Cemre Ebüzziya: ‘Şiddetin sınıfsal ayrımı yok’

Oyuncu Cemre Ebüzziya çevrimiçi olarak gösterime giren son filmi “Kronoloji”de modern, şehirli ama şiddet gören bir kadını canlandırıyor. Ebüzziya ile filmi ve karantinayı konuştuk.

30 Nisan 2020 Perşembe, 17:46
Cemre Ebüzziya: ‘Şiddetin sınıfsal ayrımı yok’
Abone Ol google-news

Cemre Ebüzziya bu yıl üçüncü kez çıkıyor izleyici karşısına. Bu kez salonlarda değil ne yazık ki, zira salonlar kapalı bildiğiniz gibi, ama çevrimiçi olarak. başrolünü Birkan Sokullu ve Tansu Biçer ile paylaştığı “Kronoloji”de oratadan kaybolan bir kadını canlandırıyor. “Kız Kardeşler” (Emin Alper) ve “Kara Komik Filmler”de canlandırdığı karakterlerden bir hayli farklı bir karakter “Kronoloji”deki Nihal. Ali Aydın’ın çektiği film Başka Sinema ve BluTV işbirliği ile BluTV üzerinden vizyona girince biz de hemen Ebüzziya’ya ulaştık ve filmi, kadın meselelerini, oyunculuğa dair görüşlerini ve Uçan Süpürge Film Festivali’nden alacağı Genç Cadı ödülünü konuştuk.


“Kronoloji” koronavirüs salgını yüzünden salonlara çıkamadı ama Başka Sinema ve BluTV işbirliği ile internet üzerinden gösterime girdi. Öncelikle bu durumun sende yarattığı ruh halini, bunun sendeki karşılığını merak ediyorum… Ne düşünüyorsun?

Gönül isterdi ki filmimiz sinema salonlarında seyirci ile buluşsun ve sinema perdelerinin yarattığı büyü gercekleşsin. Galamızı sinemalarda seyirci ile yapmak paha biçilmez olurdu ama pandemi bildiğimiz tüm düzenleri etkilediği gibi sinema sektörünü ve bizi de etkiledi. Sinema filmlerini perdede izlemenin keyfi ve hissi bambaşka.  Ama yine de şanslıyız böyle bir dönemde filmimizi Başka Sinema ve BluTv’nin bu değerli atılımı ile online platformda seyirci ile buluşturabildik. Kurdukları yapıyı çok önemli ve ilerici buluyorum, umarım bu sayede vizyona bu dönemde çıkamayan bir sürü film seyirci ile buluşur. Hepimiz evdeyiz ve ne de olsa hepimiz sürekli film veya diziler izliyoruz:) 

Karantinaya nerede yakalandın bu arada?

Bir audition için Berlin’e gidip geldikten sonra İstanbul’a iner inmez kendimi karantinaya aldım. Sonrasında da karantina dönemi uygulanmaya başladı. Zor ve çok garip bir dönem, gelecekle ilgili hiçbir düşüncem ve anlayışım yok çünkü ilk defa bilmiyorum. Ne olacağını, nasıl bir dünyaya doğru gittiğimizi… Geçmiş ise bir o kadar uzak ve anlamsız kaldı. 

‘DENGENİN DEĞERİNİ ANLADIM’

Karantinada nasıl geçiyor zaman? Yaptıkların, yapamadıkların, özlediklerin…

Sürekli anda olmaya itiyor bu dönem beni. Mümkün olduğu kadar sakin bir biçimde bu pandemi surecini yasamaya çalışıyorum. Günlük ve daha basit şeylere sevinirken buluyorum kendimi. Şükran duyuyorum sahip olduğum bu küçük günlük heyecanlara çünkü unutmuştum onları. Hayatın ne kadar aslında yalın ve güzel olduğunu ve dengenin değerini anladım. Dengeler bozulduğu zaman hepimiz nasibimizi alıyoruz, artık bunu anlıyorum. Doğa ile girdiğimiz bu denge mücadelesinde yenildik ve her yerde yunusların cirit attığını, geyiklerin şehirlerin ortasında güle oynaya gezdiğini görmek içimi açtı böyle bir dönemde. 

Şanslıyım çünkü sevdiklerimin sağlığı yerinde  gerisi pek önemli değil. Her şeye adapte olduğumuz gibi üç-beş ay sonra buna da adapte oluruz, yeter ki değişime açık olalım. Ve mümkün olduğu kadar pozitif ve farkındalığımızı geliştirerek var olalım. 

