Canı hakem hatalarından yanmayan tek kulüp

İktidar, topuyla, tüfeğiyle, belediyesiyle, üst yönetimiyle bir takıma bu denli yaklaşırsa, doğal olarak ülkede futbolu yönetenler de o kulübe sıcak bakıyorlar...

21 Mart 2019 Perşembe, 09:06
Abone Ol google-news

Günün birinde, spor insanları, futbol tarihçileri, ya da ‘tam bağımsız’ gazeteciler, 2018-2019 sezonunu hiç de iyi anmayacaklar...

Katalan TV’sinde bir belgesel yayımlandı birkaç yıl önce. Tam da tüm dünyanın büyük ilgi gösterdiği El Classico haftası. Tarihi görüntüler, solmuş belgeler, yarısı kararmış film kayıtlarından oluşan çalışma, ‘Kralın takımı’ Real Madrid'in ‘El Caudillo’ lakaplı Devlet Başkanı Franco ile ‘kurumsal’ ilişkisini belgeliyordu. Katalanların iddiası, Real Madrid’in fırtına gibi estiği yıllarda Francisco Franco y Bahamonde tarafından ‘aşırı’ şekilde desteklendiğiydi, ki bu ayıplı bir durumdu!

Franco’nun iktidarda olduğu yıllarda tüm devlet kaynaklarının bu kulübe aktarıldığı, Madrid kentinin zenginler mahallesine yaptırılan Santiago Bernabeu Stadı’nın inşasındaki “iktidar” parmağı cesurca gündeme getirildi.

İşin daha da kötüsü Franco döneminde hakemlerin rejimden korkarak sürekli Real Madrid lehine düdükler çaldığı ve bu durumun bir alışkanlık haline geldiği, o dönem üst üste kazanılan şampiyonlukların, hatta Avrupa Kupası’nın bile lekeli olduğu belirtiliyordu.

En fanatik Real Madridlinin bile hakkaniyet duygularını sarsacak bir belgeseldi... gözlerinizi kapayın, bundan 40-50 yıl sonrasına gidin ve o günkü spor tarihçilerinin Türk futbolu üzerine art zamanlı hazırladığı 2019 sezonu belgeselini canlandırın zihninizde...

İktidarın takımı...

Bir şeyler birebir tutuyor mu?

Evet tutuyor, hem de nasıl! Öncelikle Türkiye'deki ‘mevcut’ iktidarın bir takımı var mı, var. Devlet kaynaklarıyla o takıma modern bir stat yapıldı mı, yapıldı! Devletle iş yapan müteahhit firmalarla Bakanların sahibi olduğu kuruluşlar o takıma sponsorluk adı altında maddi destek sağlıyor mu, sağlıyor! Ve hakemler, neredeyse tüm kural ve teammülleri yerle yeksan etme pahasına, Başakşehir’e sahada kazandırma yarışındalar mı, yarışındalar!

Elbette, bu benzeşmede uyuşmayan önemli noktalar var!

Örneğin, Real Madrid bir kitle takımı, Başakşehir ise ufak bir zümre.

Real Madrid, futbol tarihinin hiçbir evresinde boş tribünlere oynamadı, Başakşehir ise 3 bin seyirci ortalamasını bile geçemedi... Real Madrid dünya çapında büyük bir camia, Başakşehir ise İstanbul’un 39 ilçesinden birine konuşlandırılan bir proje takımı.

İspanya o yıllarda ‘diktatörlükle’ yönetiliyordu, bizde tek adamlık rejimi hâkim.

Yine de Katalanların hazırladığı bu belgeselin farklı bir versiyonunu, -ne yazık ki- bundan yıllar sonra üzülerek izleyeceğiz yaşımız el verirse: Bizde de ‘iktidarın koruyup kolladığı’ bir takım vardı vakti zamanında diye!

İktidarın takımı nasıl oldular?

