde yeri var. İşte sizler buradasınız çünkü siz gösterdiniz. Rica ettik. Buna rağmen bu dinlenmemişse gerekli tavrı alırız. Bu tavır dolayısıyla da hiç kimseye verilecek hesabımız yoktur, millete hesap veririz."

"SİYASİLERİ DE BİR MUHASEBE YAPMAYA DAVET EDİYORUM"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Meclis'te grubu bulunan muhalefet liderlerinin cenazede yer almayışını eleştirirken şunları söyledi:

"Tunus'ta olan cinayet, terör saldırısı dolayısıyla daha geçtiğimiz pazar Tunus'taki bütün kesimler bir arada ve bizden de Başbakan Yardımcımızın katıldığı bir merasim yapıldı. Gönül isterdi ki Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, tweetlerle veya yazılı mesajlarla, hiçbir dokunması olmayan, hiçbir hissiyat yansıtmayan yazılı mesajlarla hükümetimizi, beni eleştireceklerine gelip buradaki şehidimizin ailesini bağırlarına bassalardı. Burada aynı safta beraber dursaydık. Biz her türlü eleştiriye açığız ama bari aynı safta teröre karşı beraber durabilseydik. Sayın Kılıçdaroğlu'nun dün attığı tweetler... Gerçekten nasıl Mehmet Selim Kiraz şehidimizin adı unutulmayacaksa, o tweetler de unutulmayacaktır."

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı açıklamaya değinen Davutoğlu, "Meselesi, bir savcının acısını yüreğinde hissetmek, teröre karşı omuz omuza bir mücadele değil, meselesi hükümeti, beni, bakanlarımızı zayıflatmak. Eğer bizi zayıflatacaklarsa, zayıflatılmaya hazırız, her türlü saldırıya hazırız. Ama bir şehidimizin hatırasına saygısızlık olacak şekilde siyasi rant sağlamaya çalışanlar, bu millet tarafından hak ettiği cevabı alırlar" dedi.

Davutoğlu, HDP'li bir milletvekilinin attığı tweette "Bu eylemi yapanları devlet infaz etti" dediğini aktararak, "Adliye sarayına teröristler girecek, rehin alacaklar, 6 saat devlet sabırla her türlü iletişim kanalını açık bırakacak ve bu alçaklar, bu süre zarfında savcımıza hem manevi işkence yapacaklar tutmak dolayısıyla, sonra da bunlar eylem yapan gençler olacak. Aynı zihniyet, İç Güvenlik Yasası görüşülürken yüzlerine maske takıp mecliste oturan zihniyet aynı zihniyet" ifadelerini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu alçakları, bu teröristleri eylemci diye tasavvur edip de devleti infaz eden bir makam olarak gösteren bu zihniyetle, bu cenazede bulunmayan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli aynı yerde İç Güvenlik Reformu'na karşı çıkmışlardı, aynı safta bulunmuşlardı ve yüzleri maskeyle kapatmayı bize savunmuşlardı. 'Onların alnından öpeyim' demişti Kılıçdaroğlu. Şimdi hesap vaktidir, muhasebe vaktidir. Eğer Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Demirtaş bugün burada cenaze namazında olsalardı, ben bu sözleri sarf etmeyecektim, herşeye rağmen hiçbir siyasi eleştiri yapmayacaktım. Eğer Kılıçdaroğlu dün o tweetleri şahsıma hakaret edercesine göndermemiş olaydı, Bahçeli bugün yaptığı yazılı açıklamayla savcımızın acısını dile getirmekten daha çok hükümeti itham altında, töhmet altında bırakma nezaketsizliğini göstermemiş olsaydı, bu cenaze günü bunları sarf etmeyecektim. Ama milletimizin bu tabloyu görmesini istiyorum. Burada yoktular. Milletin acısında yan yana, omuz omuza duramayanlar, milletin geleceğinde rol alamazlar. Şimdi herkesi, siyasileri de bir muhasebe yapmaya davet ediyorum. Eğer bir muhasebe yaparlarsa, teröre karşı mücadele konusunda bütün siyasi parti liderleriyle bir araya gelmeye de hazırım, hep beraber oturup konuşabiliriz. Ama muhasebe yapmadan, 'Nasıl olsa seçim atmosferine girdik, dolayısıyla hükümeti nerede olursa olsun yıpratalım, hükümeti yıpratmak için gerekirse bir şehit cenazesine saygısızlık yapalım' gibi bir anlayışa gireceklerse, biz buna izin vermeyiz. Sorumsuzluğun hiçbir türüne müsamaha göstermem. Eğer kararlı bir tutum gerekirse de sağıma soluma bakmadan kim burada beraber diye düşünmeden tek başımıza yolumuza devam ederiz. Tek başımıza da terörle mücadele etmeyi biz biliriz. Tek başımıza kalsak da bu ateş çemberinin içinden bu ülkeyi çıkarmayı da biliriz.''