Sen nasıl değerlendiriyorsun bu dönemi?

Bu dönemi oldukça nefsimi ve kendimi terbiye ve geliştirici olarak değerlendirmeye çalışıyorum. İzlemediğim filmleri izliyorum, kendime 1100 filmlik bir liste yaptım, günde iki film ile minik minik ilerliyorum. Okumadığım kitaplar, merak ettigim ama izleyemediğim tiyatro oyunlarını online arşivlerden izliyorum. İnanılmaz bir içerik var; Royal Shakespeare Company ve National Theater arşivlerini açtı ve oyunlarını izleyebiliyorsunuz kanepenizden. Müzeler kapılarını açtı, yine online gezebiliyorsunuz. Müthiş bir lüks. Daha ne isteyebilirim ki! Diğer yandan bedeni ve zihni esnek tutmalı, açmalı, yoga ve meditasyon yapıyorum temizlikten ve yemek pişirmekten vakit kaldıkça. Ev işleri pek bitmek bilmiyor! 


İKİYÜZLÜLÜK, PSİKOLOJİK BASKI VE ŞİDDET

“Kronoloji” sinemamızda örneklerine fazla rastlanmayan bir suç filmi. İçinde sürprizler de barındıran, sağ gösterip sol vuran bir film. Senaryoyu okuduğunda ne hissettin, neydi sana “Kronoloji”de oynamayı kabul ettiren sebepler?

Yonetmenimiz Ali Aydın filmin yurtdışı festival sürecinde soru cevaplarda filmi yapma sebepleri anlattı. İstediği şey 2009’da ülkemizde yaşanan korkunç bir kadın cinayetinin tüm gerçekliğini yüzümüze vurmaktı. Soruşturma suresi uzadıkça magazinleşen bu korkunç olayın ikiyüzlüğünü sergilemekti. Senaryoyu bu anlamda okuduğumda çok etkilendim. Baş karakterin ve etrafındaki onun gibi düşünenlerin karısına karşı yaşattığı eşitsizlik, önyargı, ikiyüzlülük ve psikolojik baskı ve şiddet… Sonunda Nihal’in ölümüne kadar onu sürükleyen süreç… 

Bütün bunlar anlatmak istediğim bir hikayeydi, çok güçlü ve yaşanan gerçekler. Özellikle hikayenin orta-üst sınıfa ait olması daha da ilgimi cekti. Şiddetin sınıfsal bir ayrımı olmadığını göstermek önemli. Ali’nin bir önceki filmi “Küf”u sinemada izlediğimde çok etkilenmiştim. Böylesine güçlü bir senaryo, görülmemiş ve farklı bir hikâye gelince hemen kapıldım “Kronoloji”nin büyüsüne. 

‘ÜÇ FARKLI KADINI OYNADIĞIM İÇİN ÇOK ŞANSLIYIM’

Emin Alper’in filminde köyde yaşayan bir kadını, Ali Aydın’ın çektiği “Kronoloji”de ise kentli, modern bir kadını canlandırdın. Tamamen farklı backgroundları olan bu iki kadın karakter arasında yine de bazı paralellikler olduğunu düşündün mü? Yakın zaman için bu iki farklı karakteri canlandırmak (bir de aslında Cem Yılmaz’ın filminde bambaşka bir kompozisyon çiziyorsun, onu da hesaba katabilirsin) seni hangi anlamlarda zorladı? Ve belki şunları da sorabilirim, hangisi sana daha yakındı, hatta bir oyuncu olarak bu senin için önemli mi, oynadığın role nasıl yaklaşıyorsun, kendi deneyimlerin de işin içine giriyor mu?

Oyuncu olarak tabii ki ne rol gelirse gelsin oynayan kişi hep benim. Ve mümkün olduğu kadar farklı roller secmeye çalışıyorum kendi vizyonum çerçevesinde. Çok şanslıyım ki bu sene üç tane bambaşka kadını canlandırabildim ve bu filmler ile dünyanın bir sürü festivaline gitme ve mesleğimden farklı insanlar ile tanışma imkanım oldu. 

Rolü kendime yaklaştırma veya benim karaktere yaklaşmam konusu önem verdiğim bir mesele. Dengeli olmalı ve karakterin dünyasına girmeliyim. Ortak bulabildiğim his veya deneyim karakterin omurgusına, “hikâyesine” hizmet etmeli. Benim işim onun hikâyesini anlatmak, ve bunu Cemre’nin birikimi, yaşamışlığı, hisleri ve düşünceleri ile yapmak. Karakter ne ben ne de başkası. Garip bir denge, ama bazı anlarda şöyle bir his oldugunda ah tamam doğru yoldayım galiba dediğim oldu: “Bir dakika bu Reyhan mı (“Kız Kardeşler”) yoksa ben miyim?” Çekim sürecinde anın içinde sahneyi çekerken oluyor bu düşünce. Bazı sahneler ile de bağ kuramadığım, çok zorlandığım, anda hiç olmadığım da oldu. 