Süper Lig’de uzak ara liderliğini sürdüren Başakşehir, AKP iktidarının bir projesi aslında. Kulübün kuruluş tarihi her ne kadar 2014 olarak görülse de, AKP iktidarının İstanbul’u yönetmeye başladığı günden bu yana, yerel yöne timin koruyup kolladığı, kimi zaman parlattığı, kimi zaman arka planda tuttuğu bir yapılanma. Ancak, bu takımın yükselişi isim değişikliğinin yaşandığı günlere dayanıyor. 2014 yılının bir haziran akşamında alelacele, Meclis onayı alınmadan İBB 1. Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aile yakını Göksel Gümüşdağ ile 6 ortağına satılan ve şirketleşen Başakşehir FK, o tarihten sonra Türk futbolunun yükselen değeri oluverdi. Öncelikle Zeytinburnu’ndaki İBB tesislerine veda eden kulüp, AKP’nin ‘rant’ bölgesi ilan ettiği Başakşehir ilçesine taşındı, kulüp tescilinin yapıldığı haftada da kendilerine bir stat hediye edildi. Aslında stadın, yeni kurulmuş, kökü olmayan ya da söz konusu ilçeyle geçmişe dönük hiçbir bağı bulunmayan Başakşehir FK’ye devri bile, ‘iktidarın takımı’ damgasının belgesiydi. Ardından iktidarın inşaat sektöründeki ‘favorisi’ Kalyon İnşaat başta olmak üzere İstanbul’un İGDAŞ, Halk Ekmek gibi iştirakleri, ucundan kuyruğundan ‘Başakşehir’e bir el de sen at’ kampanyasına destek oldular.

Belki de Başakşehir’in ‘iktidar takımı’ olarak gösterilmesindeki en önemli kilometre taşı, kulübün kurucu ortaklarından Mehmet Nuri Ersoy’un 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu’na girmesiydi. Keza, kulübe son yıllarda isim sponsorluğu ile önemli destek sağlayan Medipol sağlık grubunun patronu Fahrettin Koca’nın da Sağlık Bakanlığı, Başakşehir, AKP, Saray bağlantısını net biçimde gözler önüne seriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, TV’lerde çekinmeden “Ben kurdum, şampiyonluğa gidiyorlar, taraftar desteklesin” sözü ise iktidar-Başakşehir bağlantıların en yetkili ağız tarafından bir tür tescili!

Hakemler el pençe divan!

İktidar, topuyla, tüfeğiyle, belediyesiyle, üst yönetimiyle bir takıma bu denli yaklaşırsa, doğal olarak ülkede futbolu yönetenler de o kulübe sıcak bakmak zorundadırlar!

Mesela, TFF’nin sahalara direkt etkide bulunan iki kurumu MHK ile PFDK'nın gözünde Başakşehir hep ayrıcalıklı.

Son 2 sezondur, canı hakem hatalarından yanmayan tek kulüp Başakşehir. Geçen yıl Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ’ın ‘diretmesi’ sonucunu getirilen Video Hakem Uygulaması (VAR) ne hikmet-i hüda ise hep Turuncu-Lacivertli takım lehine çalışıyor. Örneğin, Cüneyt Çakır gibi, Fırat Aydınus gibi, Hüseyin Göçek gibi, Bülent Yıldırım gibi deneyimli hakemler, düdük çaldıkları maçta pozisyon eğer Başakşehir’in aleyhineyse İstanbul ekibinin hakkını yememe adına dakikalarca VAR incelemesi yapabiliyorlar. Yok, pozisyon Başakşehir aleyhineyse, örneğin bu inceleme sonucu bir penaltı ya da kırmızı kart çıkacaksa, bu kez VAR’a gitmemek için akla-karayı seçiyor hakemler. Diğer maçlarda kendilerine yapılan en ufak itirazları kartla cezalandıran hakemler, konu Başakşehir olunca Emre ile Arda’ya ses çıkartamıyor, Futbol oyun kitabında yazan, “Oyun durduktan sonra topa vuran oyuncu ihtarla cezalandırılır” maddesi bile Saray'ın gözde takımı için işlemiyor, rakip Malatya olmuş, F.Bahçe olmuş hiç fark etmiyor!

Evet, Türkiye 2019 baharında böyle bir futbol coğrafyasının ortasında. Muhtemelen Başakşehir mayıs ayını gördüğü günlerde şampiyon olacak. Sistem gazeteleri, “Ligimizin yeni Şampiyonu” başlıklarını atacak. Ancak, ülke günün birinde rayına oturduğunda, spor insanları, futbol tarihçileri, ya da ‘tam bağımsız’ gazeteciler, 2018-2019 sezonunu hiç de iyi anmayacaklar, o kesin!