Deneyim ve calışma ile hayatta yaşadıkça, olgunlaştıkça derinleşen ve arayışın hiç bitmediği bir sevda. Ne mutlu bana ki hiç bir limiti yok, sonsuz bir arayış, hiç bitmeyecek bir heyecan. Umarım zaman geçtikçe yıllanırım, derinleşir ve ulaşmak istediğim seviyeye bir gün ulaşırım. 

"Kronoloji"nin Busan'da (G. Kore) yapılan dünya prömiyerinde... 

‘UMARIM SON BULUR BU ŞİDDET VE EŞİTSİZLİK

“Kronoloji” bir yerde aslında kadına karşı şiddeti de ele alan bir film. Bu anlamda filmin cümlesi ya da söylemi ne sence? İzleyenler ne çıkaracak kadın meselesine dair?

Artık yaşadığımız korkutucu bir norm haline geldi. Ne kadar ürkütücü okuduğumuz ve izlediğimiz haberler. Özellikle böyle bir dönemde de şiddetin artması daha da sert ve eşitsiz. Filmin en deger verdigim meselesi şiddetin sınıfsal ve sosyo-ekonomik düzey ayırmadan, modern ve şehirli olarak adlandırabileceğimiz bir karı koca arasında geçiyor olması. Sanatın, sinemanın ve hikâyelerin gücüne inanan bir oyuncuyum, umarım bir farkındalık gelişir hepimizde. Umarım, umarım, umarım son bulur pek yakanda bir gün bu şiddet ve eşitsizlik. 

Didaktik bir yaklaşımı olmayışı da filmin meziyetlerinden biri, değil mi? İzleyiciden zihinsel bir çaba da bekliyor. Sen festivallerde izleyici ile birlikte izlerken ne hissettin? Film izleyiciyle doğru bir bağ kurabildi mi?

Evet farklı bir anlatım biçimi ama güzelliği de orada, seyircinin akan sulara kapılmasını diliyor, sürükleniyorsunuz hikâyenin yarattığı yaklaşıma. Ve bu sayede ilk önce “Ah kesin aldatıyor”, “çocuğu olmadığı için”, “kimdenmiş çocuk” veya “Nihal yüzünden çocukları olmuyormuş” önyargıları yaratırken hikayenin ilk bölümü, ikinci bölümü tüm gerçekliği ile yüze çarpıyor ve seyiricinin önyargısı ile kendini baş başa bırakabiliyor. Ali’nin kurduğu bu oyun açıkçası pek hoşuma gitmişti senaryoyu ilk okuduğumda. 

‘ARTIK SÜPÜRGELİ BİR CADIYIM’

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin bu yılki Genç Cadı ödülü sana veriliyor. Bu konudaki hislerin ne? 

Gurur verici, en heyecanlandığım ve mutlu olduğum ödül. Güçlü kadınlardan oluşan bir kadın festivalinde Genç Cadı secilmek. Çok şanslı bir sene oldu benim için böyle bir dönemde böyle bir haber, ne yalan söyleyeyim iyi geldi. Artık ben de süpürgeli bir cadıyım :) 

Yakın gelecekte hangi projeler var seni bekleyen? Kariyerine nasıl bir yol çizeceksin, Türkiye dışından gelen teklifler, ortak yapımlar vs var mı mesela? Bir de tabii karantina iş anlamında olumsuzluklar yarattı mı?

Açıkcası ne cevap vereceğimi tam bilemiyorum çünkü gelecek çok uzak geliyor. Hem umutluyum hem de akışına bırakmaya çalışıyorum hayatı, bilinmeyene doğru. Evet, vardı görüştüğüm projeler ama o kadar çok bilinmezlik var ki, sabırlı kalmaya çalışıyorum. Şu an her şey durdu ve herkes ne olacağını bekliyor ve tartmaya çalışıyor. Sinema tabii ki ölmeyecek ama önümüzdeki seneler biraz zorlanacağımız belli. Ama bu dönemden daha güçlü ve daha vurucu hikâyeler ile çıkacağımıza inanıyorum. Heyecanlıyım ileride yazılacak ve çekilecek filmlere.